Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 03 Nisan 2005 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Akademik ölçülere pek uymayan bir kişiliğim var"

Prof. Dr. Halet Çambel yılllarını Karatepe'deki Hitit kentinin kazısına verdi. Bu yıl Prens Claus ödülüne layık görülen Çambel "Büyüklerim bana Türkiye'nin ilk hippisi, yabancı dostlarım da Çingene derdi. Meslektaşlarım da kişiliğimi hâlâ yadırgıyorlar" diyor

YAPRAK ARAS

Halet Çambel henüz 29 yaşında genç bir arkeologken hocasıyla bir aslan başı bulur. Heykelin olduğu yeri kazmaya başlayan Çambel, böylece hem Hititlerin son kentini gün ışığına çıkarır hem de Hitit yazısının anlaşılmasını sağlar. Prof. Dr. Halet Çambel bugün 89 yaşında. Aslan başını buldukları Osmaniye'deki Karatepe'nin kazısını 60 yıldır yılmadan sürdüren Çambel her ne kadar bunlardan bahsetmeyi sevmese de yöreye yol ve okul kazandıran, bir bakıma kalkındıran kişi. Hayatı boyunca birçok başarıya imza atan Çambel bu yıl da Hollanda devletinin kültür ve kalkınmaya hizmet edenlere verdiği Prens Claus ödülünün sahibi oldu.
89 yaşındaki "genç kız" Çambel'in bir diğer tutkusuysa spor. Gençliğinde okçuluktan yüzmeye, kürekten biniciliğe, jiujitsuya kadar birçok spor dalıyla uğraşan Çambel, olimpiyatlara giden ilk Türk kadınlarından biri olma unvanını da taşıyor. Bugünlerdeyse vaktini daha çok dinlenerek geçiriyor. Günde 15 dakika yoga yapıyor. Karatepe'ye ise iş çıktıkça gidiyor.

Prens Claus ödülünü alırken, "Tuhaf bir kişi olarak bu ödülü almaktan mutluluk duyuyorum" demişsiniz. Niçin kendinizi tuhaf olarak görüyorsunuz?
Büyüklerim bana "Türkiye'nin ilk hippisi" derlerdi. Hippi gibi gezerdim. O vakit kızlar şapka takar, eldiven ve topuklu ayakkabı giyerdi. Bense şapka takmaz, eldiven giymezdim. Ayağıma da mokasen giyerdim. Mahallenin çocukları arkamdan koşardı. Sonra yabancı dostlarım da "Çingene" derlerdi; "Nerde yatar orda kalkar, Çingene gibi gezer". Meslektaşlarım da yaptıklarımı yadırgar, akademik bir kişiye uygun görmezlerdi. Hâlâ da akademik ölçülere uymayan bir kişi olarak görürler beni.

Hayatınızı Karatepe'ye adadığınız için mi?
Yalnız Karatepe değil, bütün yaptıklarım yüzünden.

Niçin Karatepe'yi gün ışığına çıkarmak istediniz?
O vakit ben asistandım. Bir Alman hocamız vardı. Hitit eserleriyle uğraşıyordu. Her sene gezilere çıkardık. Yine bir gezi sırasında Teke'deki Türkmen çobanlardan Kadirli'nin doğusunda bir aslan heykeli olduğunu duyduk. "Ya Hitit ya Roma'dır" diye düşündük. Gittiğimizde üzerinde iki tür yazı bulduk. Biri Semitik; Fenike yazısı, bir de hiyeroglif. Bunlar hiçbir zaman bir arada bulunmadı. Hitit hiyeroglifleri o zaman tam çözülmemişti. "İki ayrı dönem olabilir. Ama aynı şeyi anlatan iki ayrı yazıysa, hiyeroglifler de çözülür" deyip onun üzerine kazıya başladık.

