|
 |
|
|
Ulusoy'a geçit yok!
Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin'i karşımızda bulmuşuz ya. Kafamı kurcalayan soruyu gevelemeden sordum kendisine.
Futbol yasası revize edilirken federasyon başkan adaylarına yükseköğretim şartı getirilmesinin bizzat Haluk Ulusoy 'u hedef alıp almadığı konusunu merak ediyordum.
Sayın Şahin doğrudan "evet ya da hayır" diyemedi. Akıllıca bir manevrayla diğer özerk federasyonların kendi statülerini hazırlarken yükseköğretim maddesi koyduklarını, dolayısıyla futbol için de benzeri bir uygulamanın yadsınmaması gerektiğini söyledi.
Aralık ayında yapılan federasyon başkanlığı seçimleri öncesi yönetmelik değiştirilerek başkan adaylarında aranan tahsil şartının kaldırıldığını anımsattığımızda ise bakan son derece nazik bir tarzla, futbol yasasının öngördükleri şekilde çıkması için kararlı olduklarını hissettirdi bize!
Sorumun yanıtını net bir şekilde alamamıştım. Ancak Sayın Şahin'in vermek istediği mesajı anlamıştım. Levent Bıçakcı ve ekibi için "güvenilir, iyiniyetli, dürüst, çalışkan" nitelemelerini yapan bakanın, ufukta yeni bir seçim ortamı ve kaos görmek istemediği belliydi.
Ne de olsa seçilirken (!) katkı sağladıkları, perde gerisinde destek verdikleri bir federasyonun istikrarı, her ne kadar siyaset ve futbol birbirinden ayrı kalmalı dense de hükümetin prestijiyle de doğru orantılıydı.
Beyler uyanın
İki hafta önce oynanan Muşspor - İDÇ Genel Müdürlüğü Spor üçüncü lig karşılaşmasında yaşananlar, Türkiye'de futbolun süper lig ekseninde döndüğünü sananlar için elbette fazla bir anlam ifade etmiyor.
Dört futbolcusu toplam 30 maç, yanlış okumadınız otuz maç ceza alan Muşspor'un dört maç sahasının kapatılmasına yol açan olaylar, nasıl bir sosyal patlamanın eşiğine geldiğimizin ürperten bir göstergesi aslında.
Neler yaşanmamış ki o 2 numaralı toprak sahada. Maç öncesi konuk takım soyunma odası basılmış. Rakip takım futbolcularının başlarından aşağı çaydanlık ile kaynar su boca edilmiş. Sahaya çıkarken Allah ne verdiyse yemişler sopayı. Isınma sırasında da sürmüş saldırılar. Küfür, tehdit, taciz. Kaya parçaları, taş, çakmak yağmış sahaya. Kıyamet İDÇ'li futbolcu golü atınca kopmuş. Uçan tekmeler, yerde yatan oyuncunun kafasına acımasızca inen kramponlar, yumruklar... Özel timciler eşliğinde panzerle stattan çıkarılan hakemler. Ortalık savaş alanına dönmüş. Adları Şeyhmuz, Turan, Fırat ya da Hakan olmuş ne fark eder? Futbol oyunu bir linç girişimine çevrilmiş Muş'da.
Bunlar Aysberg'in görünen yüzü. Her hafta benzeri onlarca çirkinlik yaşanıyor futbol oyunu adı altında Anadolu'da. Kimin umrunda?
Beyler uyanalım artık. Bırakalım ağız dalaşını, kimin daha büyük olduğu tartışmasını...
Futbolun temeli dinamitleniyor oralarda. Seyretmeye devam edersek bu duyarsızlıkla, hiç şüphe etmeyin yakında başımıza çökecek bu koca bina.
Avrupalı tahkim
Tahkim Kurulu önce Emre Aşık, ardından Carew'i cezadan kurtarırken olaya en çok içerleyenlerin başında Futbol Federasyonu Başkanı Levent Bıçakcı gelmişti. Beşiktaş'ın imdadına hızır gibi yetişen Tahkim Kurulu'nun kararları federasyon başkanını rahatsız etmişti.
UEFA Disiplin Kurulu geçtiğimiz günlerde Parma maçında top toplayıcı çocukların saçını çeken ve tüküren kaleci Ramazan'a üç, Tümer'e ise iki maç ceza verdi. Beşiktaş Kulübü de vakit yitirmeden UEFA Tahkim Kurulu'na itirazda bulunacağını açıkladı.
Kaderin cilvesine bakın ?
Bildiğiniz gibi UEFA Tahkim Kurulu Asbaşkanı Levent Bıçakcı. Sanırım Bıçakcı Beşiktaş'ın itirazının görüşüleceği toplantıya taraf olduğu için katılmayacak.
Katılsaydı Ramazan ve Tümer'in lehine mi olurdu bilmem ama, görünen o ki Beşiktaş bu kez Avrupalı Tahkim'de umduğunu bulamayacak.
Ooof Offf...
Frenlemeye çalışsalar da Galatasaraylı yöneticilerin agresif tavırlarını, beklenmedik çıkışlarını çok iyi anlıyorum. Tarihinin en ağır ekonomik travması, kulübün yüzüncü kuruluş yılına denk geldi.
Seyrantepe projesi tam bir muamma. UEFA kulüp lisansı için bin dereden su getiriliyor, futbolculara "kulüpten alacağım yoktur" belgesi imzalatılmak isteniyor. Borç yüzmilyon doları aşmış. Ali Sami Yen Stadı sil baştan hazırlanıyor.
Bunca olumsuz koşul altında sahada sportif başarı, futbolcudan şampiyonluk isteniyor.
Mütevazılığını her daim korumaya çalışan Özhan Canaydın ise belki de gelmiş geçmiş en talihsiz başkan.
Baksanıza; sadece dış faktörler ve karşısında dağ gibi duran sorunlarla değil, modası geçmiş yöntemleri kullanarak Galatasaray'a zarar veren kendi yöneticileriyle de uğraşmak zorunda.
Tüm bu olumsuzluklara karşın eğer Galatasaray sezon sonunda şampiyonluk ipini göğüslerse, inanın Türk değil, Dünya futbol tarihine geçmeyi hak etmiş demektir.
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|