|
Ok yaydan çıkmamalı...
Nevruz kutlamalarında, 12-14 yaşlarında, 2 yahut 3 çocuğun, ellerine kimin verdiği hâlâ meçhul bir bayrağı yere atıp çiğnemeleri üstüne; aradan 3 gün geçtikten sonra Genelkurmay'ın yayımladığı hamasi sert bir bildiri...
Bir anda bayraklarla donanan 70 milyonluk Türkiye...
Arkasından da Trabzon'da azgınlaşıp, Adapazarı'na doğru kreşonda çizen linç girişimleri...
Bir de buna, Başbakan Tayip Bey'e Norveç'te atılan protesto yumurtaları eklenince...
***
Balkanlar'dan 500 bin kişilik bir göçe neden olan 1877-78 son Osmanlı-Rus Savaşı'nda Rus ordularının Çatalca'ya kadar inmesiyle, Yeşilköy'de imzalanan ve halk anlamasın diye Bizans dönemindeki adıyla "Ayastefanos Antlaşması" diye adlandırılan, yenilgi anlaşmasının, Ruslara sağladığı olanaklara; Avusturya, Almanya, Fransa ile Kraliçe Victoria döneminin İngiltere'si de karşı çıkmış ve 1878'de toplanan "Berlin Kongresi"nde, Ayastefanos Antlaşması geçersiz sayılmıştı.
Bu arada İngiltere ile sıkı bir dayanışmanın gerçekleştirilmesi karşılığında, Kıbrıs -sözde geçici olarak- İngiltere'ye verilmişti...
***
Genelkurmay'ın bildirisinden sonra, artarak genel bir kaygı yaratmaya başlayan linç olayları karşısında; 130 yıl öncesinin ayrıntılarını azıcık kepçeleme gereğini duymamızın nedeni, Kraliçe Victoria'nın Başbakanı Disraeli'nin, "Berlin Kongresi"ndeki görüşmelerle ilgili olarak söylediği iddia edilen kara bir kehanet:
- Maalesef Osmanlı, yok olmaya mahkûmdur...
***
Ola ki genç kurmay dostlar arasında, Osmanlı İmparatorluğu antlaşmalarının metinlerini merak edenler çıkar.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları'ndan, Nihat Erim'in "Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri" kitabında bulabilirler hepsini...
***
Ülke yönetimleri, genç kuşakları, bilimsel ve kıyaslamalı bir tarih bilgisiyle donatma yerine, "resmi tarih" hokus pokusuyla koşullandırma gereğini duyduklarında, çok derinlerde de bazı sakıncalı çıngıraklar başlar çalmaya...
Ve yüzyıllık bir sürede bile, ne ekonomik sorunlar çözülür, ne de eski iç kavgalardan uzantılı sorunlar...
Sorunların bir türlü çözüme ulaştırılmaması ise, bazen "Berlin Kongresi"ni bile getirebilir akla...
***
70 milyonluk Türkiye'de, evrensel kalitede bir meslek sahibi olanların sayısı ne kadar?
Önce "meslek"in bir tanımlamasını yapmak gerekir. Meslek, birey enerjisinin, belirli bir öğrenim ve donanım sonucu somuta dönüşmesidir.
Marangozun bireysel enerjisi, masaya; aşçının bireysel enerjisi yemeğe; kimya mühendisinin bireysel enerjisi, belirli bir denklem sonucu glikoz üretimine dönüşür; vs...
***
70 milyonluk Türkiye'de, evrensel kalitede bir meslek sahibi olanların sayısı; ben diyeyim 200 bin, siz deyin 300 bin...
Bizde ne aile ortamları, ne de orta ve yükseköğrenim; evrensel bir piyasası bulunan, meslek insanları yetiştirmeyi tam gerçekleştiremiyor.
Ve mesleksiz insan yığınlarını yönetme tutkusu, yani "politika"; en mıknatıslı bir lunapark salıncağı oluyor... Tepelere doğru şöyle bir fırlayıverme...
***
Yeterince gelişmemiş ülkelerde de, "politika"; birtakım kutsal tabuların arkasına sığınarak, kendi egemenliğini çimdikleyenleri, "kutsal tabular"a karşı çıkmakla, yani "ihanet"le suçlamak...
Sonuç ise her zaman aynı; içe ve dışa dönük polemikler, suçlamalar ve hatta çatışmalar...
***
Çağdaş bir devlet örgütlenmesinde "hukukun üstünlüğü" neden benimseniyor?
"Yargı erki"nin dışında, kimse kimseyi ulu orta suçlayıp, gücü yettiğince cezalandırmaya kalkmasın diye...
Ve maalesef bu bilinç, bizim ne kurumlarımızda, ne bireylerimizde yeterince billurlaşmış...
***
Bir bakıyorsunuz, Başbakan da dahil, politik liderler ve kamu görevlileri; "milletin hassasiyeti" gibi, hukuk dışı ve gayet sakıncalı birtakım afakî "kriterler" koyuyorlar ortaya...
"Milletin hassasiyeti", "hukukun üstünlüğü"nün yerini aldığında; büyümeye başlar iç çalkantıların dalgaları da...
Dipçik gücüyle çalkantıları bastırma alışkanlığının ise, ekonomik rantabilitesi; uzaktan el sallamaya hazırlanır Disraeli'nin gölgesine.
***
10 yılda 1 trilyon dolar iç ve dış borcun nerelere harcanmış olduğu "milli hassasiyet"i gıdıklamaz; Genelkurmay'ın bir bildirisi ise gıdıklar...
***
Türk bayrağı yırtıldı, yakıldı; TCK'ya göre, suçlunun cezasını "yargı" vereceğine, kışkırtılmış yığınlar vermeye kalkınca; o coşku bir anda -daha önce de görüldüğü gibi- yağmaya da dönüşebilir...
Hadi gelsin "sıkıyönetim" ve başlasın tıkanmaya ekonomik kaynaklar...
***
Gerek "resmi tarih" koşullanmaları, gerek "hamasi polemikler", gerek "hukukun üstünlüğü" yerine "milletin hassasiyeti" kriterleri; uğur getirse, getirir ve "yaşam kalitesi" açısından 60 basamak altında kalınmazdı Yunanistan'ın...
Ayrıca "kirli ülkeler" yarışında, şampiyonluğa doğru da nefes nefese koşmazdık...
Ama zaten bütçenin binde 9'u ayrılıyorsa Adalet Bakanlığı'na ve yüzde 36'sı da alınmış borçların sadece faizlerini ödemeye gidiyorsa...
Ayağınız buz üstünde kayarken, uzaya uçtuğunuzu da sansanız; anlamsız yere sürdürürsünüz eski cehennemleri körüklemeyi...
***
Kuzum Tanrı aşkına, Hazine'den geçinmelilerin fırsat buldukça, gerekçe diye gösterdikleri "milli çıkarlar" tabusu; bıkıp usanmadan bela fırıncılığı yapmaya mı yaramakta?
***
Medya, üniversiteler, aklı başında kesim "hukukun üstünlüğü" kavramına sahip çıkar ve demagojik bir hamaset kolaycılığına savrulmazsa; 21. yüzyılla daha kolay bütünleşilebilir...
Ama "benim çıkarım, bela fırıncılığı yapmakta" diyorsanız...
Gün gelir, yine ödersiniz bedellerini...
***
Bardakta çay bitti, gidip bir çay doldurayım...
c.altan@prizma.net.tr
|
|