|
 |
|
|
Casino de Paris'den SSK koridorlarına
Özer Baysaling "Ateş Dansı"nda, ünlü dansöz Nejla Ateş'in Köstence, Beyrut, Kahire, Paris gibi kentlerde geçen, İstanbul'da SSK koridorlarında sona eren yaşamını anlatıyor
Ortaokul-lise sıralarında edebiyata, tiyatroya, sinemaya, müziğe ilgimiz "yakın" olmanın ötesindeydi. Kimimiz şair, kimimiz oyuncu, kimimiz besteci olma düşleri kuruyorduk.
Ama bunun yanı sıra magazin haberlerine de pek meraklıydık. Hollywood ve Yeşilçam dedikoduları bizden sorulurdu. Bir kere gitmemiş olsak bile Taksim, Tepebaşı gazinolarının kadrolarını ezbere sayardık. Dansözlere öncelik vererek...
"Oryantal" sözcüğü henüz yerleşmemişti. "Dansöz". Benim yıldızım Mısır filmlerinden tanıdığım Tahiyye Karyoka'ydı elbette. Arkadaşlarım Babuş Bahriye'ye, İnci Birol'a hayrandı.
* * *
O yıllarda bir dansöz vardı ki, hepsinden ünlüydü: Nana. Ayşe Nana. Namı diğer "Çılgın Bakire". Bu adı taşıyan bir de film çevirmişti.
Sonra yok oldu Nana. İtalya'ya yerleştiğini duyduk. Unuttuk.
1980'lerin başında birdenbire karşıma çıktı. Roma'da. İstanbul'a döneceğim gün.
Sokakta bir afiş gördüm. Bizim "Çılgın Bakire"nin fotoğrafı. Yanılıyor muyum diye yaklaşıp bir daha baktım. Evet, o! Adı da yazılı: Aiche Nana! Baudelaire'in "Kötülük Çiçekleri"ni tek kişilik bir gösteri olarak sunuyormuş.
İnanılacak şey değildi. Nana ile Baudelaire adlarının yan yana gelmesi bile bir mucizeydi sanki. O gün İstanbul'a dönmek zorunda kalmasam gidip görürdüm mutlaka.
* * *
İlk gençliğimizde adı yurtdışında parlamış bir dansöz daha vardı: Nejla Ateş. "Türk Lokumu". Gazetelerde, dergilerde zaman zaman okuyorduk. Sahneye çıkıyor, filmlerde oynuyordu. Ne yalan söyleyeyim, pek de önemsemiyorduk bunu. Buna benzer haberleri kanıksamıştık. Sözgelimi, Hollywood'a giden Muzaffer Tema "dünya starı" olma yolunda dev adımlar atmanın eşiğinde değil miydi! Sagan'ın romanından uyarlanmış bir filmde iki saniye görünebildi, o kadar. Sekseninci sınıf bir bilimkurgu filminde de oynadı; sonra o film Yeşilçam'da çekilen sahneler eklenerek ülkemizde gösterildi.
O haliyle bile ilgi çekmedi.
"Türk Lokumu"yla ilgili haberlere de kuşkuyla yaklaşıyorduk hep. Ama Nejla Ateş'in ABD'deki serüveni yıllarca sürdü. Ateş, büyük yıldız olamasa bile, dünyanın en nankör işkolunda, üstelik bu açıdan son derece acımasız bir ülkede, süreklilik gösteren bir çalışma yaşamı sürdürmeyi başardı.
* * *
Özer Baysaling'in "Ateş Dansı" (Yeni Yaz Yayıncılık) kitabı, Nejla Ateş'in Romanya'nın Köstence'sinde başlayıp İstanbul'un SSK koridorlarında sona eren yaşamını anlatıyor.
Baysaling, kendisinden 15 yaş büyük Ateş'le geçirdiği yılları yazmış aslında. Bir Anadolu turnesinde yeşeren ilişkilerini, o ilişkinin evlilikle noktalanmasını dile getirmiş.
Kitabın uzunca bir bölümünde, "Türk Lokumu"nun kendi ağzından anıları da var.
* * *
Asıl adı Naciye Batır (Tatar Naciye) olan Nejla Ateş, yoksul bir ailenin kızıymış. Çocuk yaşlarda çeşitli işlerde çalıştıktan sonra dansöz olarak sahneye çıkmış. Anadolu. İstanbul. Kıbrıs. Oradan Beyrut, Bağdat, Kahire derken Paris'te bulmuş kendini. 1952'ye kadar orada çalışmış. Sonra ünlü Casino de Paris'den ABD'nin Latin Quarter'ına geçmiş.
Asıl ün ve para da ABD'de. Altın anahtarlı Cadillac. Değerli takılar.
Petrol kralıyla nişanlılık. Bankadaki hesabında 1 milyon dolar.
Ama Türkiye'ye dönmeyi tasarladığı sıralarda parasını menajerine kaptırmış. Yine sıfırdan başlamış işe.
* * *
Türkiye'de göz kamaştırıcı kısa bir başarı döneminden sonra yine Anadolu turneleri. Özer Baysaling'le başlayan ilişkisi. Hilton'larda konaklamaları izleyen gecekondu yaşamı. Yoksulluk. Evlilik. Biraz toparlandıkları sırada gelen amansız hastalık.
Eldeki para da tükenmiş elbet.
Koğuşta yer olmadığı için bir SSK hastanesinin koridorundaki sedyede geçen son günler.
* * *
Baysaling'in kitabı bir edebiyat yapıtı değil elbette.
Bir ilişkiden yola çıkılarak içtenlikle yansıtılmış bir
yaşam öyküsü. Pırıltılı bir ateş dansının nasıl küllere dönüştüğünü anlatıyor.
|
|
|

|