Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 10 Nisan 2005 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Dadı imdat!

ANDREW FINKEL

"Bu evde çok konuşuluyor, ama fazla dinleyen yok" diye bağırıyor Nanny (Dadı) Deb; yani Amerika'nın yeni 'reality show'larından birinin yıldızı. Bu kadın, orta yaşlı ve bilmiş olabilir, hatta yağı değişmesi gereken bir Volkswagen Beetle'a benzeyebilir, ama kendi dikkatli analizlerim sonucunda vardığım karar şu: Amerikan ekonomisinin geleceği, doların ve hatta tüm uygarlığın kaderi ile ilgili bilinmezlik kilidini açacak anahtar bu kadının elinde.
Neden böyle düşündüğümü açıklayayım. Televizyonun, bir milletin psikozuna açılan kapı olduğuna inanıyorum, ve bir süredir '24' adlı bir programı, marazla karışık bir büyülenme duygusuyla seyrediyorum. Galiba bu dizinin ilk bölümleri Türkiye'de de gösteriliyor; bu yüzden okuyucular '24'ün 24 saat boyunca Amerikan ajanlarının Amerika Birleşik Devletleri'ni nasıl alçak terörist entrikalarından koruduğunu konu edindiğini biliyorlardır. Kötü adam ise kesinlikle elinde Metal Fırtına'nın eskimiş kopyasını tutan bir Avanak Avni değil de, en azından ilk 23 saat boyunca iyilerden bir adım önde olmayı başarmış, kibar ve acımasız bir düşman. Bütün bunlar biraz kahramanca (kahramanlarımız gerçi işkence veya şiddet kullanmaktan geri kalmıyor, çünkü amaçları her tür aracı geçerli kılıyor), ne olacağı da biraz fazlaca tahmin edilebilir. Evet hepimiz Amerika'nın kendini tehdit altında hissettiğinin farkındayız, ama '24' günün sonunda Amerika'nın kazanabileceği konusunda herkesi ikna ediyor.

Nükleer faciayı önlüyor
Ama asıl ilginç program '24'ten önce başlıyor. Adı 'Nanny 911' (Dadı imdat). Programın konusu şöyle. Her hafta başka bir aile, gerçek bir İngiliz dadıyı arıyor ve ailelerini bir arada tutması için ondan yardım istiyor. Hayatınızda bu kadar dağınık evler görmemişsinizdir. Çocuklar tükürüyor, yemeklerini fırlatıyor ve yumrukları ve kötü davranışlarıyla istediklerini elde ediyor. Anne bir sinir krizi eşiğinde oluyor ve baba işten gelince televizyonun karşısına geçip saklanmayı tercih ediyor (eminim '24'ü seyrediyordur). Deb Dadı, 1950'lerin kadın polis üniformasını andıran, ama kuşkusuz İngiliz bir mürebbiyenin kıyafeti olduğu birisi tarafından düşünülmüş olan bir kılıkla, Londra taksilerinin birinden iniyor.
Bu kadının her tarafı mantıkla dolu. Çantasından kuralları içeren bir kitap çıkartıyor, çocukları doğru olanı yaptıklarında ödüllendiriyor, anne babaları da reddediş ile dolu hayatlarından zorla çekip çıkartıyor. Nükleer facia da böylelikle önlenmiş oluyor. Bir hafta sonra, Deb Dadı, gözyaşları ve kucaklaşmalar eşliğinde, canavarların ininden, meleklerin yuvasına dönüşmüş olan mekandan ayrılıyor.

