|
 |
|
|
Ahlak ve kanun
Satır Arası / Deniz Sipahi
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Etiği Anabilim Dalı'ndan Yrd. Doç. Dr. Çağatay Üstün, etik konusunda konferanslar veren, yazılar yazan bir bilim adamı. Bugün onun bazı yorumlarına yer vereceğim.
Önce Üstün'ün düşünceleri, ardından benim katkılarım.
* * *
"Etik hep yükselen bir değer gibi kabul gördü ve ön planda tutulmasına çalışıldı. Geçerli olan yaklaşım, öncelikle bir etik yüzleşmenin yaşanmasına ilişkindi. Bir çalışma disiplini olan etik için de bu kaçınılmazdı. Ancak bu yüzleşme ne yazık ki hiç gerçekleşmedi. Sosyal düzlemde yaşanan yolsuzluk, rüşvet, biraz da güncel ve medyatik tabiriyle hortum iddiaları sırasıyla ortaya çıkarak sarsıcı bazı etkiler yaratırken, kimse bunun gerçek nedenini öğrenmek istemedi. Yani etik yüzleşmeden mümkün olduğunca uzak durulmaya çalışıldı. Düzelir diye düşünüldü belki de... Ancak daha da kötüsü kanuni tedbirler alınmasına çalışılarak bunlara engel olunacağı sanıldı. Oysa etiğin bittiği düzlemden sonra hukukun yapabileceği şeyler oldukça sınırlıydı. Yine bir yanlış daha yapılıyordu ve hukukun bu etik ve ahlak dışılıkları çözebilecek bir yöntem olduğuna inanılmaktaydı. Fransız İmparatoru Napoleon Bonaparte'nin sözünü hatırlama zamanıydı: 'Ahlakın olmadığı yerde kanun birşey yapamaz...'
* * *
Halen toplumsal yaşamımıza hakim olan suç oranlarındaki artış ve ahlaki çöküşün tek ve başlıca nedeni etik dışı düzlemin giderek toplumun tüm katmanlarında hızla yayılmasıdır.
Yani; yanlışın, kötünün, çirkinin sadece tek bir kez bile yapılmış bile olsa da, ardından bunun yenilerinin yapılma olasılığı artan bir oranda gerçekleşir. Başka bir deyişle alışkanlık meydana gelir. Yani bir tür ahlaki riziko üstlenmiş oluruz. Aslında kısaca, etik dışı söylem ve ahlak dışı eylem alışkanlığıdır bunun adı. Böyle bir durumda neyi, hangi kanuni düzenleme ile önlem ve koruma altına tutma şansına sahip olabiliriz ki...
Artık etik yüzleşme safhasının oldukça uzağına düşmüş bir durumdayız. Bu şansı yıllar içinde kaçırdık. Şimdi ise meyveleri toplanmaktadır bu yanlışlığın. Böyle bir aşamada hukuksal yaptırımların tekrardan etiğe uygun söylemlere ya da ahlaka uygun eylemlere geri dönüşünü hızlandırabilecek bir sihirli formül ne yazık ki yoktur. Geç de olsa bu gerçeği kabul etmek durumundayız.
* * *
Önce bireysel vicdanın değiştiği daha sonra ise insanın yer aldığı tüm alanlarda etkilerinin görüldüğü bu etik ve ahlak ikilemi sorunları giderek etkisini daha da artırabilir. Endişem bu yöndedir. Vicdanların sorumsuzlukla karardığı ve suç teşkil edebilecek olguların hızla arttığı bir dönemden geçmekteyiz. Bunun bir önceki aşaması ise etik yüzleşme idi ve tekrarlıyorum ki, bizler bu dönemi belli belirsiz yaşadık. Diyelim ki yeni nesilleri etik düşünce ve sorumluluğa uygun yetiştirmeye çalışıyoruz ama günlük toplumsal yaşam düzleminde pek bir iyileşme sağlayamadık. O zaman yapılan tüm emekler boşa gidecektir. Umursamazlığa devam ettiğimiz sürece hayal güçlerimizi zorlayacak yeni olaylara hazırlanmamız gerekiyor sanırım. İşte, endişem bu yöndedir..."
* * *
Benim notum...
Çağatay Üstün'e katılmamak mümkün değil. Yazılarımda hep bir şeyin altını çizmeye çalışıyorum. Toplumun değişmesini istiyorsak işe "ahlak tanımını" yeniden yaparak başlamalıyız.
Napoleon'un dediği gibi "Ahlakın olmadığı yerde kanun birşey yapamaz"; bu gerçekten böyledir.
Türkiye'de yaşanan da budur.
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|