Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 09 Nisan 2005 / Cumartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bize Tanrının lütfu değilsiniz!

Sarıkız'ın Anıları


Köşemizin bu haftaki konukları, sanat camiamızın yaşını başını almış ve uzun yıllar sahnelerde eserlerini terennüm etmiş ama bir türlü gelişemeyen hoşgörüleri ile buldukları her mikrofona sivri sivri laflar eden ve kendilerini bizlere Tanrının bir lütfu sayan "sanat" mensubu arkadaşlar... Mekan; Kanal D-"Zaga" stüdyoları... Saat; üç. Kalan üç kuruşluk uyku artığı dikkatimizle ama büyük bir zevkle Okan'ı izliyoruz, "Tanrım, zeka sen ne önemli şeysin" diyerek... Programa önce, herhangi bir konuda kompleksiniz ve korkularınız yoksa, pekala zevkle seyredebileceğiniz Tuğba Ekinci kızımız geliyor. Düzgün vücudu ve güzel yüzü ile, en azından uykumuzu açacak şok dansları ile şarkısını söylüyor. Sonra yerine geçip oturuyor. A! O ne? Yanındaki diğer solist kızımız Göksel'imiz -ki nazenin sözcüğü yanında pek kaba saba kalır- biraz tedirgin oluyor. Yüzünde, "Bu 'kaka' şeyi de kim koydu şimdi yanıma?" gibi bir anlam. Bu arada durumun farkında olanlar ve müthiş eğlenenler Okan ve Tuğba tabii. Tuğba elini Göksel'in arkasına, koltuğa koyup bir şey soruyor. Belli ki biraz samimiyet kuracak. Amma velakin ipekböceğimizin cevap verirken hicap dolu yüzü kıpkırmızı oluyor ve sesi titriyor. Hatta başını çevirmiyor bile öte yana. Gamzesinin kıpırtısından anlıyoruz ki, "Muhatabım değilsin" demek istiyor o orası burası oynayan Tuğba'ya. Sevgili Bayülgen olayı derhal kavrıyor ve bu ince hastalıktan mustarip "Hıçkırık"ın Nalan'ı gibi son nefesini vermek üzere olan biçareyi sahneye davet ediyor. Sonrası üzerinde Sinbad kıyafeti ile aman bir oynama bir söyleme! Anlıyoruz ki maksat yeni çıkan kasetinin tüm şarkılarını tanıtmakmış. Peki, sabahın köründe bizim günahımız ne?
Bitmiyor sevgili okurlar, derken bir üstat kükrüyor ininden, pardon yerinden; kendileri Mustafa Keser biraderimiz. Önce haddini bildiriyor "üç kuruşluk şarkıcı kıza". Sonra sabah saat dört suları itibarıyla kültür ve müzik konusunda hatta Tülin-Caner'in, Tülin'ini bilemeyecek kadar kaliteli kişiliği ile ve zatıalilerine yaraşır şekilde pabuç kadar laflar ederek bizi ve Tuğba'yı aydınlatıyor. Ama ne ayıp, bu "faideli bilgiler" Tuğba'nın umrunda bile olmuyor. File çoraplı sütun bacaklarını üst üste atıyor, "Benim de buyum var" gibilerinden. Müzikhol sahibi patron şarkıcımız buna daha da içerliyor, "İşkilli büzük dingildermiş" diyor ansızın. Ve ekran başında bizler "büzük"ün, "öreke" gibi bir yün eğirme aracı olması için dua etmeye başlıyoruz. Hele "işkilli" ve "dingildemenin" ne anlama geldiğini hatırlayanlar birbirimizin suratına bakamıyoruz, dermişim. Ne bakamaması kahkahadan geberiyoruz. Bir tek 23 yaşındaki oğlanı "Büyüklerine mesafeli ol çocuğum" diye uyarıyorum, uzandığı yerden Tuğba'ya hayran hayran bakıp "Baba bence bütün kızlar biraz dingildemeli" dediğinde o da...
Bu arada bizim nacak maalesef susmuyor. (Bu programdan sonra balta, daha da ufalıp nacak olacak.) Kah Türkçesinin düzgünlüğünden dem vuruyor. Kah yeniyetme şarkıcı gençleri ayıplıyor. Bir ara Ferhat Göçer'in (en şaşkın konuk) çıkaracağı "Anadolu Aryaları" isimli albümünün "arya" olmasına sinirleniyor. Derken Okan hince bir şey atıyor ortaya, "Bir tatlı huzur almaya geldim Kalamış'tan"ı kim bakalım daha iyi söyleyecek şeklinde. Sırayla döktürüyor solistlerimiz. Keser fena çuvallıyor, Ferhat iyi söylüyor (diğer şarkılarında daha müthiş) ama ağlak suratlı kızımız Göksel'imiz en iyi şekilde terennüm ediyor parçayı ve şahsen beni şaşırtıyor.
Sonuç, "Sabahın kuşluk vaktinde bizim suçumuz nedir?" sorusu geliyor aklımıza. Yani Keser kardeşimiz orada bulunan meslektaşlarını kıymık kıymık yontmak istiyorsa, gerçekten bizim günahımız neydi diye düşünüyoruz. Cevabı Bayülgen'i sevmenin bedeli galiba.

Not: Bir de dua etsinler o saatte Timur Selçuk ayakta değildi. Yoksa açar telefonu hepsine huzur nasıl alınır gösterirdi. Laf aramızda bir Münir Nurettin hayranı olarak söylüyorum, çok da haklı sayılırdı.


Bilin bakalım "cancana" nedir?

Sevgili altın kalpli okurlarım! Bu haftadan itibaren size olur olmadık zamanlarda bu önemli soruyu soracağım; diyeceğim ki "cancana" nedir? Bakalım yürüteceğiniz tahminler içinde en yakın cevap hanginizden gelecek. "Peki bilirsek ödülü ne olacak?" diyecek kadar sarsak bir okuyucu gurubu olmadığınızı biliyorum. Ama "İlla hediye isterim!" diyen çıkarsa, Milliyet'in ve Sarıkız ortamının ciddiyetine yaraşır şekilde bir şeyler düşüneceğiz elbet. Sizler eminim "cancana"yı merak etmeye başladınız bile. Hemen bir hatırlatma yapalım, bu "cancana" hepimizi ilgilendiren bir konu. Bir ucunda siz duracaksınız, diğer ucunda canınız kadar sevdiğiniz birileri...
Hadi bakalım tahminleri rica edeyim.

Yazara e-mail



CUMARTESİ
"En iyi kadın basketbol takımı en başarısız erkekleri yenemez"
Emekliliği kısa sürdü
"Çocuğuz ama şarkılarımız büyükler için"
Şimdi senarist, pek yakında yönetmen
Bulaşık makinesinden kuş, buzdolabından denizatı
Türklere flamenko öğretmeye başlıyor
Kuaförlere 'saç modası' dersleri
Türk sineması 90 yaşında
Güneş sıcak yüzünü gösterecek
Girdaplar 7: AşkGirdaplar 7: Aşk





DONATELLA PİATTİ
Sarıkız'ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2005 Milliyet