|
İşsizlik, milliyetçilik ve sol
Orhan Pamuk'un Ermeni soykırımı iddiasından sonra Mersin'de yakılan bayrak ortalığı karıştırdı. Trabzon'da çıkan linç olayının ardından tepkilerin Sakarya'ya sıçramasıyla aydınlarımız büsbütün kaygılandı. Kimileri Hitler'in Kavgam kitabının çok okunmasını örnek göstererek aşırı milliyetçi bir dalganın geliştiğini iddia ederken, kimileri de "Büyütmeyin, yatışacaktır" diyor.
Elbette milliyetçilik tekdüze bir siyasal akım değil. Farklı etmenler bu olguya iklim hazırlayabiliyor. Ancak en önemlisi işsizlik. Arkadaşımız Ali Eyüboğlu, Trabzon'dan bildirdiği haberde, olayları çıkaranların yüzde 90'ının işsiz olduğunu yazıyor. Tıpkı 1930'lardaki krizden sonra işsizlik had safhaya ulaşınca gerek Almanya'da, gerek İtalya'da faşizmin ortaya çıktığı gibi. Bu konuda iki kitabı özellikle salık veririz:
1) Alan Bullock: Hitler; bir tiranlık çalışması (Pelican),
2) Richard Grunberger: Üçüncü İmparatorluğun (Reich) sosyal tarihi (Pelican).
Bullock, 850 sayfalık dev kitabını 1898'dan başlatır. Ancak 1931-1933 dönemini Nazizmin fırsatı olarak niteler. Bu dönem derin krizdir. 1931 yılı başında Nazilerin üye sayısı 390 bin kadardır. Yıl sonunda ise 800 bini aşar. 1932 kasım seçimlerinde Naziler seçimi kazanamasa da, oyları artan komünistler, cumhuriyeti kurtaracak yerde, Nazi iktidarını yeğler. İktidardaki beceriksiz sosyal demokratlar da, ekonomik buhran karşısında bir yandan komünist, diğer yandan da Nazilerin baskısıyla tepetaklak olur.
Grunberger 663 sayfalık kitabının başında Weimer Cumhuriyeti'nden Üçüncü İmparatorluğa geçişi anlatır. Kitabında bazı başlıklar şöyledir: halk cemaatleri (Volk community), gelenek ve başbuğ tapınması, yolsuzluklar, ordu, tüketim, aile, üniversiteler, eğitim, yakınmalar. Haliyle insan Grunberger'in o yılların Almanya'sını mı, bugünün Türkiye'sini mi yazdığını sorguluyor.
Gerçekten, bugün, çeşitli etmenlerle, milliyetçi bir dalga gelişiyor. Bir ülke, tarihinin en derin mali krizinin ardından çok sıkı bir mali disiplini dört yıl boyunca uygulamışsa, sosyal dengesizlikler haliyle artar. Artan işsiz sayısının tepki ve direnci meşru siyasal zeminlerde ifade bulmazsa, sokağa dökülmekten başka çare de kalmaz. Unutmayalım, 2002 Kasım seçimlerinde Genç Parti de böylesi bir rüzgardan yelken doldurmuştu. Şimdi o da siyasal alanı boşalttı. Üstelik o günden bugüne işsizlik arttı.
İkincisi, solun içi oyuldu. Solun ana partisi CHP'nin bugün kullandığı jargonun evrensel sosyal demokrat alanda yer bulabilmesi tümden olanaksız; çünkü sosyal dengesizlikleri ifade etmekten ısrarla kaçınıyor. Genel Başkan Baykal: "Hükümet susuyor, tepkiyi halk gösteriyor" diyor. Oysa tepkiyi göstermesi gereken bizzat kendisi, çünkü muhalefet lideri olan o.
Nihayet, çevremizde ulusal konuları yakından ilgilendiren çeşitli gelişmeler gözleniyor. Bunlar karşısında Türkiye kendini zorlanmış, horlanmış ve sıkışmış hissediyor. Özellikle böylesi dönemlerde hükümetler kararsız, silik, umut vermeyen bir tutum içinde olursa, halkın isyanı sertleşir.
İktidar kararsız, muhalefet de yok. Oysa çok ciddi sosyal sıkıntılar var. Doğru dürüst bir sol olsa, bunu kullanarak iktidara gelecek. Ama o da soykırıma uğradığına göre, aşırılıklar ortaya çıkmayacak da ne çıkacak?
hgunes@milliyet.com.tr
|
|