"Kağıt kalem bizden, çocuklar sizden deyip köylü çocuklarına ders verdik"
Karatepe'nin gelişiminde de rolünüz çok büyük...
O bölgede hiçbir şey yoktu. En yakın okul beş saatlik yaya yoluydu. Biz de kazı yerindeki bir çardağın altına sıralar koyduk. Komşulara dedik ki "Hoca, kağıt, kalem bizden; çocuklar sizden". Ondan sonra herkes ders verdi. Mesela Sabahattin Eyuboğlu bir ara misafirliğe geldi. "Ben burada kalırım ve sabahtan akşama kadar ders veririm" dedi. O şekilde başladı. Sonra oraya yapılacak baraj için bir ekip geldi. Kerpiçten evler yaptılar. İşleri bitince Elektrik Etüt Müdürlüğü'ne gidip evleri istedim. Birini okul yaptık, birini öğretmen lojmanı...

Sizi şimdiye kadar en çok gururlandıran ödül Prens Claus ödülü mü oldu?
Prens Claus ödülü önemli bir ödül ama benim adıma Kadirli'de bir okul yaptılar. Benim için o daha büyük, önemli bir ödül.

Keşke yapmasaydım veya yapsaydım dediğiniz bir şey yok mu hiç?
Mesela Aşık Veysel ölmeden önce gidip görseydim diyorum. Ona çok pişmanım. Yakın dostumdu Aşık Veysel. İstanbul'a yolu düştükçe bize de gelirdi. Son derece değişik, olağanüstü bir kişiydi. Karatepe'ye de gelip okuldaki çocuklara türkü söyledi. Hâlâ söylerler Aşık Veysel'i, hatırlarlar.

Bundan sonra sırada neler var?
Kitabımın bir kısmı çıktı, kalanını bitirip kurtulmak istiyorum. Yük gibi oldu artık. Çünkü arazideyken sabah erken kalkıyorsunuz. Oturup yazmak için zamanınız olmuyor. Üniversitede de öğrenciler, dersler, ödevlerdi derken bir türlü oturup kendimi veremedim. Onun için de geciktim çok. Onu tamamladıktan sonra gideceğim. Dünyayı değiştireceğim.


İstanbul Üniversitesi Prehistorya kürsüsünü kurdu
1916'da Berlin'de doğan Halet Çambel, üniversite öğrenimini de Sorbonne Üniversitesi'nde tamamladı. 1940'tan itibaren İstanbul Üniversitesi'nde asistanlığını yaptığı H. Th. Bossert ile Karatepe'deki Asativataya antik kentinin gün ışığına çıkarılmasını sağladı. Bu keşif son Hitit kentinin ortaya çıkarılmasının yanı sıra Hitit hiyerogliflerinin de çözülmesini sağladı. Çayönü ve Keban Bölgesi Tarihi Eserleri Kurtarma ve Değerlendirme gibi pek çok önemli arkeolojik çalışmaya da imza atan Çambel, İstanbul Üniversitesi Prehistorya Kürsüsü'nün kurucusudur. Çambel, 1940 yılından beri şair, yapı ustası ve Ağa Han Mimarlık Ödülü sahibi Nail Çakırhan'la evli.

"1936 olimpiyatlarında Hitler ile tanıştırmak istediler, kabul etmedik"
Siz 1936 yılında Atatürk'ün özel isteğiyle olimpiyatlara giden ilk kadın sporculardan birisiniz...
Giderken Atatürk'ün özel isteği olduğunu bilmiyorduk. Meğerse "Kızlar da gitsin" demiş. Ben de o zaman eskrim yapıyordum. Paris'teydim. Türkiye'ye tatile gelecektim. Haber gönderip "Türkiye'ye gelme, Almanya'ya git" dediler. Apar topar gittik.

