|
Leylek leylek havada, yumurtası tavada...
1839'da Hariciye Nazırı Büyük Reşit Paşa, bugünkü Gülhane Parkı'nda Tanzimat Fermanı'nı açıklayarak, Osmanlı devletinin her ırk ve dine karşı "hümanist" bir yaklaşımla, çağdaşlaşma dönemini başlattığını ilan ediyordu.
Telefonsuz, sinemasız, radyosuz, televizyonsuz, otomobilsiz, uçaksız bir dünyanın İstanbul'unda, tellallar bağırtılıyordu sokaklarda:
- Duyduk duymadık demeyin, bundan böyle gâvura "gâvur" demek yok...
Beyoğlu'nda, faytonlarda yan yana oturtulmuş hoca, papaz, haham üçlüleri dolaştırılıyordu...
***
1876'da I. Meşrutiyet ilan ediliyor, Osmanlı Sultanlığı demokrasiye geçiyordu.
1908'de II. Meşrutiyet ilan ediliyor, çok partili dönem yeniden tazeleniyordu.
***
1920'de Ankara'da Büyük Millet Meclisi'i açılıyordu.
1923'te Cumhuriyet ilan ediliyor, dizi dizi "inkılaplar" dönemi başlıyordu; Medeni Yasa'nın kabulü, Harf İnkılabı, Şapka İnkılabı vs...
***
1945'te yeniden çok partili döneme geçiliyordu.
Derken askeri darbeler Anayasa değişiklikleri...
Ve nihayet AB üyeliği için müzakere tarihi alınması, Kopenhag kriterlerine uyum sağlama çabaları...
***
Zurna gibi bir sarhoş, şaşılamış gözleriyle meyhaneden çıkmış, sağa sola zikzaklar çizerek, gördüğü bir taksinin kapısını açıp, yıkıla yıkıla balıklama içine daldığı sırada; arabanın öteki kapısına çarpınca, kapı açılmış ve kendisini sırt üstü sokakta bulmuş.
Zar zor başını kaldıran sarhoş, taksinin şoförüne:
- Amma da hızlı geldin ha, demiş; söyle bakalım borcum ne kadar?
***
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Hoca, gelişmemiş olduğu için, kibarca "azgelişmiş", yahut "gelişmekte olan" diye adlandırılan geri ülkelerde neden "vatan", "vatandaşlar"dan daha önemli?
Hoca:
- Çünkü "vatan" demiş, paradan hiç söz etmeden de çok rahat sevilebilir; üstelik suçlayabilirsin de kızdıklarını, "vatanı sevmiyor" diye...
- Ya peki vatandaşlar?..
- Onların da sadece zenginleri sevilir; o da şayet usulca ihale ortaklığına giriyorlarsa...
***
Bir yanda bir "türban" tutkusu; bir yanda bir eli, ayrık çıplak bacaklarının ortasındaki bir avuçluk bikinisi üstünde, genç kız fotoğrafları...
***
Bir yanda sahte rakı, sahte bal, sahte polis, sahte imam, kapkaç, gasp ve arapsaçına dönmüş yolsuzluklar, rüşvetler; bir yanda sinsi kışkırtmalar, linç girişimleri, ülke boyutunda bayraklanma furyası, kaba kuvvet özlemli şoven ırkçılık gösterileri...
***
Bir yanda ekonomik kalkınma; bir yanda dışsatımlarla, dışalımlar arasında büyüyen açık...
***
Bir yanda Atina'nın Ege'deki karasularını 12 mile çıkarmaya kalkmasının, Ankara'da "savaş nedeni" sayılıp sayılmayacağı tartışmaları; bir yanda devletler hukukunda Latince evrensel bir deyim olan "casus belli"yi, Latince telaffuzuyla "kazus belli" diye okumak yerine, Türkçe okuyup durmak...
***
İncili Çavuş'a sormuşlar:
- Sözgelişi, yeniden sıkıyönetim dönemleri başlasa ülkede, her şey muma döner mi?
İncili Çavuş:
- Bu tür konular, demiş; Arap bacının, şeytanla yarenliğine benzer; zordur yanıtı. Arap bacı, şeytana sormuş:
"-Sen ne istersen yayabilir misin, yapamayacağın hiçbir şey yok mudur, diye...
Şeytan da:
"- Yoktur, demiş.
Arap bacı bir carta çekip:
"- Al öyleyse bunu, demiş; yeşile boya...
***
AB üyeliğine aday ülkelerden birinin diplomatı, "Avcı Aşkları" adlı, garip bir aşk evine gitmiş. Kapıdan girince iki koridor çıkmış karşısına. Ortadaki büyük bir levhada "Sağ taraf peş peşe ateş eden silahlar için, sol taraf tek ateşli silahlar için" diye yazıyormuş.
Temkinli davranmak isteyen diplomat, sol koridora sapmış. Yine karşısına iki koridor çıkmış. Ortasındaki levhada bu kez "Sağ taraf büyük silahlar için, sol taraf küçük silahlar için" diye yazılıymış.
Aşırılıktan kaçınan diplomat, yine sola sapmış.
Karşısına bu kez iki kap çıkmış. Sağdakinin üstünde "Demir silahlar için" diye yazıyormuş; soldakinin üstünde de "Plastik silahlar için"...
Diplomat, uslu akıllı sol kapıyı açmış.
Ve kendisini sokakta bulmuş.
***
17. yüzyıl halk ozanlarından Kazak Abdal'ın, "Kargış" denilen öfkeli bir taşlamasından alıntılarla bitirelim yazıyı:
Münkir münafıkın huyu
Yıktı harap etti köyü
Mezarına bir tas suyu
Dökenin de anasını
Dağdan tahta indirenin
Iskatına oturanın
Mezarına götürenin
İmamın da anasını
Derince kazın kuyusun
İnim inim inilesin
Kefenin diken iğnesin
Dikenin de anasını
Müfsidin bir de gammazın
Malı vardır da yemezin
İkisinin de cenaze namazın
Kılanın da anasını
Kazak Abdal söz söyledi
Cümle halkı sövdü yerdi
Sorarlarsa kim söyledi
Soranın da anasını
c.altan@prizma.net.tr
|
|