|
"Gömlek kirli" de olsa, kükremeler yerinde...
Diş doktorunun muayenehanesindeki özel kotluğa uzanıp, arkaya doğru hafif kaykılarak yattığınızda; neler neler geçmeye başlamıyor ki aklınızdan...
Gerçi şanlı tarihimizdeki kanlı koltuk kavgalarında hedeflenmiş olanlarının hiçbir ilgisi yoktur, diş doktorlarının muayenehanelerindeki koltuklarla ama; olsun, koltuk koltuktur arkadaş...
***
Koltuklara ve koltukları olmasa, ne işe yarayacaklarını kimsenin bilmediği koltuk sahiplerine saygı...
Koltuk sahipleri koltuklarının, vatan da koltuk sahiplerinin omuzları üstünde yükselir.
Her ne kadar hiç sözü edilmeyen avantalar, yolunu bulmuşların yolsuzluklarıyla yükselse de...
Koltuklar hariç, bu vatan hepimizin!
***
Kendiniz ilerleyeceğinize, yaşınız ilerlemiş de; alt çenenizin protezini değiştirme zorunluluğu duymuşsanız...
Dilinizi damağınızın en arkasına doğru kıvırarak uzatın.
Düşünün ki o sırada en güvenceli anını yaşıyorsunuz hayatınızın. Diliniz, damağınızın en arkasına doğru kıvrılmışken, kim suçlayabilir ki sizi, "dil uzatıyor" diye...
Maliye Nazırı Cavit Bey, dilini damağının en gerisine doğru kıvırmasını bilmediği için asıldı.
***
Bir gün İsmet Paşa'ya sormuştum:
- Cavit Bey, niye idam edildi, diye...
İsmet Paşa:
- Kendisini çok ikaz ettim, politikadan çekil, git bir çiftlik al diye; beni dinlemedi, arkadaşlar ona ceza yaptılar, astılar, demişti.
***
Diş doktorunun koltuğunda uzanmış, başım arkaya doğru kaykık ve dilimin ucu damağımın en gerisinde...
Türkiye'nin bugünkü fotoğrafını özetlemek gerekse...
Aman aman sakıncalı konulara girmeyelim...
"Hızla kalkınıyor ve bir dönüşüm yaşıyor" deyip geçelim...
***
Yoksa...
Yoksa şayet:
- Türkiye henüz "devlet"in tanımlamasını bilmiyor ve devletin içinde ayrıca "devlet"in temsil edilebileceğine inanıyor, dersek...
Yani TBMM'de "Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur" diye yazsa da; devletin sadece Hazine'den geçinmeli koltuk sahibi "yöneticiler"den ibaret sayıldığını ve milletin "yönetilen bölümü"nün bir bok sayılmadığını açıklamaya kalkarsak...
***
Yok yok, böyle konular, "sözde vatandaş" sayılmaya yol açar ki, hazır dilimiz damağımızın en gerisine kıvrılmışken; düşüncelerimiz "milli çıkarlar"la harmandalı oynama densizliğine düşmemeli...
Unutmayalım, sade Ceza Yasası yok; bir de "milletin hassasiyeti" var...
***
Yahu kuzum biz nerede yaşıyoruz?
Ulan 78'in de sonuna geldin, hâlâ öğrenemedin mi nerede yaşadığını?
Öğrenmek için galiba tarihi arşivlere bakmak gerek...
Herhalde orada kayıtları vardır, Hüseyin Cahit'in ünlü "Üç Ali"lerden oluşan İstiklal Mahkemesi Reisi Kel Ali'ye ne dediğinin:
- Sizin gibi yargıç olmaktansa, kendim gibi sanık olmayı tercih ederim...
O günler, "Üç Ali"lerin verdiği idam kararlarının, çabucak infaz edildiği günler...
***
Karpiç'teki baş başa bir öğle yemeğinde Hüseyin Cahit'e sormuştum:
- Kel Ali'ye, "Senin gibi yargıç olmaktansa, kendim gibi sanık olmayı tercih ederim" derken korkmadınız mı?
Hüseyin Cahit:
- Korkmaz olur muyum, elbet de korktum, demişti; ama baktım ki, nasıl olsa adam beni asacak; hiç değilse gereğini yapmak istedim.
Aradan 30 yıl geçtikten ve çok partili döneme geçilmiş gibi göründükten sonra da, 82 yaşındaki Hüseyin Cahit, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nde TKC'nın 159'uncu maddesini, "devlete hakaret ettiği" gerekçesiyle ihlal suçundan mahkûm olmuş ve kendisini Ankara Cezaevi'ne götürmüştük.
***
Artık çok şey değişti, çok şey değişti, çok şey değişti...
İnşallah, temenni ederiz; teknolojinin ve dünyanın ne kadar değiştiği ortada...
Vaktiyle de, akıl hastanesine düştükten sonra, akıllı uslu konuşmaya başladığı için iyileştiği düşünülen bir berber; hastaneden çıkarılmak üzere son testlerden geçirilirken, kendisine sorulmuş:
- Söyle bakalım, müşteriyi nasıl tıraş ediyorsun...
Berber başlamış anlatmaya:
- Elimdeki iş bittikten sonra, oturmuş beklemekte olan müşterilerden sıra hangisindeyse, onu koltuğu oturtur, boynuna beyaz bir gömlek bağlarım. Küçük bir tasa sıcak su doldurur ve sonra da müşterinin çenesiyle yanaklarını sabunlar ve sıcak su tasına batırdığım tıraş fırçasıyla da köpürterek sürdürürüm sabunlamayı... Sabunlarım, sabunlarım, sabunlarım...
- Peki, sonra...
- Sabunlarım, sabunlarım, sabunlarım, sabunlarım...
- Anladık, sabunlarsın da, sonra ne yaparsın...
- Sabunlarım, sabunlarım, sabunlarım...
- Sonra?
- Sonra da fırçayı kıçına sokarım...
***
Dünkü Posta gazetesinin manşeti şöyleydi:
"Eğitim sıfır - Türkiye'de 81 lise geçen yıl üniversiteye bir tek öğrenci bile sokamadı. Bunların arasında 5 üzerinden 4 diploma not ortalamasıyla öğrenci alan, 4 de süper lise var. Bu tablo okullardaki eğitimin içler acısı halini ortaya koyuyor."
Sabah gazetesininki de şöyle:
"Okul var da gitmedik mi - Doğubeyazıt'ta her yıl dört bin çocuk okula kayıt yaptırarak 'açık kontenjan' beklemeye başlıyor. Derslik yok, sıra iki yıl sonra geliyor."
***
İbrahim Tatlıses'in, vaktiyle sorduğu esprili bir soru manşete çıkmış Sabah'ta...
Eee... Ne yapacaksınız, Türkiye'nin jeopolitik durumu, savunma harcamalarının öne alınmasını gerektiriyor. Unutmayalım ki "vatan", "vatandaşlar"dan çok daha önemli... Koltuk sahipleri, yani "devlet"; böyle karar vermiş ve de gerekeni yapıyor...
***
Neyse bizim protez provası bitti... Öğrenir gibi de oldum, dilimi nasıl tutacağımı...
c.altan@prizma.net.tr
|
|