
|
|
|
 |
|
|
- Alo ben Recep Tayyip Erdoğan - Oldu, ben de Cumhurbaşkanıyım
Başbakan Erdoğan'ın 'yakın dostum' dediği Atasay Kuyumculuk'un sahibi Cihan Kamer anlatıyor: "Başbakan'la çok fazla görüşemiyoruz. Bir-iki saat beraber olacakken, tutar kendisine toplantılarda verilen mektupları okur. Sahiplerine direkt telefon açar. Karşı tarafı, başbakan olduğuna inandırmak için epey uğraşır. 'Alo ben Tayyip Erdoğan' deyince, karşı taraf dalga geçildiğini sanıyor. 'Ben de Ahmet Necdet Sezer' diye yanıt veren de çok olur yani. Başbakan'ın aradığını anlayınca ağlayanlar bile oluyor."
EYLEM TÜRK
Odaya girdiğimde gözüme çarpan ilk şey bir akvaryum oldu. İçinde rengarenk balıkların turladığı dev gibi bir akvaryum. Ardından ofis masasının arkasına özenle yerleştirilmiş çerçeveli kocaman bir fotoğraf çekti dikkatimi. Fotoğraf Başbakan Tayyip Erdoğan'a, ofis de Cihan Kamer'e aitti.
Tayyip Erdoğan'ın 'yakın dostum' dediği Atasay Kuyumculuk'un sahibi Cihan Kamer ve eşi Çiğdem Kamer ile bir öğle vakti Yenibosna'daki fabrikalarında görüştük. Sordum "Gerçekten yakın arkadaş mısınız?" diye.
Cihan Kamer'in yanıtı, "Evet, Biz çok iyi dostuz. Ama çok yoğun görüşemiyoruz" oldu.
Çiğdem Kamer ekledi: "Yoksa sık sık maça giderlerdi. Tayyip Bey, vakti olduğunda dünyadaki maçları da takip eder."
İki aile genellikle, Erdoğan ailesi İstanbul'a geldiğinde Kamer ailesi Ankara'ya gittiğinde görüşebiliyormuş. Genellikle 'ev gezmesi' şeklinde oluyormuş bu ziyaretler. Tabi tatiller de beraberlermiş.
'Bazen kıskanıyorum...'
Cihan Kamer anlatıyor: "Tayyip Bey makamına çok hassastır. Kendi yaşantısından, önceliklerinden, çok daha önce gelir. O makama zeval getirmemek adına önceliklerini bırakır. Mesela bir haftalığına Ekinlik Adası'na gideriz. Bazen kıskanırım. Başbakan olduktan sonra, oturup bizimle bir saat geçirmektense bu bir saati vatandaşlarla geçirmeyi tercih ediyor. Oysa dışarıdan devamlı berabermişiz gibi algılanır. Böyle bir şansımız yok. Ancak bir yemek ortamında beraber oluruz. Çok az sohbet edebilme fırsatımız olur. Bizim görüşme özgürlüğümüz olduğu için önceliğin vatandaşlarda olması gerektiğini düşünür. Mesela yılbaşında Safranbolu'ya gideriz. Dört beş arkadaştan oluşan bir grubuz biz. Yemek yiyeceğiz. Yok o illa Çocuk Esirgeme Kurumu'nda, ya da huzurevlerinde olmayı tercih eder. Makamının önceliği, toplumun talebi budur. Böyle yaşamayı tercih eder."
Kamer, ilginç bir de anektod anlatıyor:
"Her toplantıda vatandaşların maruzatlarını bildirdiği on - on beş mektup tutuşturuluyor eline. Mesela bir iki saat beraber olacakken, tutar bu mektupları okur, mektup sahiplerine telefon açar. Bağlattırmaz, direk kendi arar. Bu nedenle karşı tarafa, başbakan olduğuna inandırmak için epey uğraşır. 'Alo ben Tayyip Erdoğan' deyince, karşı taraf tabi dalga geçildiğini sanıyor. 'Ben de Ahmet Necdet Sezer' diye yanıt veren de çok olur yani. Karşı taraf , kendisini Başbakan'ın aradığını anlayınca ise kilitleniyor. Ağlayanlar bile oluyor."
Sorulara devam: "Peki bu iki yakın arkadaşın dertleştiği olur mu? Ekonomi üzerine, siyaset üzerine konuşurlar mı?"
