|
 |
|
|
Tanrı Dağı kadar Türk!
LONDRA
Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman! Sağ ve sol uçlar çatışmasının Türkiye'yi kana buladığı yıllarda, sanıyorum, Ülkücüler'in sloganıydı. Nedense dün Londra'da Türkler sergisini gezerken aklıma takıldı.
1979'un yazıydı.
Rahmetli meslektaşım sevgili Örsan Öymen'le Çin'e gitmiştik. O Milliyet'te, ben Cumhuriyet'teydim. Bir gün Pekin'den uçağa bindik, dört saat uçtuk. Orta Asya'ya, Sincian'a, bir başka deyişle Çin Türkistanı'na geldik. Buradan arabaya bindik, Gobi Çölü'nü teğet geçerek Turfan'a, deniz seviyesinin altında, çölün ortasında bir vahaya eriştik.
Sonra bir sabah ayazında bizi uyandırdılar, Tanrı Dağı'nın eteklerindeki bir Kazak köyüne götürdüler. At kılından çadırlara soktular, kahvaltıda kımız içirdiler. Yanıma bir ihtiyar sokuldu, titreyen sesiyle aynen şöyle dedi:
"Halil'i tanırsız?"
Bir an şaşırdım.
Türkiye'den binlerce kilometre uzaklarda Orta Asya'da, Tanrı Dağı'nda, bir çadırda bana Türkçe Halil'i soran çekik gözlü bir Uygur Türkü...
"Tanımıyorum" dedim.
Bir şeyler söyledi, tam çıkaramadım ne dediğini. Bazı sözcükleri anlar gibi oldum. Moğol tercüman araya girip anlaşmamızı sağladı:
"1949'da Çin'de Komünistler iktidarı ele geçirip buralara da yayılınca beş altı bin Uygur Türkü at sırtında, İsa Alptekin'in peşine düşüp ülkelerini terk etmişler. Hindistan, Afganistan, İran üzerinden Türkiye'ye gelmişler. Bursa taraflarına yerleştirmiş Başbakan Menderes onları... Aralarında çocukluk arkadaşı Halil de varmış... Türk olduğunuzu duyunca, arkadaşını tanıyıp tanımadığınızı soruyor."
Heyecanlanmıştım.
Kökler konusunu düşünmüştüm.
Dün sabah da Türkler: Bin yıllık bir yolculuk, 600-1600 ismini taşıyan muhteşem sergiyi gezerken, (keşke Avrupa'da başka başkentlere de gidebilse bu sergi) aynı konu aklıma takıldı. Uygur Türklerinin yedinci asırdan kalma duvar resimlerine bakarken, bana titrek sesiyle Halil'i soran o çekik gözlü ihtiyar gözümün önüne geldi.
Sabah erken Royal Academy'nin önünde upuzun bir kuyruk. 22 Ocak'ta açılan ve haftaya kapanacak olan serginin ziyaretçi sayısı bu kadar kısa sürede üç yüz bine yaklaşmış.
Bu büyük başarının altına imza atan Nazan Ölçen ve Filiz Çağman'la sohbet ederken, bir sorunun karşılığını arıyorum. Bu geniş ufuklu serginin insanda uyandırdığı derin tarih duygu ve düşüncesini bizim tarih kitaplarımız verebiliyor mu?
Yanıtı bilmiyor değildim. Ama yine de sordum. Her iki değerli akademisyen ve müzecimiz de okul kitaplarıyla ilgili olarak aynı şeyi söylediler:
"Tarih kitapları bizde tarihi sevdirmek için yazılmaz. Gerçek ne yazık ki tersidir."
Bu satırları dün öğle vakti Mayfair'de bir pubda yazıyorum. Adı, Mason's Arms. Çıtır çıtır yanıyor şöminesi. Kimsecikler yok. Coldplay çalıyor. İnsanın yüreğine işleyen bir ses ve şarkı...
Türkler!
Sergide belki beni en çok etkileyen Fatih Sultan Mehmet'in ilk gençliğinden kalma karalama defteri oldu. 1440'lardan kalma. Bir sayfasında yazı ve tuğra denemeleri, öbür sayfasında herhalde sarayda çalışanların karakalem resimleri...
