|
İnsanın içini acıtan şehir: Beyrut
Lübnan'da demokrasi rüzgarı - 8
Beyrut, insanın içini acıtan bir şehir. Yaşadıklarıyla öyle. Başını nereye çevirsen, kiminle konuşsan iç savaşın izleri... Ne kadar hazin!
Yaşlı bir çifti tanıştırıyor bana. Sonra da anlatıyor. Bir gün oğlunun evine uğramış, kan gölü. Oğlu, gelini, torunları hepsi bir köşede... "Böyle bir katliama tanık olan adam hâlâ nasıl yaşayabiliyor, şaşıyorum" diye ekliyor.
Acısı olmayan aile yok gibi.
Dile kolay, yüz yetmiş bin kişi ölmüş iç savaşta. Bütün Lübnan nüfusunun yüzde altısı. On beş yıl boyunca çekilen acıları anlatırken, "Yüreğimiz kanadı, ruhumuz başkalaştı" diyen meslektaşımı hatırlıyorum. Hüzünlü yüz ifadesi gözümün önünde.
Ama ne yazık ki Beyrut'un hâlâ trajediye doymamış bir hali var. Akşam güneş batıp sokaklardan el ayak çekilince, uzaklardan arada bir kulaklara çalınan bomba sesleri maalesef kâbus senaryoları yazdırıyor.
Akdeniz'in maviliğine tepeden bakan stüdyosunda, "Hakikaten korkuyorum" diyor ressam Hüseyin Madi, "Yeniden savaş olacak diye korkuyorum."
1975'te önce Hıristiyanlarla Müslümanlar birbirlerinin gırtlağına sarılmış. Sonra Filistinlilerle Hıristiyanlar... Anlaşılan yetmemiş, arkasından Hıristiyanlar ve Müslümanlar bu defa kendi içlerinde hesaplaşmaya, birbirlerini tüketmeye çalışmışlar.
Tüketememişler!
Sonra barış gelmiş 1990'da. Yine birlikte yaşamaya başlamışlar. Ve her seferinde aynı soru: Peki o zaman ne diye birbirlerini kesmişler?..
Solidere'de, Saat Kulesi'nin karşısındaki L'Etoile kahvesinde kimsecikler yok. "Refik Hariri suikastına kadar buralarda iğne atsan yere düşmezdi." Hariri, suikasttan beş dakika önce burada kahvesini içmiş, ölüme gitmiş...
1993'te bu bölge harabe halindeydi. İç savaşın bütün korkunçluğunu çarpıyordu insanın bilincine. 1995'in Saraybosna'sından beterdi.
İkindi ezanı okunuyor.
Sesi güzel...
Meydana bitişik kilise mücevher kutusu gibi. Aslına uygun yeniden inşa edilmiş... On sekiz değişik din ve inanç grubunun yaşadığı bu güzelim toprakların kimyasıyla yeniden oynanacak mı?
Yürekler yeniden kanayacak mı?
Bombalar ve caz
Elimde Gabriel Garcia Marquez'in kendini anlatan son kitabı. İç kapakta, "Hayat, yaşanan değildir. Kişinin hatırladıklarıdır hayat, nasıl hatırladığıdır." yazıyor. Marquez, özyaşamöyküsünü yazmaya böyle koyulmuş...
Beyrut'ta ben de herkese iç savaş yıllarını soruyorum. Blue Note, bir caz kulübü. New York'takiyle isim benzerliği var. Batı Beyrut'ta, son derece kozmopolit bir semtte. Bizim masamız da öyle. Bir Sünni, bir Şii, bir Rum Ortodoks ve iki Alman.
Fena çalmıyorlar.
Michel'e bakıyorum. Yirmi küsur yıl önce tanımıştım. Cengiz iç savaş yıllarında İstanbul'a, Cumhuriyet'e getirmişti. İsrail'in Lübnan'ı işgal etmeye başladığına dair haberler gelince, birlikte arabaya atlayıp Suriye üzerinden işgal altında Beyrut'a ulaşmayı başarmışlardı.
Saçı sakalı bembeyaz Michel'in.
"İç savaş sırasında, bombalar patlarken de gelirdik Blue Note'a, caz dinlerdik. Hayata tutunmamızı sağlardı. Binanın üst katları yıkılmış, bir tek zemin kat, burası kalmıştı" diye anlatıyor Michel, hüznün hiç eksik olmadığı yüz ifadesiyle...
Karşımda oturan Lübnanlı aydın, eşi Alman gazeteciyle önemli bir belgeselin altına daha yeni imza atmış. İsrail'in Lübnan işgali sırasındaki Sabra ve Şatila katliamını yapan bazı Hıristiyan milisleri bulmuş, onları konuşturmuş. Belgesel, son Berlin Film Festivali'nde ödül almış...
Hayaller ölmez!
İki meslektaşım da yakın gelecek hakkında iyimserlik içinde değiller. İşlerin iç savaşa varacağına ihtimal vermiyorlar. Ama bir şeylerin olacağını, Suriye'yle işbirlikçilerinin bir şeyler pişirdiklerinden kuşkulanıyorlar.
Yürekler yine kanayacak mı?
Evet, bu şehir insanın içini acıtıyor. Sanki her şey hazin bu şehirde, hüzün verici... Ama aynı zamanda o kadar güzel ki... Şehitler Meydanı'ndaki o gencin arkamdan bağırdığı slogan hâlâ kulağımda çınlıyor:
Hayaller ölmez!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|