|
 |
|
|
Satır araları
Kardak kayalıkları krizi günlerini anımsayalım. Kayalıklara Yunan bayrağı dikilmiş.
Tansu Çiller başbakan.
Komutanlara talimat veriyor.
"Gemilerimiz gidecek. O bayrak oradan inecek..."
Birkaç kez aynı söylemi tekrarlıyor.
Artık odada savaş rüzgârları esmektedir.
Türk deniz kuvvetlerinin kayalıklara asker çıkarması Yunan bayrağını, oradaki bir manga Yunan denizcisini etkisiz hale getirerek indirmesi halinde, savaş çıkmaması mucize olacaktır.
Fakat başka çare de görünmemektedir.
Zorlu sorun...
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı olarak Büyükelçi İnal Batu, bir formül ortaya atar:
"Biz de yandaki kayalıklara çıkalım. Oraya Türk bayrağını dikelim..."
Salonda bir an sessizlik olur.
Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, "Bu fikir bana da makul geldi. Üzerinde konuşmalıyız" der.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Deniz Baykal da, "Sayın Batu'nun formülü üzerinde durulmalı" söylemiyle olumlu yaklaşır.
Ardından, ciddi tartışmalar sonrası bu fikir benimsenir.
Sabaha karşı, komandolar botlarla yandaki adacığa gizlice yanaşacak ve kayalıklara tırmanarak Türk bayrağını dikeceklerdir.
Bayrağın yanında yeterince komando nöbet bekleyecektir.
Onları korumak üzere Türk Deniz Kuvvetleri hücumbotları devriye gezecektir.
Göstere göstere
Bu operasyonun çok garip görünmüş olan bir özelliği, "gizli aleni" yapılmasıydı.
Dünya savaş tarihinde belki de tektir.
Gece karanlığında, Bodrum sahilinden TV'ler naklen yayında, az sonra Kardak kayalıklarına sözüm ona "gizli" komando baskını hazırlıkları açık açık yansıtılıyordu.
Botlar....
Silahlar...
Dikilecek bayrak...
Komandoların kamuflaj çalışmaları...
Sonra botlara binerek alacakaranlıkta denize açılmaları...
Onları izleyen Bodrumlular.
Sahilden el sallayanlar.
Böyle göstere göstere "gizli baskın" olur muydu?
Bu yayınları Yunan tarafının izlediği ve kayalıktaki denizcilere, devriye botlarına bildirmedikleri nasıl düşünülürdü?
Bir sonraki sabahın medya haberleri de ilginçti.
Kardak'ta Yunan bayrağı nöbetindeki denizciler, karanlıkta gelen Türk botlarının farkında olmamışlardı.
Sabah uyandıklarında bir bakmışlardı ki, yandaki kayalıkta, Türk bayrağı dikilmiş. Başında da Türk denizciler.
Şaşakalmışlardı!..
..........
Hadise belki de başkaydı.
Türkiye tarafı, hem yandaki kayalığa bayrak dikmek ve çatışmadan ulusal onuru korumak sağduyusunu göstermişti... Hem de gizli ve baskın olarak gerçekleşmesi gereken bu operasyonu, TV'den canlı yayınla gösterecek kadar "aleni" yaparak, Yunan tarafına çatışmayı önleyecek mesajı vermişti: "Geliyoruz, yandaki kayalığa bayrak dikeceğiz. Sizin bayrağınıza ve denizcilerinize zorunlu olmadıkça dokunmayacağız. Siz de akıllı olun, bela aramayın. Savaşa neden olacak bir çatışma çıkarmayın..."
Yunan tarafı bu mesajı almıştı.
...........
İyi bir kriz yönetimi ile "taraflar savaşın eşiğinden dönmüşlerdi."
Güç dengesi
Bu olay simgeseldir.
Ege'nin iki yanında birlikte yaşamanın ince ayarlı bir güç dengesine dayalı olduğunun çok özel bir örneğidir.
Siyaset Bilimi "master tezi" olabilecek değerde ve derinliktedir.
Yalapşap ve kaba yaklaşımlarla okunamaz.
Anlaşılmaz.
O nedenle Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un dün, Türkiye - Yunanistan arasında bazı "Casus Belli" (Savaş Nedeni) kararların geçerli ve yürürlükteki devlet politikası olduğu yolundaki açıklaması önemlidir. Ve bunun amacının "iki ülke arasında çatışma çıkarmak değil, çatışma önlemek amaçlı olduğu" yolundaki söylemi, yukarıda anlattığım "master tezi" olabilecek ince ayarlı güç dengeleri stratejisinde satır aralarıdır.
O satır aralarını okuyabilmek ise ciddi birikimi gerektirir.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|
|

|