1936 olimpiyatları Hitler olimpiyatları olarak biliniyor...
Evet. Ama devletimiz göndermeseydi biz Hitler Almanya'sına gitmezdik. Çünkü 1936'da bu Nazizim olayları biliniyordu. Annem siyasi açıdan çok ileri görüşlü bir kadındı. Daha 1927'de kimse Hitler'i bilmezken "Hitler Almanya'yı, dünyayı mahvedecek" derdi. Bize olimpiyatlarda verdikleri mihmandar kız, "Sizi Hitler'le tanıştırayım" dedi. Tanıştırabilir miydi, ayrı hikaye ama biz "Kabul etmeyiz" dedik; istemedik.


"Atatürk ölünce Rum balıkçılar ağladı"
Atatürk'ü hiç gördünüz mü?
Çok görüyorduk. Arnavutköy'deki Akıntı Burnu'na motoruyla gelirdi. Onu görünce biz çocuklar koşup "Ya ya ya şa şa şa, gazi paşa çok yaşa" diye bağırırdık. Rum balıkçılar da "Ya ya ya sa sa sa, gazi pasa çok yasa" diye bağırırdı. Akıntı Burnu'nun arkasında Tudori ve Makro diye iki Rum meyhanesi vardı. Bir gün balıkçılar koyda balık tutarken Atatürk geliyor Tudori'ye. Balıkçılar da ellerini yapıştırıp camdan içeri bakıyorlar. Bunun üzerine Tudori kızıyor; "Pis elleriyle camlarımı kirletiyorlar" diyor. Ama Atatürk kapıları açtırıyor ve balıkçılara ziyafet çekiyor. Atatürk öldüğü vakit bütün Rum balıkçılar "O bizim arkadaşımızdı" diye ağladı. Bir başka gün de Dolmabahçe'den kaçıyor Atatürk. Arıyorlar, tarıyorlar, yukarı Boğaz'da bir balıkçıda balıkçılarla sirtaki yaparken buluyorlar.
Bir düğünde de gördüm kendisini. Çok büyük bir karizması vardı. Hareketleri, yürüyüşü bir yaban kedisi gibi yumuşaktı.


"Nazım Hikmet çok alımlı ve çekiciydi"
Kocanız Nail Çakırhan'la tanışmanız nasıl oldu?
Ben Paris'teydim. Mina (Urgan) benim en yakın arkadaşım. O vakit Ses mecmuası çıkıyordu. Nail de orada şiir yazıyor. Mina da bana anlatırdı; şunlar var, Abidin Dino, Nail var falan diye. Ben Türkiye'ye gelince de tanıştık. Zaten İstanbul çok küçüktü o zamanlar. Orhan Veli, Sabahattin Ali, Sabahattin Eyuboğlu, Bedri Rahmi Eyuboğlu... Ne kadar yazar çizer varsa birbirini tanırdı. Aynı arkadaş grubunun içinde tanıştık.

Nazım Hikmet de sizin çok iyi dostunuz...
Esas Nail'le çok iyi arkadaş. Nail uzun zaman onlarda kalmış. Nazım benden çok büyük. Bizim akrabalık ilişkimiz var çünkü Nazım'ın halası, benim amcamın karısı. Son derece alımlı, çekici ve karizması olan birisiydi.



PAZAR
"Hepsi senin suçun Zuhal abla"
"Balıklara bir şey olur diye altı ay uyumadık"
"Akademik ölçülere pek uymayan bir kişiliğim var"
"Azınlık Raporu" gerçek oldu
Konak Meydanı yeniden canlandı, Kastamonu konakları turist çekti
'Futbol onları doğru yolda tutacak'
NY Times'ın 'keşifleri'
Evlendikten sonra neden kilo alırız!
Politika şaraba da girdi!
Bu fuar ağzının tadını bilenler için
Milliyet Sanat'ta bu ay Yılmaz Güney var
Taksim Square yenilendi
Köpeksiz bir tatil mi? Asla!
"Herr Duvaren son einder"
İlkbaharda Alaçatı
Caravaggio yine kalplerde
Şehzadebaşı denen semt
"Seni ö'rtmene söylücezzz"
Uzun uzun uzaklara bakanlara





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
NEVSAL ELEVLİ
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2005 Milliyet