Etkilendim, çünkü Fatih'in bu defteri birçok şeyin yanında büyük sultanın insani boyutunu, onun da etten kemikten bir insan olduğu gerçeğini çok yalın biçimde anlatıyor.
Tarihi, tarihte yaşananları, tarihin başoyuncularını böyle bir yalınlıkla anlatan tarih kitapları yazılabilecek mi çocuklarımız için?..
Beyazıt'ın oğlu Şehzade Korkut'un kadife, saten ve ketenden dokunmuş kaftanı harikulade...
Sergiyi gezerken Türklerin bin yıllık uzun yolculuğu bütün çarpıcılığıyla gözler önüne seriliyor. İslam öncesi, İslam sonrası Türkler... Şaman dönemi, çok tanrılı dönem... Türk kavimlerinin olağanüstü hareketliliği içinde yeni kültürleri benimseme, özümseme, adapte olma ve devlet kurma yetenekleri... Fatih'le başladığı söylenebilecek doğu-batı sentezinin ipuçları... Yalnız İslam ve Osmanlı'dan oluşmayan Türkler...
Tarih!
Heyecan uyandıran bir konu. Türkler sergisini gezerken bunu bir defa daha hissettim.
Bir şeye yine takıldım:
Geçmişimizi bize yabancı olmaktan kurtaracak tarih kitapları istiyorum çocuklarımız için. Siyah beyazdan oluşmayan bir tarih istiyorum. Efsanelerle yalanlardan arındırılmış bir tarih istiyorum çocuklarımız için.
Çünkü o zaman bir yandan geçmişimizle huzur içinde barışık hale geleceğiz, öte yandan bütün köklerden insanlar bu topraklarda barış içinde yaşayacağız.
Kısacası:
Tarihimi istiyorum.
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|


 | Taha AKYOL | | Cezayir'de yapılan hata DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül'le Cezayir'e gi... | |  | Çetin ALTAN | | Leylek leylek havada, yumurtası tavada... 1839'da Hariciye Nazırı Büyük Reşit Paşa, bug... | |  | Melih AŞIK | | Ah şu gazeteciler "10 cumhurbaşkanı gelip geçmiş... Hepsini yak... | |  | Fikret BİLA | | Alpkaya: Yaşam hakkımızdan vazgeçemeyiz TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın, Yunanistan'ın E... | |  | Hasan CEMAL | | Tanrı Dağı kadar Türk! Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüm... | |  | Güneri CIVAOĞLU | | Barış'ın Geleceği Economist'in kapağında Papa sonrası Hıristiya... | |  | Can DÜNDAR | | Sessiz veda 15 yaşındaydım. İlk gençlik aşkındaydım. Sevd... | |  | Abbas GÜÇLÜ | | Kızlar neden okula gidemiyor? Milliyet ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği... | |  | Mehmet Y. YILMAZ | | Acele etme, bu aşk dediğin biraz zaman alıyor! Başlığın uzunluğuna bakarak şunu söylemek elb... | |  | Hasan PULUR | | Politikada şaka "tarziye" ve "taziye" ŞAKAYA, nükteye, Frenkçesiyle espriye tahammü... | |  | Derya SAZAK | | İşte Öyle Bir Şey Melih Kibar'ı Bebek Camii'nden son yolculuğun... | |  | Meral TAMER | | Notalar 350 yıllık uykudan uyandı İlköğretim 6, 7 ve 8. sınıf ders müfredatını ... | |  | Ece TEMELKURAN | | Yeryüzü korkuyor! Beşiktaş'ta, öldüğüne şaşırmış balıklar, Çin ... | |  | Tamer HEPER | | Bu nasıl gelişme? Şu gelinen noktaya bakın. Bana, işveren olmad... | |  | Osman ULAGAY | | Dünya Bankası ve IMF'den dünyaya uyarı: 'kemerleri bağlayın' Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası... | |  | Güngör URAS | | Tekel'in sigara fabrikalarını alan yok Milliyet Ekonomi'de dün Ahmet Erhan Çelik'in ... | |  | Serpil YILMAZ | | Karadeniz'in uşakları Akdeniz'de buluştu Çeşitli kurumlarda isim yapmış bu kadar insan... | |
|
|