|
Sorumsuz siyaset!
Norveç'in başkenti Oslo'da Başbakan Erdoğan'a yumurta atılmış olması çirkindir. PKK'lıların yaptığı bu eylem siyasal açıdan da sorumsuzluktur.
Yine Oslo'da PKK'lılar Erdoğan'a soru yöneltirken, bundan sonra da silahla siyasetin birlikte götürüleceği mesajını verdiler.
Bu da bir sorumsuzluk.
Ve de büyük bir yanlış.
Nevruz sırasında Leyla Zana'nın kameraların önünde Öcalan'ın kız kardeşini öpmüş olması da bir başka sorumsuzluk örneğidir. Yine Nevruz kutlamalarındaki Apo'lu ve PKK bayraklı gösteriler, bu topraklarda barış ve huzura katkı olmaktan tümüyle uzak düşmüştür.
Bir başka karıştırıcı örnek:
Demokratik konfederalizm!
Öcalan'ın Türkiye, Irak, İran ve Suriye Kürtleri için öngördüğü bu yeni proje de, ne olup ne olmadığı bir yana, her şeyden önce etnik milliyetçiliği körükleyici çizgilere sahiptir.
Bayrak yakma girişimi de hiç kuşkusuz bir başka sorumsuzluktur ve çirkin bir eylemdir.
Evet, bunların tümü bu ülkede milliyetçi paranoyaları kışkırtan davranışlar, eylemler oldu
Daha önce de yazmıştım.
Kürt siyasal hareketi, yalnız Türkiye'de değil, dışarıda da inandırıcı olmak ve ciddiye alınmak istiyorsa üç şeyi yapmak zorunda:
(1) Silahı, şiddeti, terörü reddettiğini hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde açıklamak...
(2) Kendisini Apo, İmralı gölgesinden kurtarmak...
(3) PKK tabelasıyla bu topraklarda siyaset yapılamayacağı gerçeğini anlamak...
Bunları yapmıyor, yapamıyor. Sorumsuz siyaset anlayışı maalesef devam ediyor.
Bu durum, öbür uçta 'Türk etnik milliyetçiliği'nin değirmenine su taşıyor. Zaten sokağa çıkmaya teşne olanlar ortalığa dökülüyor. Ülkücüler Mersin'de, Trabzon'da, Sivas'ta, Sakarya'da galeyana gelen halk oyununu oynuyorlar.
Ülkücü tabana hâkim olamayan MHP lideri Devlet Bahçeli kapalı kapılar arkasında şöyle diyebiliyor:
"Bir gün silahı elimize almamız gerekirse, bunun şartlarını gördüğümüzde yaparız. Ülkücüler bu parametre içerisinde meseleye bakacaklardır." (11 Nisan 05 tarihli Hürriyet'te Faruk Bildirici'nin yazısından)
Sorumsuzluk örnekleri ne çok.
Trabzon'da dövülenler, linç girişimine hedef olanlar gözaltına alınıyor, dövenler ellerini kollarını sallaya sallaya serbest dolaşıyor. Çünkü tahrik edilip, galeyana gelmişler.
Madımak unutuluyor!
Sivas'ta da halk tahrik edilmemiş miydi, galeyana gelmemiş miydi?
Olacak şey mi?
Devletin kaymakamı, Orhan Pamuk kitapları için resmen imha talimatı yayımlıyor ve yerinde kalabiliyor.
Görevden hâlâ alınmıyor.
Ne büyük yanlış.
Ne feci sorumsuzluk.
AKP, anlaşılan o ki, kendi seçmen tabanının oyulmasından korkuyor. MHP'nin, DYP'nin büyümesinden çekiniyor. Bu yüzden, Türk etnik milliyetçiliğindeki kabarmayı şöyle ya da böyle kaşımak istiyor. Ne dayak atanları içeri atabiliyor, ne de kaymakamı görevden alabiliyor.
Hükümetin kafası karışık.
Kriz yönetiminde başarısız. Dağınık. Özellikle zihinsel bir dağınıklık dikkati çekiyor. Neyi neresinden tutacağını bilmez bir görüntüsü var.
Muhalefete gelince...
İlginçtir, CHP de etnik Türk milliyetçiliğinden medet umuyor. Hızla milliyetçi sulara kayıyor Baykal. Sokağa methiye düzebiliyor. CHP'nin Trabzon İl Başkanı, bir basın toplantısıyla saldırganları, linç girişiminde bulunanları değil, saldırıya uğrayanları suçlayabiliyor, (13 Nisan 05 tarihli Hürriyet'te Faruk Bildirici'nin yazısı).
Nereden nereye?..
Baykal, öyle anlaşılıyor ki, bu pastadan kendisine de pay düşeceğini sanıyor. Ama yanılıyor. Sosyal demokrat geçinen bir parti açısından öylesine bir sorumsuzluk ki, Türkiye siyasetinde yeni yeni istikrarsızlık pencereleri açabilecek.
Sorumsuzluk örnekleri çok.
Başbakan Erdoğan dün partisinin Meclis Grup toplantısındaki konuşmasında şöyle dedi:
"Bizim millet olma irademiz, bu kör tahrikçileri, bu bunalım kışkırtıcılarını, bu karanlık gölge oyunlarını alt edecek güce ve bilince fazlasıyla sahiptir. Bu ülkenin sokaklarında tutuşturulmaya çalışılan yangın, bizim gelişme meşalemizin ışığı altında ezilmeye, sönüp gitmeye mahkûmdur."
İyi güzel!
Ama nasıl?..
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|