|
 |
|
|
'İddaa'ya girer misiniz?
Ne Dünya'da ne de Türkiye'de ilk defa oluyor şike... Galiba "ilk" olan, "teşvik aldım" diyen futbolcu Cafer'in yok edilmesi ve üzerinin toprakla örtülmesiydi.
İddiaya girerim, sıra Akçaabat Sebatspor kalecisi Hakan'a geldi.
Okkalı bir şike teklifini elinin tersiyle itmek bir yana, teybe kaydeden ve futbol olmaktan çıkmış kirli oyunumuzun düştüğü kuyuya bir ip uzatan Hakan ile onun tok gözlü takım arkadaşları "topun ağzında" korkarım.
***
Baksanıza; Futbol Federasyonumuz'un "ani" açıklamasıyla, şike teklifi ile Kayserispor'un hiçbir ilgisi olmadığı anlaşıldı, olay şimdilik "büfeci Kenan Erol" ile Sebatspor parantezine alındı "futbolun başı" tarafından.
Hatta Sebatspor'un teknik direktörü, maçtan sonra Kayserispor hocası tarafından hafif yollu hırpalandı.
"Açıkla belgen varsa"...
Belgeleri yollamışlar oysa hem Savcılığa, hem Federasyona... Bu ne hiddet sayın Hikmet Karaman?
"Motivasyonu bozulmuş" muş! İki gün boyunca şikeciyle, teyplerle, savcılıkla, federasyonla uğraşan Akçaabat'a ne olmuş peki?
***
Bu bir Türkiye klasiği.. "Civir çıkarttın" demek istiyor yani.
Bizde yapana değil, yapılana kızmak gibi gelenek vardır. Söyleyene değil yazana, itene değil düşene, saklanana değil itiraf edene, hırsıza değil ev sahibine yüklenmek. Söz gümüşse sükut altındır hesabı.
Önüne koymuşlarsa 200 bin Euro, ya al, ya çeneni tut. Teşvikten malı götürmüşsen, artık dilini yut!.. Yoksa, bu işi evirip çevirip sokarlar adamın burnuna ki, tezgah bozulmasın.
Buna göz yumanlar, çanak tutanlar utansın.
***
Şimdi açık açık söylüyorum. Sebatspor Başkanı Veli Sezgin'in, Teknik Direktör Güvenç Kurtar'ın, kaleci Hakan Olgun'un ve takım arkadaşlarının, plajda ayağını midye keserse, yolda ineğe çarparlarsa, banyoda sabuna basarlarsa, başlarına yıldırım düşerse, karınları ağrırsa, sorgularla bunaltılırlarsa, bunun günahı vebali Federasyon ile Devlet'e ait olacak ve mafya teslim aldığı futbolu iade etmemek üzere zimmetine geçirecektir. Bekleyelim görelim kuyudan çekilen ipin ucundakini.
100'ünden ne gördük!
Galatasaray'ın 100. yılındaki en kritik maçına bakın:
Kendi sahasında hezimet... Sabri yaşını başını bilmeden rakibine küfür ediyor. Necati dışarı alınırken işaret diliyle taraftarı azarlıyor. Hakan maçtan sonra hakeme çatan tek adam oluyor. Hagi, "istiab haddi"ni doldurmuş; suskun...Taraftar çılgın gibi...
Neyse ki, insan ömrü kısa, 200. yılını göremeyeceğiz Galatasaray'ın.
Taraftar = Müşteri
Bir yıl önce Fatih Hoca'ya "I love you Hagi" diye bağıranlar, bugün Hagi'yi "İmparator Fatih Terim" sloganıyla uğurluyorlar.
Bunun haksızlık olduğunu söyleyenler var...
Bence değil!.. Tribündeki insanları, sadece taraftar olarak nitelemekle başlıyor yanlışlık. Onlar hem Galatasaray'ı seviyorlar hem de takımın müşterileri. Para veriyorlar, kombine, bilet, forma alıyorlar. Üstüne üstlük sezon boyu hançerelerini yırtıyorlar birazcık moral için. Elleri acıyor alkıştan. Bireyselliklerini bir yana koyup, rakibi korkutmak için dev bir organizma gibi hareket ediyorlar.
Sevgi bir yere kadar. İşin "ticaret" yönü de var; ödediklerinin karşılığını istiyorlar.
Kimbilir belki de, her transfer taksidi ödendiğinde mağlup olmalarını içlerine sindiremiyorlar. Sonuçta sevgilerinin nakite dönüştürülmesi ile ortaya çıkan kaynaktan ödeniyor o taksitler.
Peki yönetimden ne istiyorlar?..
Ne yani, bana mı kızacaklar?
Unutmayın tribündekiler sadece taraftar değil, aynı zamanda takımın müşterileri. "Müşteri her zaman haklıdır" demeyelim ama, tüketici haklarını da göz ardı etmeyelim.
Buraya bir not düşelim: Malı beğenmeyen tüketicinin, hakkını koruması için kanun ve düzenlemeler var. Kızgın müşteri mağazanın camına taş attığında başına ne gelirse, onu hak ediyor protestoyu hakaret ve fiziksel hale getirenler.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|