|
Gazetecilik bu mu?
Necati Doğru'ya mektup gönderen okuru soruyor:
"Gazetecilik; sesi çok çıkan, zengin, sizleri lüks lokantalara götürüp ağırlayan; lobi ve halkla ilişkiler şirketlerini, mankenleri, artistleri harekete geçirerek hazırlanmış, kurgulanmış, paketlenmiş propaganda ve reklam kokan bilgileri 'Al bunu, okuruna haber diye duyur' diyenlerin yazıcılığını yapmak mıdır?"
Elbet değildir... Ama bazıları öyle yaşayıp öyle yazmayı seviyor.
Öte yandan... Hatırı sayılır bir okur kitlesi de, kendi hayatını sıkıcı bulduğundan, mutluluğu o çizilen dünyada sanıyor; o yapay dünyadan palavra haberleri özlem ve gıpta ile okuyor. Yani... Arzı biraz da talep doğuruyor... İnsanımız, yaşamış olsa hiç de keyif almayacağı o yapay dünyaya kapağı atma hayali yerine, kendi hayatına sarılıp onu zenginleştirmek için çalışıp çabalasa... Hem kendini hem ülkesini mutlu edecek ama...
O da zor geliyor anlaşılan...
Amerikan TIME dergisinin geçen yıl "En etkili 100 kişi" listesine aldığı Erdoğan, bu yıl listeye girememiş.
İncirlik Üssü'nü Amerikalıların istediği gibi kullandırırsa, gelecek yıl tekrar girer...
Haldun Ertem
SHP'nin açıklaması
Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir'in, Apo'nun doğum gününü kutlayanlara otobüs tahsis etmesi üzerine, bu tür olaylara seyirci kalan SHP'yi de eleştirmiştik. SHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Gülcegün, yaptığı açıklamada diyor ki:
"Sözü geçen kişiler, bizim listelerimizden bağımsız olarak aday gösterilmişler ama partimize üye olmamışlardır. Seçim sonuçları açıklandıktan sonra da, bu ittifak sona ermiştir."
O zaman gösterdiği bu çok yararlı çaba için SHP'yi kutlayalım!
Bir insanın bildiğini zannettiği şeyi öğrenmesi imkânsızdır.
Epiktetos
Mersin başarılı!..
Mersin'de düzenlenen bayrak provokasyonunun amaçları belirlenmiş miydi? Bilemeyiz. Ama ne işlere yaradığını şimdi görüyoruz... Türkiye'de son aylarda milliyetçilik yükseliyordu... Bu milliyetçilik yurtsever bir milliyetçilikti... Haklı temellere dayanıyordu... Doğru hedeflere yöneliyordu... Kemalizmden, antiemperyalist duygulardan güç alan soylu bir milliyetçi duyguydu bu... Türk halkı, askerinin kafasına çuval geçiren, PKK'ya kol kanat geren, Kuzey Irak'la ilgili itirazlarımızı duymazdan gelen, her fırsatta terbiye sınırlarının dışına çıkan ABD'ye, daha doğrusu Bush yönetimine haklı olarak diş bilemeye başlamıştı... Bu hissiyatını BBC'nin anketinde yüzde 82 oranıyla ortaya koymuştu.
Türk halkı AB konusunda da uyanıyordu. Türkiye'ye tam üyelik yolunu kapatan AB'nin, buna karşılık Kıbrıs'tan başlayarak alabileceği ne varsa almaya soyunduğunu görmeye başlamıştı.
Halk, AB ve ABD ile birlikte AKP'nin teslimiyetçi politikalarını da hedef tahtasına koymuştu. Mersin provokasyonu, işte tam bu noktada ABD ve Avrupa'nın imdadına yetişti.
Türkiye'yi kuşatan sömürgenlere yönelik antiemparyalist öfkenin yönü birden değiştirildi; tepki Kürtlere yöneltildi...
Yalnız Kürtlere de değil... Trabzon'da olduğu gibi, sağın hoşlanmadığı herhangi bir solcu grup da, "Bayrak elden gidiyor" şeklinde bir bağırtıyla linç edilebilir artık... Devlet saldırgana dokunmuyor, "milliyetçi refleks" adı altında her türlü saldırganlığa yeşil ışık yakılıyor.
Bayrak provokasyonu sonrasında çıkan olaylar, yurtsever milliyetçiliği "faşizan" bir görüntüye sokmuştur. Birçok yurtsever, kendini bu görüntüden sıyırma telaşına girmiştir.
ABD İncirlik, AB Kıbrıs pazarlığını daha rahat yürütüyor şimdi.
Bayrak olayını körükleyerek iç çatışmaya yönelten bizim yetkili zevata gelince...
Mersin olayını büyütmenin yol açtığı sonucu fark ediyorlar mı? Durumu sorguluyorlar mı?
Mafyaya, derin devlete, özelleştirmeye, savaşa, hırsızlığa, yokluğa, hortuma karşı birlik olamayan yığınlar; protestocu gençleri linç etmek için provokasyoncularla ne de güzel birlik oluyor!
Akif Kökçe
Yönetim felsefesi
Fıkrayı, İzmir'den Sevgili Ferah Zarif gönderiyor...
Türk ve Japon şirketleri arasında bir kürek yarışı düzenlenmiş.
İki taraf da yarışa çok iyi hazırlanıyor.
Japonlar yarışı bir kilometre farkla kazanıyor.
Türk şirketi, yarış sonrasında durumu inceliyor, yeniden yapılanmaya gidiyor.
Japon takımında 1 dümenci, 8 kürekçi var.
Türk takımında ise 1 kişi kürek çekiyor, 8 kişi dümeni kullanıyor.
Türk takımı yeniden şöyle yapılanıyor:
"4 dümen müdürü, 3 müdür yardımcısı, 1 dümen yöneticisi ve bir kürekçi". İkinci yarışı Japonlar iki kilometre arayla kazanıyor.
Türk şirketi bunun üzerine geniş çaplı bir soruşturma başlatıyor. Kürekçi kovuluyor. Müdür yardımcıları ve müdürlere teşvik primi verilirken, yeni bir kürekçi arayışına başlanıyor.
Başbakan Erdoğan, "Ben vatanım için dilenirim" demiş!
Onun yerine vatanı dilenecek halden çıkarmaya uğraşsanız...
Arif Ayhan
m.asik@milliyet.com.tr
|
|