|
 |
|
|
Uzun uzun uzaklara bakanlara
Bugün size yedi şairin son kitaplarından, onları okurkenki ilk izlenimlerimden söz edeceğim
Sıradan kitap okurluğundan edebiyat okurluğuna adım attığım yıllarda şiirin nabzı dergilerde atıyordu. Şiiri Varlık'ta, Yeditepe'de, Türk Dili'nde, Seçilmiş Hikâyeler'de izliyorduk. Kitap pek az yayımlanıyordu. Ayda iki, bilemedin üç şiir kitabı. Onlar da zaten daha önce okuduğumuz, ezber ettiğimiz dizelerden oluşuyordu.
Ne çok dergi var şimdi... Her ay yüzlerce şiir... Ama nabız onlarda atmıyor artık. Yapay bir bolluk içinde boğuluyor şiir. En pırıltılısı bile sayfalarda ışımıyor.
Şiir kitaplarda izleniyor şimdi. Neredeyse her gün bir kitap yayımlanıyor. Canlılık onlarda.
Bugün yedi şairin son kitaplarından, onları okurken ilk izlenimlerimden söz edeyim.
"Foklar Söyledi Ben Yazdım" (Süreyya Berfe, Yapı Kredi Yayınları): Süreyya kim bilir kaç yıllık arkadaşım. Soyadını Berfe'ye çevirmeden önce, Kanıpak olduğu yıllarda bile kendi şiirinin damarını bulmuştu. Ağır ağır, sabırla ilerledi o damarda. Acele etmedi. Şamata da etmedi. Çıkardığı madeni yalın takılara çevirdi.
11'inci kitabındaki şiirleri fokların ağzından yazmış. Akdeniz fokları için bir şeyler yapmak istediğini söylüyor. "Belki insanların dikkatini şiir aracılığıyla çekeriz" diyor.
Kitap, Süreyya'nın "şiir çalışmaları"ndan bu yana sürdürdüğü kısacık şiirlerden oluşuyor -onlara başkaları gibi "haiku" demek içimden gelmiyor benim. Olsa olsa anlık pırıltılar diyebilirim: "Sizin çocuklarınız / denizde / taş sektirir. / Bizimkiler / gözyaşlarını."
"Keder Gibi Ödünç" (Haydar Ergülen, Yasakmeyve Yayınları): Haydar'ın şiirlerinde baştan beri dikkatimi çeken ilk özellik, yoğunluğun son derece dengeli kurulması. Kimi şairler vardır, yazdıkları bir imgeler bombardımanıdır sanki. Tek şiirleri bile "şiirler yığını"dır. Sözcükler, dizeler arasında soluk alamazsınız. Bu yüzden, taşıdığı güzellikler de gümbürtüye gider.
Haydar'ın yazdıklarını okurken bunalmıyorum. Yalınlık içinde akan şiirin tadını alıyorum. "Keder Gibi Ödünç" onun en sevdiğim kitabı oldu. Sanırım uzun süre elimin altında olacak.
"Kilitli Defter" (Fergun Özelli, Digrag Yayıncılık): Fergun ilk kitabını 1985'te yayımlamış. Ama benim dikkatimi dört yıl önce çekmişti. Fısıltılı, kendine güvenli bir sesi vardı. O ses kendine özgüydü de. 10 şiirin dokuzunda rastladığımız "ortak şiir dili"yle konuşmuyordu.
Bu kitabı "mensur şiir"lerden oluşuyor. Çok güç bir türdür bu. Düzyazıya kayma ya da şiirde gerekli ekonominin dizginlerini koyverme tehlikelerini içerir. Fergun bu tuzaklara düşmemiş.
"Çağlaçakır" (Ahmet Günbaş, Papirüs Yayınları): Ahmet'i "kenti arşınlayan çöl gezgini"ne benzetmiştim. Son kitabında kendine özgü yolculuğunu sürdürüyor. Coşkuyla. Onun şiirinin anahtar kelimesi belki de budur: Coşku. Bırakıyor sözcükleri -onlar da başıboş, dörtnala koşup bir yerlerde birleşiyorlar, şiiri oluşturuyorlar.
Ahmet'in şiirlerinde sanki üstlerinde uzun uzun çalışılmamış gibi bir hava var. İlk yazdıkları biçimde noktalanıyorlar gibi. Başka şiirler için "kusur" sayılabilir bu ama Ahmet'in şiirleri söz konusu olunca bir "özellik". Bu özelliğini sakın yitirmesin.
"Zifir" ve "Babek" (Tuğrul Keskin, Everest Yayınları): Tuğrul'dan iki kitap birden. "Zifir", Yunus Nadi Şiir Ödülü'nü almıştı. Sanki özel bir mitologyanın dizelere dökülmesi... Ayrı ayrı şiirler, kitap olarak bir bütünlüğü oluşturuyor. Bir şiirdeki imgenin ipuçlarını başka bir şiirde buluyorsunuz.
"Babek" de öyle. Ama o zaten 90 sayfalık tek şiir. Bu tür öykü-şiirlerde ya öyküden ödün verilir ya şiirden. Tuğrul dengeyi sağlamış.
"Aşıkhava Sineması" (Halim Yazıcı, Yom Yayınları): Halim Yazıcı çok sık kitap yayımlayan biri değil. 23 yılda beşinci kitabı bu. O da gürültüden medet ummayanlardan. Fısıltıyla olmasa bile alçak sesle konuşanlardan. 1940'lar şiirinin izini sürüyor. O yalınlığı korumaya çalışıyor. Belki bu yüzden, ilk okuyuşta çarpmıyor okuru; ama okudukça ortaya çıkıyor, zenginleşiyor.
"Söyle" ve "Asya" (Ertan Yılmaz, Yom Yayınları): Ertan'in şiiriyle geçen yıl karşılaşmıştım. Seçiciler Kurulu'nda bulunduğum Homeros Şiir Ödülü'ne gönderdiği dosya ilgimi çekmişti. Ödülü Zeynep Uzunbay'la paylaştı.
Şimdi iki kitap birden yayımladı Ertan. Henüz 19 yaşında ama şiirin kaynağına inmeyi başarmış. Onu bulmanın coşkusunu yaşıyor.
İleride Ertan'dan çok söz edilecek.
* * *
Yine Süreyya Berfe'ye döneyim. Bir şiirinde foklar, "Uzun uzun uzaklara bakarız" diyor.
Uzun uzun uzaklara bakanlar... Foklar mı? Şairler mi?
Uzun uzun uzaklara bakanların şiirlerini okuyun. Onların baktığı yerde olun.
|
|
|

|