|
Pire berber iken, deve tellal iken...
BİR Japon ressamı, "gerçeküstücü" olduğu duyurularıyla bir sergi açmış. Resimde Japon sürrealizminin ne olduğunu merak eden sanat severler dolmuş sergiye...
Sergide sadece büyükçe bir tablo varmış. Tabloda yemyeşil ormanlar içinden geçerek ufukta kaybolan bir yol görünüyormuş.
Sanat severlerden biri, eserinin başında duran Japon ressama yaklaşmış:
- Resminiz çok güzel ama, demiş; neresi "gerçeküstücü" doğrusu anlayamadım. Hepimizin bildiği bir peyzaj resmi yapmışsınız...
Japon ressam:
- Durun göstereyim size, demiş.
Ve tüm izleyicilerin şaşkınlığı önünde, tablosundaki ormandan geçen yola girip, yürümüş, yürümüş, yürümüş, gözden kaybolmuş.
* * *
Tablosunun içindeki yoldan yürüyüp kaybolduktan sonra da, kime rastlamış biliyor musunuz?
Sırtındaki iki çuvalda yasaklanmış, koltuğunun altında da toplatılmış kitaplarla; yolunu bulmaya çalışan Türk demokrasisine...
* * *
Yaşlıca bir hanım, bir röntgen uzmanına gitmiş:
- Sizde, demiş; insanların içini gösteren bir alet var değil mi evladım?
Doktor:
- Evet hanımefendi, demiş; radyografi...
Yaşlı kadın, elinde tuttuğu etiketsiz bir konserve kutusu uzatmış doktora:
- Kuzum, demiş; şu konserveye de bir bakar mısınız; etiketi düştüğü için bilemiyorum içindeki bezelye mi, kuru fasulye mi?
* * *
AB diplomatları da en sonunda X ışınlarına başvurmak zorunda kalmışlar bizim demokrasinin içinde ne olduğunu anlamak için. Çünkü bir türlü karara varamamışlar, "insan hakları" mı var; yoksa sadece tatava mı?
* * *
Bektaşi babasına sormuşlar:
- Baba erenler, yürürlüğe konması 2 ay ertelenen yeni TCK, özellikle medya açısından neye benziyor?
Baba erenler:
- İktidarın elinde bir samuray kılıcına benziyor, demiş; tabii ustaca kullanılırsa...
- Nasıl yani?
- Üç samuray birbirlerine kılıç gösterisi yapıyorlarmış. Birincisi, o sırada havada uçmakta olan bir sineğe doğru kılıcı bir sallamış; ikiye bölmüş sineği. İkincisi, çok acemice bulmuş bunu ve havadaki bir başka sineğe doğru iki kez şimşek gibi sallamış kılıcını ve dörde bölmüş sineği. Üçüncü samuray ise, dudağını bükerek, gaddar bir küçümsemeyle bakıyormuş ikisine de... Birden o da çekmiş kılıcını ve havada vız vız vız diye uçan bir başka sineğe doğru hışımla sallamış. Ama sinek sürdürmüş uçmasını, vız vız vız... Her iki samuray da, kahkahalarla gülerek:
"- Iskaladın, demişler.
Kendini, her ikisinden de üstün gören samuray:
"- Ben mi ıskaladım, demiş; istediği kadar vızıldayıp dursun, şimdi; nesini kestim onun ben, biliyor musunuz; çükünü...
* * *
Nasreddin Hoca'ya:
- Hoca, demişler; kulislerde liderlerine karşı eleştiri dedikoduları yapan siyasetçiler hakkında ne düşünüyorsun?
Hoca:
- Bir kabadayının, demiş; yere bir daire çizip ortasına oturttuğu sarhoş bir berduşu hatırlatıyor bana onların durumu...
- Anlamadık Hoca, ne demek istiyorsun kabadayının yere çizdiği daire ortasına oturttuğu berduşla?..
- Kabadayının biri, kendisinin ayağına takılan sarhoş bir berduşa kızmış ve yere bir daire çizerek ortasına oturtmuş üstü başı dökülen sarhoşu. Sonra da:
"- Bak demiş, bu dairenin dışına adımını atarsan, anamı şey etmiş olursun, karışmam yani!
- Eeee, sonra?
Hoca tamamlamış fıkrasını:
- Kabadayı çekip gittikten sonra, berduş hemen doğrulmuş ve bir ayağını yerdeki dairenin dışına basıp kaldırmaya başlamış. Kendisini görenler:
"- Ne yapıyorsun böyle, diye soruyorlarmış.
Berduş da, hepsine aynı yanıtı veriyormuş:
"- O namussuz hergelenin anasını şey ediyorum...
* * *
23 yaşında tahta çıkan II. Mahmut döneminde, Münasebetsiz Mehmet Efendi diye nam salmış biri varmış.
Münasebetsiz Mehmet Efendi ile ilgili bir yığın yakıştırma dolaşırmış ortalıkta. Onlardan biri de şuymuş:
Bir gün II. Mahmut, Münasebetsiz Mehmet Efendi'yi merak edip huzuruna getirtmiş.
Münasebetsiz Mehmet Efendi, el etek öptükten sonra, boynu bükük öyle duruyormuş ayakta.
Padişah:
- Hadi bir şey söyle bakalım, demiş.
Münasebetsiz Mehmet Efendi, melül melül yüzüne bakmış II. Mahmut'un:
- Affedersiniz sultanım, demiş, peder-i aliniz zurna çalar mıydı?
Genç padişah gülmüş:
- Hayır çalmazdı, demiş.
- Bendenizinki de çalmazdı.
Ve orada bitmiş konuşma...
* * *
Münasebetsiz Mehmet Efendi, şimdi sağ olsa ve adları zaman zaman gazete manşetlerinde, bazı yolsuzluklara karışmış oldukları iddiasıyla yayımlanan kodamanlarımızdan birinin huzuruna getirilse, herhalde sadece şunu sorardı:
- Peder-i aliniz de çalar mıydı?
* * *
Cahit Sıtkı'nın bir şiiriyle bitirelim yazıyı:
Hepsin Beter
Kimi insan derbeder,
Ömrünü heba edip gider.
Kimisi maişet derdine düşmüş,
Rahattan bihaber.
Olmayacak işler peşinde,
Kimisi taban teper.
Kimisi dul, kimisi öksüzdür;
Alınyazısı kahreder.
Aklından zoru var kiminin;
Merhamet ister.
Ben sevda çekerim,
Hepsinden beter.
c.altan@prizma.net.tr
|
|