Cihan Kamer'in yanıtı şöyle:
"Biz beraberken ekonomi de konuştuğumuz olur. Tayyip Bey siyasetini bizlerle paylaşmaz. Bundan hoşlanmaz. Kendi mahrem alanı gibidir. Bunu siyaset yaptığı arkadaşlarla paylaşmayı tercih eder. Ama genel ekonomiyle ilgili konuları tabi ki dinler. Biz de karşı olduğumuz şeyleri anlatırız, paylaşırız.
Cihan Kamer, Emine Erdoğan'a Rusya'da hediye edilen gerdanlık ile ilgili de şunları anlatıyor:
"Bu hediye gerdanlık olayında ben de oradaydım. Bu sektöre Türkiye tarihinde hizmet etmiş iki kişi var. Birisi merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal, ikincisi Başbakanımız Tayyip Erdoğan. Orada arkadaşımız, şükranlarını ifade edebilmek için hediye vermek istemiş. Ki bu Rusya'da yaygın bir olay. Bir hediye verdiler. Daha Tayyip Bey'in 'Yok teşekkür ederim' deme şansı oluşmadan, hediyeyi veren arkadaşımızın Rus ortağı da vitrinin en pahalı parçasını Moskova Belediye Başkan Yardımcısı'na hediye etti. O da 'Benim eşim burada değil, ben bu hediyeyi Belediye Başkanım adına, hanımefendiye vermek isterim' dedi. Bunlar beş saniye gibi kısa bir sürede yaşandı. Daha birinci hediyeye hayır bile diyemeden ikinci hediye geldi. İlkini kabul etmiş bunu kabul etmemiş gibi olma noktasında kalmamak için onu da aldı."
'Bana pahalı mı diye sordu?'
Başbakan Erdoğan'ın kapının önüne çıkınca kendisine 'Cihan, bunlar pahalı şeyler mi?' diye sorduğunu söyleyen Kamer şöyle devam ediyor:
"Ben mücevherci değilim, gerçekten bilmiyorum. Bu nedenle, 'Merak etmeyin gider gitmez bakarız. Gerçekten değerli şeylerse, nazik bir şekilde iade ederiz. Bunu ben hallederim siz canınızı sıkmayın' dedim. Bunun için bana üç kere telefon açtı. Araştırıp araştırmadığımı sordu. Bunlar olurken haberler çıktı. Bunun üzerine öfkelendi tabi. Hakikaten bunu hak etmiyordu. Gerçekten öyle bir niyeti olamaz. Çünkü Emine Hanım bizden bir yüzük alsa, bu yüzüğün parasını vermezse dostluğunun bozulacağı inancıyla hareket eder. Bu kadar hassastır. Parasını verir."
Emine Hanım'ın takılarında abartılı seçimleri olmadığını söyleyen Çiğdem Kamer de, "Anadolu takılarından bir tane gerdanlığı Bush'un hanımına hediye etti. Amacı hep Türkiye'yi Anadolu'yu tanıtmak. Hediyelerinde hep bunu dikkate alır. Abartılı seçimleri yok. Sadeliği sever" diyor.
Kavga çıkaran gerdanlık
Atasay'ın tarihi 1930'lu yıllara dayanıyor. Temelleri Denizli'nin
Çivril ilçesinde atılan şirketi bugün üçüncü kuşak temsilcisi
Cihan Kamer yönetiyor.
Amaçlarının dünya markası olmak olduğunu söyleyen Kamer, "Şu anda ABD'de, Dubai'de ve Meksika'da ofislerimiz var. ABD'de dünyanın en büyük perakende zincirleri olan Wal -Mart, K Mart, Fortunoff, gibi zincirler bizim müşterimiz" diyor.
Kamer konuyla ilgili yaşadığı bir olayı da şöyle anlatıyor:
"Fortonoff'un mağazalarından birisinde, Anadolu Takıları koleksiyonumuzdan Kibele adını taşıyan gerdanlığımızdan bir tane kalmış. Mağazaya aynı anda iki hanım müşteri girmiş. Ben alacağım hayır ben alacağım derken aralarında kavga çıkmış. O zaman şirketin sahibi aradı ve ürün göndermemizi istedi. Bu hikayeyi de bize kendisi anlattı." Önümüzdeki dönemde Moskova, Milano, Hong Kong ofislerini açacaklarını anlatan Kamer, Çin'de de 30 dönüm kapalı alanda fabrika kurmaya hazırlandıklarını kaydediyor. "Çin pazarı büyük . 3 bin işçi çalıştıracağız. Rekabete dayalı ürünleri orada üretip ihracat yapacağız" diyen Kamer şöyle devam ediyor:
"Çin'de yatırımcıya bakış açısını göstermek için bir anektodu anlatmak istiyorum. Babam Çin'de bir araba aldı. Şoför kırmızı ışıkta durmamış. Babam 'dur ne yapıyorsun' deyince, şoförün yanıtı şöyle olmuş: 'Bu yatırımcı arabası. Plakası yatırımcı plakası. Kimse bir şey diyemez' demiş. Bu da yatırımcıya ne kadar önem verildiğini gösteriyor."
