Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 15 Nisan 2005 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Yakınları ve ailesi Çetin Emeç'i anlattı

Suikasta kurban giden Hürriyet Gazetesi Yönetim Kurulu Üyesi ve yazarı Çetin Emeç'in anısına, ölümünün 15'inci yılında; daha önce yayımlanmış köşe yazılarından, arkadaşları ve ailesinin anlatımlarından yola çıkarak "Genel Yayın Yönetmeni" adlı bir kitap hazırlandı. Kitapta ayrıca Emeç'in kızı piyanist Mehveş Emeç Birol'un babası için yazıp bestelediği, sanatçı Yavuz Bingöl'ün seslendirdiği "Reverie-Uzak Bir Rüya" adlı şarkının CD'si de yer aldı. İşte, ölümünün 15'inci yıldönümünde yakınları ve ailesinin ağzından Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç...

PINAR AKTAŞ

"Çetin Emeç yaşıyor"
Aydın Doğan (Doğan Gazetecilik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı)
Gazetecilik, dış görünüşüyle cazip bir meslektir. Elbette toplumca tanınmak, ürettiğiniz fikirleri başkalarıyla tartışmak gerçekten mesleğimizi zevkli kılan özelliklerin başında gelir. Ne var ki, sorumluluğun hiç bitmediği bir iştir. Gazete 24 saatlik bir üründür, dolayısıyla 24 saatlik bir emeğin ürünüdür ve gazeteci de 24 saat çalışan bir meslek erbabıdır. Gazetecilik dışında hangi iş olursa olsun, akşam yatağa girdiğinizde sadece kendi vicdan muhasebenizi yaparsınız, ancak gazeteciyseniz; fert olarak daha büyük sorumluluğun uykusuzluğunu, tedirginliğini yaşarsınız. Çünkü artık siz kendinizle hesaplaşmakla huzura kavuşamazsınız. Yaşadığınız memleketten, dünyadan hatta bütün insanlıktan sorumlusunuz. Çetin Emeç de bu sorumluluğu tüm benliğiyle hisseden kalemlerden biriydi. Haince susturdular. İnsanı arkadaşları, meslektaşları, dostları unutmadıkça o yaşıyor demektir. Çetin Emeç de yaşıyor...

"Muammer hoca ve Çetin Emeç, yüreğimize oturan iki büyük acı"
Hasan Cemal (Gazeteci)
Bir ay önce sevgili Muammer hoca için yürümüştük Meclis'e. Bir ay sonra sevgili meslektaşımız Çetin Emeç için yürüdük aynı yoldan Meclis'e. Bir ay arayla yüreğimize gelip oturan iki büyük acı. Atatürk Bulvarı'ndan Meclis'e doğru çıkarken cinayetin ardında yatan gerçeğin ne olduğunu düşünmeye çalıştım gene... Neden bu kez o olmuştu terörün hedefi? TBMM'nin tören salonunda bu sorunun çengeli kafamın içinde kıvrılırken bir ara dalar gibi oldum. On yıl öncesi gözümün önünde canlandı belli belirsiz. Yine bu salondaydık. Daha yeni olmuştu 12 Eylül. Gazetemin Ankara temsilcisi olarak bir töreni izliyordum. Hiç unutmam, Beethoven'ın "Kader Senfonisi"ydi çalan. Ve bütün devlet, daha birkaç gün önce parlementoyu kapatarak iktidara el koymuş olan askeri liderlerin önünde resmi geçit yapıyordu. Dün de aynı salonda yüreğimin daraldığını hissettim. Bir yandan bir askeri yönetimle, öte yandan Sevgili Çetin'le ilgili anılar, sanki dipsiz bir kuyu gibi kendine çekmeye koyuldu beni...

