|
Hükümeti göreve çağırıyoruz
Sivil toplumdan iş dünyasına, yurttaş olarak en geniş yelpazede hepimizin, bu tehlikeli gidişin durması için ses vermesi lazım
Dün gazetemizin manşeti "Aydınlardan kaygılı mesaj"dı. Profesör, yazar, sanatçı, sendikacı ve gazetecilerden oluşan 200 kişi, Türk ve Kürt aşırı milliyetçiliğinin tehlikeli yükselişine dikkat çekiyorlardı. Bildirinin altında benim de imzam var. Dün bütün günümü, aynı bildirinin altına birlikte imza koyduğumuz -dolayısıyla aynı kaygıyı derinden paylaştığım- insanlarla görüş alışverişinde bulunarak ve basında konuyla ilgili makaleleri okuyarak geçirdim.
Türk - Kürt aşırı milliyetçiliğinin kitlesel histeriye dönüşmesinden ve linç girişimlerinden ciddi kaygı duyduğunu belirten araştırmacı - yazar Oya Baydar ve avukat Ergin Cinmen'den hepinize önemli bir çağrı var. Diyorlar ki:
"Toplum olarak, sivil topum olarak, insan olarak, aydın olarak, iş dünyası olarak bu tehlikeli ortamın yok edilmesini yüksek sesle istememiz lazım. Bu ortamı körükleyenlerin cezalandırılmasını talep etmemiz lazım. Aksi halde yarın - öbürgün başımıza çok daha büyük işler açılabilir."
Makul çoğunluk
Gerçekten de olaylar olumsuza doğru hızla ivme kazanıyor. 3 ay önce ülke güllük - gülistanlık görünürken, şimdi linç olayı adeta doğallaşmaya başladı. Bu toplumsal histeriyi yavaşlatmak lazım. Bu yönde yurttaş olarak hepimize sorumluluk düşüyor. Günlük rutinden başımızı kaldırıp, bu artan tansiyonu nasıl düşürebiliriz diye kafa yormalıyız. Oya Baydar'ın deyişiyle "Dalga dalga yükselen bu rezillik karşısında, makul çoğunluğun geniş bir yelpazede toplu ya da tek tek ses vermesi gerek."
Halk, devlete bakar
Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi ve Sosyal Politika Forumu eşbaşkanı Prof. Dr. Ayşe Buğra ise doğrudan ülkeyi yönetenlere sesleniyor ve hükümeti işler çığırından çıkmadan derhal göreve çağırıyor:
"Bu memleket ilk defa burnunu biraz çamurdan çıkartmaya başladı. Bu hassasiyet meselesi falan değil, kitle saldırganlığı. Kitleler böyle galeyana gelirler ve sağa - sola saldırırlar. Avrupa'nın faşizm deneyimi var. Yapılması gereken şey gayet sağduyulu, hukuk ve yasalar çerçevesinde bunun önünü almak.
Saldırganlar cesaretlendirilmemeli. Millet, devlete bakar. Devleti yönetenlerin bu konudaki tavrına bakar. Eğer devleti yönetenler 'halkımız da haklı' falan gibisinden ikircikli bir tavır sergilemeye devam ederlerse, bu işin sonucu kötüye gider. Toplu saldırganlık bir suçtur. Suçun karşılığı da cezadır!"
Bu üslup kırılmalı
Prof. Buğra'ya göre "Eğer hükümet sıkı durur ve saldırganlığın karşısında ciddi tavır alırsa, bu iş durdurulabilir. Aksi halde kontrolsüz kitle hareketleri çığırından çıkıp, çok tehlikeli yerlere gidebilir. Taviz verilecek bir durum yok. Bu azgınlığı durdurmak lazım. Bu üslubu kırmak çok önemli. Gene olacak. Sonra bir tane daha olacak. O zaman ne olacak? Burada sorun halkın hassasiyeti ya da rencide olmuş kitleler falan değil, saldırganlığın karşısında net tavır alabilmektir. Hükümeti göreve çağırıyoruz. Derhal polisiye tedbirler alın ve ortada fol yok, yumurta yokken tırmanan bu tehlikeli gidişi durdurun."
Cumhuriyet ve Ağar
DYP Başkanı Mehmet Ağar bir yanda, Cumhuriyet gazetesinin başmakalesi diğer yanda gaz verirken, hükümetin soluğu bu tırmanışı durdurmaya yeter mi bilemiyorum, ama bugünkü yazımı 1974 - 92 arası 18 yıl çalıştığım Cumhuriyet gazetesinin ilk sayfasının en sol sütununda içim cız ederek okuduğum Cumhuriyet imzalı başmakaledeki bir cümleyle noktalıyorum:
"Dinciliği ve etnikçiliği tehlike saymayıp, halkın kendiliğinden eylemlerinde ve bayrak mitinglerinde yükselen yurtseverlik eğilimlerini "milliyetçilik tehdidi" gibi yorumlamak ne ölçüde doğrudur?
mtamer@milliyet.com.tr
|
|