|
O kafa!
Trabzon'da bir topluluk, bildiri dağıtmak isteyen gençlerin üstüne yürüyecek, tekme sille dövecek, yere düşenlerin kafasını tekmeleyecek kadar kendinden geçecek.
Sen kalkıp bu linç girişimine, halkın koyduğu milli tepki diye arka çıkacaksın.
Isparta'da devletin bir kaymakamı, Orhan Pamuk kitaplarının imha edilmesi için resmi talimat yayımlayacak.
Sen kalkıp Nazi dönemini çağrıştıran bu rezillik konusunda 'milli hassasiyet'ten dem vuracak ya da sessiz kalabileceksin.
Mersin'deki bayrak yakma girişimini protesto eylemleri yer yer ırkçılığa varan tehdit ve saldırılara dönüşecek.
Sen kalkıp bu saldırganlığı, halkın kendiliğinden eylemleri ve yükselen yurtseverlik eğilimleri diye yorumlayacaksın. "Vatandaş, ABD ve AB'nin dayatmalarına karşı bayrağına sarılıyor" diyebileceksin.
Ama yutturamazsın.
Sen kalkıp dincilik tehlikesinden dem vurarak, her zamanki gibi üstü örtülü biçimde demokrasi düşmanlığı yapacaksın.
Dincilik diyerek, her zamanki gibi dinle ilgili neredeyse her şeyi laiklik düşmanlığı olarak yorumlayacaksın. "Laiklik elden gidiyor!" yaveleriyle her zamanki gibi asker kışkırtıcılığı yapacaksın demokrasiye karşı.
Ama yutturamazsın.
Sen kalkıp etnikçilik diyerek insan hakları konusunu es geçeceksin; Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürt kökenli vatandaşlarının kimliklerine, kültürel haklarına gözünü kapatacaksın.
Sen kalkıp etnikçilik diyerek, ırkçı tehdit ve saldırıları ulusalcılığın yükselişi diye niteleyip demokrasiye karşı ince ince askeri kışkırttığını sanacaksın.
Ama yutturamazsın.
Kışlaya dönüp bakma alışkanlığın genlerine işlemiş.
İlle askerle iş tutacaksın.
Ufkun bu kadar!
Dincilik diyeceksin.
Etnikçilik diyeceksin.
Türkiye'yi yeniden çatışma ve gerginlik ortamına sürüklemeyi amaçlayan ırkçı-milliyetçi saldırı ve tehditleri görmezlikten geleceksin, hatta bu çevreleri mazur göstereceksin.
Senin tek bir derdin var:
Türkiye'nin AB yolunu kesmek!
Bunun için de askeri kışkırtmak!
Ama yutturamazsın.
Türkiye'nin Avrupa yolunu kesmek için ne zamandır her türlü tezgâhın içindesin. Kızılelma koalisyonu bunların başında geliyor.
Soğuk Savaş yıllarının 'düşman kardeşleri'ni şimdi demokrasi karşıtı, Avrupa Birliği karşıtı olan bu cephenin içinde birleştirmeye çalışıyorsun.
1960'ların, 1970'lerin Türkiye'yi cephelere bölme siyasetinin bu topraklarda ne büyük acılara yol açtığı, insanlarımıza ne kadar kan ve gözyaşı döktürdüğü daha belleklerde tazeyken, sen hâlâ neyin peşindesin?
Ne yaparsan yap.
Ama yutturamazsın.
Senin derdin demokrasiyle. Senin derdin Avrupa'yla. Yoksa dinciliğe de, etnikçiliğe de demokrasi içinde çare var. Asıl demokrasi dışı yollardır, bölücülük ve irtica akımlarını azdıracak olan, demokrasi değil.
Ama bunu senin anlaman güç.
Senin aydınlanmacı kafan demokrasiye değil, Stalinizm'e açıktır. Nazizm'e açıktır. Saddamcılık ya da Baasçılığa açıktır.
Diline pelesenk ettiğin senin o aydınlanmacılığın demokrasiye götürmez insanı. Ama bunu anlaman da güç bu saatten sonra...
Senin işin artık demokratlarla değil, Türk Miloşeviç'leri ile...
Evet öyle.
Öyle olmasa, aydınların feryadına kayıtsız kalmaz, kulağını kapatmazdın.
Hafta sonunda, "Ayrımcı, yasakçı, statükocu ve çatışmacı zihniyetin ülkemize egemen olmasına razı değiliz. Ülkenin geleceğine karar vermeye yetkili tüm devlet kurumlarını ve dar siyasal çıkar hesaplarıyla ortamı ve kitleleri germeyi sürdüren çevreleri uyarıyor, sağduyuya davet ediyoruz" diye çağrı yapan aydınların sesini duymazlıktan gelmezdin.
Yazık!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|