|
Türkiye artık Ege'de savaşamaz
Bülent Arınç, bugüne kadar bir çok öneride bulunmuştur, ancak hiçbiri son "casus belli" önerisi kadar doğru, cesur ve yapıcı olmamıştır.
Arınç haklıdır.
TBMM'nin üç grup başkan vekili'nin 1995 yılının koşullarında kaleme alıp imzaladıkları -karar değil- bir bildiriyi geri çekme zamanı gelmiştir. Bu bildiri, Yunanistanın karasularını tek yanlı bir kararla 12 mile çıkarmasının "savaş nedeni" sayılacağına dikkat çekiyor.
Üstelik, tekrar edelim bu bir meclis kararı değil, bir niyet beyanı, hükümete moral destek veren bir bildiridir. Yani bildirinin açıklanması hükümetleri bağlamadığı gibi, iptalinin de hiçbir bağlayıcı, yaptırıcı yanı yoktur. O günden bu güne köprülerin altından çok su akmıştır.
Türkiye ile Yunanistan kara ve hava sınırları konusunda biz uzlaşıya varmışlar, Yunanistan AB'ye tam üye olmuş ve iki ülke, birbirlerini tehdit etmekten vazgeçmişlerdir.
Bugün anormal bir gelişme ve olağanüstü bir durumla karşılaşılmadığı taktirde, Ege'de artık bir Türk-Yunan savaşı çıkamaz. Çıkartmazlar. Böyle bir tehlike doğması halinde, AB ve ABD derhal müdahele eder.
Dolayısıyla, artık eski soğuk savaş döneminin mantık yapısı geçerli olamaz. Bakıyorum, hala "savaş nedeninden" söz edenlerimiz var. Kafalarımızı bir türlü barış arayışına alıştıramıyoruz. Sürekli bir kuşkuculuk, sürekli bir tehdit söylemi.
Hayır beyler, artık uyanın.
İsteseniz dahi Yunanistan ile savaşamazsınız. Yunanlıları, AB tam üyesi oldukları gün elinizden kaçırdınız. Artık, sesimizi yükseltip Yunanlıları korkuttuğumuz günler geride kaldı.
Bu yeni döneme biz de, Yunanlılar da alışmak zorundayız.
Şimdi beklentimiz, Bülent Arınç'ın önerisini somutlaştırması ve AKP başta olmak üzere, barışa inanan grup başkanlarının 1995 yılındaki bildiriyi geri çeken yeni bir açıklama formülü bulmasıdır.
* * *
KENDİMİZİ GEREKSİZCE ZORA SOKUYORUZ
AKP politika değiştirmiş olsa, müzakere tarihini cebine koyduktan sonra, bununla yetinmek istiyor olsa, canımız yanmaz. Böyle bir yaklaşımın, gençlere ihanet, ülkeye de büyük zarar verme anlamına geleceğini haykırırız. Ancak bugünkü garip sessizliğin nedenini de daha iyi anlayabiliriz.
Hayır, AKP meşruiyetini, iktidarda rahat etmesini, ekonominin çarklarını iyi çevirebilmesinin en önemli nedenlerinden birinin Avrupa ile ilişkiler olduğunu gayet iyi biliyor ve AB hedefinden de herhangi bir sapma söz konusu değil.
Peki öyleyse bugünkü garip hareketsizliğin, uygulamalardaki savrukluğun, umursamazlığın gerekçesi ne?
Ne oluyor?
Acaba Başbakan farkında değil mi?
AB'yi gündemden düşürdüğü günden bu yana, HAYIR'cı takımı sesini yükseltmeye, AKP iktidarını sorgulamaya başladı. Daha da ilginci, hükümet Avrupa dosyasını rafa kaldırmış gibi bir hava içinde. Hazırlıklar konusunda rüzgar esmiyor. Başmüzakereci hala yok. Herkes bir bekleme içinde. Başbakan ile Gül'ün görüş birliğine varmaları gözetiliyor. Hiçbir çark dönmüyor. Oysa 3 Ekim yaklaşıyor ve bu kıymetli zamanı kaybeden de bizleriz. Bu gecikme AB'nin umurunda dahi değil. Eskiden en ufak bir uygulama hatasında duyarlı davranan yetkililer, şimdi görmezden geliyorlar.
Polis hala aşırı güç kullanıp kadın göstericileri dağıtıyor, hükümet neredeyse "o kadınların da sokakta ne işleri vardı?" diyecek.
Bir Kaymakam, görüşlerine kızdığı için Orhan Pamuk'un kitaplarının toplatılıp yakılmasını istiyor ve hala görevde tutuluyor. Pamuk, görüşlerinden dolayı yerden yere vuruluyor, hükümetten bir Allahın kulu "görüşlerine katılmayabilirsiniz ancak Pamuk'u korkutarak susturamazsınız" demiyor. Başbakan, hatta hukuku herşeyin üstünde tutan Cumhurbaşkanı bile Pamuk'un linç edilmemesi gerektiğini yüksek sesle söyleyemiyorlar.
Neymiş, "toplumun duyarlıkları" varmış (!).
Nevruz bayramında 12 yaşında bir çocuk bayrağa kötü muamele ettiğinden dolayı binlerce kişi sokağa dökülüyor, F tipi cezaevlerindeki durumu protesto edip bildiri dağıtan ve bu arada da polisle itişen 3-4 genç Trabzon'da (bayrak yakıldı söylentisi üzerine) linçten zor kurtarılıyor. "Düzeni bozma" suçuyla kendilerini hapiste buluyorlar.
Kimse çıkıp, böylesine küçük ve münferit olaylara böyle sert tepki gösterilmesinin altındaki organize nedenleri araştırmıyor. Hiçbir resmi yetkili, insanları "gösteri yapma hakkını" savunmuyor.
Hükümetin bu tepkisizliği veya yeterli sertlikte tepki göstermemesi dışarda farkediliyor. Dikkat edin, bundan 1-2 ay öncesine kadar duymadığımız eleştiriler arka arkaya çıkıyor.
Bunlardan bir bölümü haksız, diğer bölümü ise haklı. Eleştiri yapanların bir bölümü, Türkiye'yi destekleyen ve AB'de görmek için çalışan kişiler.diğer bölümü, Türkiye'yi dışarda tutmak isteylen ve önlerine çıkan bu durumdan yararlanmaya çabalayanlar.
Eğer Erdoğan hükümeti, anlamakta çok güçlük çektiğim bu havadan kurtulmaz ve eski vizyonuna, kararlılığına ve devlet adamı duruşuna geri dönmezse, günün birinde karşımızda "3 Ekim tarihi ertelensin" lobisini bulmamız mümkündür.
Ben, Erdoğan'ın eline geçirdiği altın bir fırsatı böylesine harcayacağına inanmıyorum. İnanmak dahi istemiyorum.
Türkiye'nin, geleceğini böylesine etkileyecek bir projeyi böylesine hoyratça kullanacağıını düşünemiyorum.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|