"Stajyerken ağlattıkları şimdi meslekte ilerlemiş kişiler"
Mehmet Barlas (Gazeteci)
Çetin Emeç'le çok kısa sürede kaynaşıp, arkadaş olmuştuk. Onun gazeteciliğe karşı duyduğu tutku derecesindeki sevgi, beni hep heyecanlandırırdı. Bilirdim ki, yazdığım makaleleri, dizi yazıları o beğendiği zaman, okuyucunun da beğenmesi kesin olurdu. Müthiş bir mesleki algılama yeteneği vardı. En ağır siyasi haberi de, bir magazin haberi kadar anlaşılır ve cazip hale getirmeyi bilirdi. Karmaşık ve yazanın da tam anlamadığı haberleri, anlaşılır hale getirmek için, bazen saatlerce uğraşırdı. Bazen muhabirlere karşı çok sert olur hatta genç stajyerleri ağlatırdı. Ama şimdi hepsi meslekte ilerlemiş olan o arkadaşların, Çetin Emeç'in kendilerine karşı gösterdiği titizliğin değerini anladıklarına eminim.

"Huysuzluğuyla ünlüydü, bana 'Ne huysuz adamsın' demişti"
Ahmet Altan (Yazar)
Gerçekten dostça geçirdiğimiz bir-iki gece olmuştu, garip bir güvenle bana bazı dertlerini anlatmıştı. Ama genellikle gerginlikler yaşardık; kıdeminin, yaşının ve bana gösterdiği dostluğun güveniyle bir keresinde bana, "Ne huysuz adamsın" demişti, o zaman da ben gülmüştüm. Huysuzluğuyla ünlü birinin bunu söylemesi bana çok sempatik görünmüştü. Gazetede çalışan birçok insanı titizliğiyle bunaltırdı, ona kızan çok insana rastladım ama onun gazeteciliğine saygı göstermeyen hiçbir gazeteci görmedim. O saygıyı hak ediyordu.

"Giyimine gösterdiği özen çevresine saygısındandı"
Vitali Hakko (Vakko'nun sahibi)
Henüz Avrupa'da bile yeni moda olan yırtmaçlı, kruvaze ceketleri Çetin Emeç beyefendinin üzerinde en şık haliyle görebilirdiniz. Tahminimce giyimine gösterdiği özen, sadece kendisinin özel merakından değil, çevresine gösterdiği müthiş saygısından da kaynaklanıyordu. Çetin Emeç, Türkiye'nin modern yüzünü temsil eden gerçek bir beyefendiydi.

"Ricasının yoluna ölünürdü"
Nebahat Ercan (Sekreteri)
O kadar kibardı ki birlikte çalıştığımız dört yıl boyunca bana asla "Nebahat hanım" dışında bir hitapla seslenmedi. Hiç emir almadım ondan, her isteğinin sonuna öyle zarif bir rica eklerdi ki, ölünürdü bu ricanın yoluna. Bazen odaya çağırdığı arkadaşlarımıza hafif küfürlü bir fırça seansı uygulamışsa, olaydan sonra kapıyı açıp başını uzatır ve "Duyduklarınız için özür dilerim Nebahat hanım" derdi. O kadar sinirinin içinde bu kadar kibar olabilmeyi başarabilen başka kimse tanımadım.

Ailesinin gözünden

"Bana 'Sizi gideceğiniz yere bırakalım' dedi"
Bilge Emeç (Eşi)
Arnavutköy Kız Koleji'nde okurken, yazları ailemle, Erenköy'deki evimizde geçirirdik. Zaman zaman, denize girmek için Suna'ların (Kıraç) Çiftehavuzlar'daki yalılarına giderdim. Yine bir hafta sonu, sene 1956, denizde hafif hafif yüzüyorum. Birden farkına vardım ki, sahilden bir hayli açılmışım. Baktım hemen ilerimde demirli bir kotra var, hemen oraya doğru yönelerek, gidip ona tutundum. Tam o sırada kıçtan takma motorlu bir tekne yanımdan geçti ve birden durdu. Motorun içi dolu, iki de kız var, Çetin kullanıyor. Bana, "Çok açılmışsınız, yüzerek geri dönemezsiniz, biz sizi gideceğiniz yere bırakalım" dedi. Dönerken önce o kızları, daha sonra da beni eve bıraktılar. Çetin'le ilk tanışmamız böyle oldu.