Grupta bin 200 kişi istihdam ediliyor. Ciro 180 milyon dolar, 150 milyon doları ihracattan geliyor. Kamer, "Enerji sektöründe olmayı arzuluyoruz. Hidroelektrik santrall için müracaatımız var. Türkiye'de elektrik ithalat lisansını ilk alan biziz. Bu konuda da çok büyük faaliyetlerimiz var" diyor.
'Piyasadaki durgunluğu biz de algılıyoruz'
Üç yıl önce konsolidasyondan bahsedildiğini söyleyen Cihan Kamer, "Bugün böyle bir rahatsızlık içinde değil ülke. Birçok pozitif gelişme var. Üç yıl, batmış bir ülkenin refaha erişmesi için yeterli bir süre değil. Biz 15 yılda bu ülkeyi batırdık. Bir şekilde bu ülke bu noktaya geldi. 15 yıl içinde batmış bir ekonomiyi, üç yıl içinde milyarlarca dolar borcu nasıl ödeyeceksiniz. Bunlar bugünden yarına değişecek şeyler değil. Bir daha iş patlaması beklememek lazım. Bu durgunluğu biz de kesinlikle algılıyoruz. Ben yedi sekiz yıl önce kuyrukta satardım. O dönemi de artık beklememek lazım" diyor.
'Dini yüzeysel, küçük şeylere hapsetmem altın da takarım'
İnanan kesim arasında genellikle erkeklerin altın takı takmaması gerektiği yönünde bir inanış olduğunu söyleyen Kamer, "Platini veya gümüşü tercih ediyorlar. Gerekçesini çok fazla bilmiyorum ama böyle bir inanış var. Benim takı kullanmayışım ondan değil. İyi bir aksesuar olursa takarım. Dini küçük, yüzeysel şeylere hapsetmem. Aslında erkekler için de fazla alternatif üretilmemiş. Takı, aksesuar, süs kadına daha çok yakışıyor. Kadın düşünülerek tasarımlar yapılmış. Erkeklerin altın tüketimindeki payı yüzde 5."
Maldiv kumsalında 'üstsüz güneşlenmeyin' uyarısı
Toplumda bir ahlaki yozlaşma gördüğünü belirten Kamer şöyle anlatıyor: "Eşimle beraber Maldiv adalarına gittik. Dünyanın gözbebeği olan, tüm sosyetenin gittiği bir yer. Kumsalında şöyle yazıyor: 'Bu ülke Müslüman bir ülkedir, lütfen üstsüz güneşlenmeyin, kumsalda alkol tüketmeyin.' Biz bu ülkede böyle bir şey yazsak 'Aman irticaya mı gidiyoruz?' diye bin bir türlü yaygara kopar. Birazcık daha hassas olunması lazım. Yarın gençler arasında uyuşturucu kullanımı arttı diye endişelenmek istemiyorsan bugünden hassasiyet içinde olman lazım. Ya da ahlaki yapının yozlaştığını düşünüyorsan bugün hassas olman lazım. Ancak aşırı noktalarda değil tabi."
Biri Fenerli, biri GS'li, anlaşamadıkları tek konu bu
Cihan Kamer'in şirkette en büyük yardımcısı eşi Çiğdem Kamer. Çiğdem Kamer, şirkette genel koordinatörlük yapıyor. Aynı zamanda tasarım ekibinin de başında. Anlaşamadıkları tek şey futbol. Fenerbahçeli olan Cihan Kamer, bazen Galatasaray taraftarı eşinin zoruyla sarı kırmızılıların maçlarına da gidiyormuş. Cihan Kamer'in bir hobisi de pazar günleri kahvaltı işini organize etmek. "Pazar günleri sebzeli bükme yaptırmak için fırına gidiyorum. Önce pide içini hazırlıyorum, içi götürüp pişirttiriyorum.. Sebzeli bükme, Denizli mutfağına has bir hamur işi" diyor.
eturk@milliyet.com.tr
|
|
|

|
|