Dolayısıyla kurgusal bir dramada, Amerika'yı, kendini yabancılardan korurken izliyoruz, ama 'reality' programında, yabancılar Amerikan hayatının en temel kurumunu kendisinden koruyor. Financial Times'ın şef ekonomik yorumcularından biri olan Martin Wolf'un konuşmasını, televizyonda değil de, IMF'nin çok yakınındaki bir konferans salonunda dinledim. Konferansın konusu 'Borç alınmış parayla süper güç: Ayakta kalabilecek mi?'ydi. Bir başka deyişle, Wolf'un sorduğu soru, dünyanın geri kalanının sadece Amerikan ailesine değil, aynı zamanda ekonomisine de disiplini empoze etmeyi başarıp başaramayacağıydı.
'Why Globalisation Works' (Küreselleşme neden işe yarıyor?) adlı kitabın yazarı olan Wolf bir radikal değil. Soğuk savaşta galibiyet getiren ve şimdi de Çin ve Hindistan'ı dönüştüren Amerikan liberal ekonomi modelini övüyor. Ama aynı zamanda, 'Bir şey sonsuza kadar devam edemeyecekse durur,' ekonomik özlü sözüne de inanıyor. Bunun nasıl ve ne zaman olacağını bilmediğini söylüyor, ama dünyanın geri kalanının eninde sonunda Amerika'ya sadece sınırsız krediyi değil, ABD dolarına endeksli sınırsız krediyi vermeyi bırakacağını düşünüyor. Kredi verenler döviz riski taşıyor: Amerika için bu, 'cennete en yakın gelen nokta.'

Dadıyı arama vakti
Hatırlayacağınız gibi, Amerika, Ronald Reagan döneminde borçlandı, daha sonra kısa bir süre borçtan kurtulmayı başardı, ama sonra tekrar borca girdi. Şu anda ABD'nin net borcu gayrı safi milli hasılanın yüzde 25'ini bulmuş dulumda. (Yani, Amerika'nın yurtdışındaki yatırımlarına kıyasla, Amerika'daki yabancı yatırımların değeri).
Sadece Amerika'nın dışındaki özel yatırımcıların değil, aynı zamanda yabancı hükümetlerin de ABD'ye yatırım yapma meraklarını Wolf, 'tarihteki en büyük dış yardım programı' olarak tanımlıyor.
Böyle düşününce, Amerika kendi verimliliğinin kurbanıymış gibi görünüyor. Dünyanın geri kalanı, kendi ekonomilerine veya yoksulluğu azaltmak üzere yatırım yapacaklarına, Amerikan tüketicisini finanse etmeye devam ediyor. Eğer bunu yapmayı bırakırlarsa, Amerikan ekonomisi yavaşlayacak ve doların devalüasyonu artacak.
İşte Amerikan ekonomisine akan bu yabancı sermaye, hükümetin vergileri kesmesini ve aynı zamanda savaşa girmesini mümkün kıldı. Bu bakış açısından öyle görünüyor ki, sadece Avrupa'nın değil, ama Çin başta gelmek üzere diğer gelişmekte olan ülkelerin de, Amerika'nın Irak'taki savaşına en büyük katkısı, asker göndermek değil, Amerikan hazine bonosu satın almak oldu.
Wolf'a göre, Dadı'yı arama vakti geldi. Veya en azından doların düzenli bir şekilde devalüasyonunu konuşma vakti geldi (yüzde 16 oranında düşmüş olan doların yüzde 34 daha düşmesi gerektiğini düşünüyor). Ona göre, bu durum ne kadar devam ederse, sorunu çözmek o kadar daha acı bir hal alacak.

afinkel@milliyet.com.tr

BUSINESS
 Toyota'nın patronu Dr. Shuheı Toyoda neden direğe tırmandı
 Editörden
 1.5 milyon peçeteyle 'evet'leri çoğaltacaklar
 Dadı imdat!
 Süt ucuzladı ama henüz yağa, peynire ucuzluk gelmedi
 Kırım Tatarı Hacı Ali'nin Hacı Şakir'i
 ANKARA KULİSİ
 Dina'nın yaşamı ve mutfağı
 Yılmaz Erdoğan'a haksızlık ettiler
 Logo olmuş, canlı, sağlıklı ve doğal...
 - Alo ben Recep Tayyip Erdoğan - Oldu, ben de Cumhurbaşkanıyım
 Mıcrosoft'un kafasında 'bir' tilki dolaşıyor!
 Banyoda 'doğu mistisizmi'





© 2005 Milliyet