"Piyano çalıp mesajını aldığımı gösterdim"
Mehveş Emeç Birol (Kızı)
Bir dönem zorlandığım için piyanoyu askıya almaya karar verdim. Bunu babama söylediğimde, sandım ki ilk sözü hangi derslerde zorlandığımı sormak olacak. Bana aynen şöyle demişti: "Peki istediğin gibi yap ama o zaman benim kızım olamazsın." Kendimi banyoya kilitleyip, dakikalarca ağlamıştım bu sözleri duyunca. İçim içimi yedi, ona nasıl böyle bir teklifte bulundum diye. Sonraki pazar günü ona bütün gün piyano çalıp, mesajını aldığımı gösterdim.

"Babamın sözleri kulağıma küpe oldu"
Mehmet Emeç (Oğlu)
Bir hafta sonu babamla gazetedeyiz, ertesi günün gazetesi gelmiş, okuyoruz. Tam o sırada bir ofis boy girdi içeri, bir şeyler getirmiş, ben harıl harıl spor sayfasını okuyorum. Adama "İyi akşamlar" dedim ama yerimden kalkmadım. Adam odadan çıkar çıkmaz babam canıma okudu, haklı olarak: "Sen kimsin ki, ayağa kalkmıyorsun. O adam bütün gün burada çalışıyor, canı çıkıyor. Beni rezil ettin, diyecekler ki: 'Çetin Emeç bir eşek yetiştirmiş.'" Babamın bu sözleri o gün bugündür kulağıma küpe olmuştur.

Çetin Emeç kimdir?

Çetin Emeç, 1935'te İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi'nin ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1952'de babası Selim Ragıp Emeç'in Son Posta gazetesinde başladı. 1972'ye kadar Hayat ve Ses dergilerinde yazı işleri müdürlüğü yaptı. 1972 yılında Hürriyet grubuna geçti. Hürgün Yayınları'nın genel yönetmenliğini yaptığı sırada, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevini üstlenen Emeç, 1984-85 yıllarında da genel yayın yönetmeni olarak Milliyet'e geçti. 1986'da genel koordinatör olarak Hürriyet gazetesine döndü. Öldürüldüğü 7 Mart 1990'da 38 yıllık gazeteci olan Emeç, Hürriyet Gazetesi Yönetim Kurulu Üyesi ve yazarıydı. Çetin Emeç, Gazeteciler Cemiyeti, Uluslararası Basın Enstitüsü ile Uluslararası Gazetecilik Basın Enstitüleri Federasyonu üyesiydi.

PAZAR
Üzgünüm, bu bir sanat filmi değil
Rıfat Özbek çarşıya çıkınca
Yakınları ve ailesi Çetin Emeç'i anlattı
Festivalin son haftasında neler izleyeceğiz?
Şeytan Richard'ın lokantaları
"Çay içmede birinciyiz ama Rize çayından başkasını tanımıyoruz"
"Mutfakta da arabadaki gibi performans önemli"
"Çizimler Enver Paşa'nın başka bir yönünü yansıtıyor"
Kırmızıları dinlendirin
"Japon yeninin sahtesi yoktur"
Bölgesel zayıflama
Issızlığın ortasında
Muh demeden muhalefet
Otları ve balıkları çok lezzetli
Papa'nın ölümü
Niye ölmüş bunlar? Akşam yemekte ne var?
Casino de Paris'den SSK koridorlarına
İstanbul'un romanını yazan seyyah





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
YASEMİN ÇONGAR

© 2005 Milliyet