Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 15 Nisan 2005 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Hükümet neden kızıyor?


Geçtiğimiz hafta partisinin grup toplantısında Sayın Başbakan net borç yükünün 2004 yılında GSMH'nin yüzde 64.5'ine indiğini açıkladı. On gün sonra ise Hazine Müsteşarlığı bu oranın yüzde 63.5 seviyesinde gerçekleştiğini ilan etti. Hazine'den Sorumlu Bakan, IMF ve Dünya Bankası'nın yıllık toplantılarına katılmak için yurtdışına giderken verdiği demeçte, "Sürekli olarak havada rakamlar uçuyor... Kamu net borç stokunun GSMH'ye oranı artık yüzde 63.5 olarak kesinleşmiştir" demiş. Rakamları kim uçuruyor? Başbakan'a kamu borçları konusunda Hazine dışında bilgi veren kurumlar mı var?
TCMB Başkanı bu hafta yapılan yıllık genel kurul toplantısında, "Tanım olarak sürdürülebilir büyüme, fiyat istikrarının bozulmadığı, ekonomik göstergelerle makroekonomik dengelerin uyumlu olduğu, potansiyel büyüme seviyesine yakın büyüme oranlarının beş yıl ve üzeri bir dönem boyunca sürdürülmesi olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla son üç yıldır gerçekleşen yüksek büyüme oranlarına, henüz sürdürülebilir büyüme diyebilmek mümkün değildir" demiş. Bu tespite katılmamak mümkün değil. Hazine'den Sorumlu Devlet Bakanı ise yukarıda değindiğim demecinde, "Bu büyümenin sürdürülebilir bir büyüme olduğunu ben altını çizerek vurguluyorum. Farklı kuruluşlar, farklı bakış açıları içerebilir ancak biz Türkiye'deki siyasi iradeyi temsil ediyoruz. Biz kendimizden eminiz, ne yapacağımızı iyi biliyoruz. Uyguladığımız politikalar sonucunda da bu sürdürülebilir büyüme artık Türkiye'de yakalanmıştır. Bundan sonra da kesinlikle devam edecektir" diyor. Yani büyümenin sürdürülebilir olması için siyasi iradeyi temsil edenlerin bunu söylemesi yeterli oluyor.

Krueger'den borç vurgusu
IMF Başkan Yardımcısı Krueger, 5 Nisan'da yaptığı "Bismarck'ın Uyarısı" başlıklı konuşmada Türkiye'nin gelişmekte olan ülkeler arasında ekonomik açıdan çok başarılı bir örnek olduğunu vurguladıktan sonra, ancak mevcut politikaların birkaç yıl daha sürdürülmesinin hayati öneme sahip olduğunu, çünkü ülkenin borcunun hala çok yüksek olduğunu söylüyor. Havaalanındaki demecinden sonra bu açıklamayla ilgili gelen bir soru üzerine Sayın Bakan, "Sık sık şuradan uyarı, buradan uyarı... Biz ne yaptığımızı iyi biliyoruz. Bizim uygulayacağımız ekonomik politikalar borç stokunu yükseltecek politikalar olsa o zaman uyarı kelimesi belki kullanılabilir. Bizim uyarılara ihtiyacımız yok. Biz ne yaptığımızı iyi biliyoruz" cevabını veriyor. O zaman IMF ile anlaşma konusunda anlaşıldığına dair açıklamadan sonra gerekli şartların ancak üzerinden 4 ay geçtikten sonra yerine getirilebilmesini, hükümetin sevk ettiği yeni teşvik yasa tasarısında IMF heyeti geldikten sonra atılan geri adımları nasıl açıklayacağız?
Aslında bu değerlendirmelere bakarak bazı çıkarsamalar yapmak mümkün.

Sinirlenme zamanı değil
Birincisi, ekonomi yönetiminde bir koordinasyon sorunu var gibi görünüyor. En yetkili ağızlar on gün gibi çok kısa bir süre içinde farklı rakamlar açıklayabiliyor.
İkincisi, hükümetin TCMB bağımsızlığını sindirme sorunu devam ediyor. Ben siyasi iradeyim, benim dediğim olur söylemiyle TCMB'ye cevap vermek önemli bir hata.
Üçüncüsü, hükümet uyarı ve eleştirilere karşı tahammül gücünü yitirmiş görünüyor. Bu, yorgunluğun bir göstergesi olarak algılanabilir. Bu da hükümetin hata yapma olasılığıyla ilgili algılamaları güçlendirerek risk primini artırır.
Aslında son hafta içinde ekonomide yaşananlar çok ilginç. TCMB'nin faiz indirimine ve IMF ile sorunların çözülmesine tepkisiz kalan piyasalar, FED tutanaklarından, ABD'de tedrici faiz artırımının süreceğinin anlaşılmasına tepki veriyor. Hükümet son iki yıldır yaşanan hızlı iyileşmeyi dışarıdaki olumlu konjonktüre değil, kendi yaptıklarına veya yapmadıklarına bağlıyordu. Aynı politikaları izlemesine rağmen piyasaların artık geçmişteki hoşgörüyü göstermemesi veya beklenen iyileşmenin ortaya çıkmaması hükümeti kızdırıyor. Bu durumun eleştiri ve uyarılardan kaynaklandığını düşünüyor. Oysa dünyada risk iştahı azaldıkça ülkelerin kendi iç dinamiklerinin ekonomi üzerindeki belirleyiciliği artıyor. Şimdi sinirlenme değil, doğruları yapma zamanı.

foztrak@yahoo.com








Taha AKYOL
AKP, CHP ve seçim barajı
DEHAP milletvekili adayları Resul Sadak ve Me...
Çetin ALTAN
"Gömlek kirli" de olsa, kükremeler yerinde...
Diş doktorunun muayenehanesindeki özel kotluğ...
Melih AŞIK
DİE hikâyeleri...
Kimsenin aklı yatmıyor o muazzam büyüme rakam...
Fikret BİLA
Denktaş'tan Talat'a: Kıbrıs'ı verirsen kıyamet kopar
Görevinden pazar günü ayrılacak olan KKTC Cum...
Hasan CEMAL
Vicdani olan...
Soykırım mı, değil mi?
Güneri CIVAOĞLU
Sözün arkasında
Başbakan Erdoğan, Ermenistan Başkanı Koçaryan...
Abbas GÜÇLÜ
Açıköğretimliler için büyük fırsat
Açıköğretim Fakültesi, 23 yıl önce eğitime ba...
Hurşit GÜNEŞ
İşsizlik, milliyetçilik ve sol
Orhan Pamuk'un Ermeni soykırımı iddiasından s...
Semih İDİZ
Suriye, AB ile özel ilişki istiyor
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in yüksek pr...
Sami KOHEN
Şam'ın şekeri... Kardak'ın gölgesi...
İZNİMİZİ yurtdışında geçirdiğimiz günlerde, T...
Mehmet Y. YILMAZ
Tehciri içinden çıkılmaz hale getiren, 'faal' aktörlerin bilgisizliği
Bize göre "tehcir"in, Ermenilere ve bir çok B...
Faik ÖZTRAK
Hükümet neden kızıyor?
Geçtiğimiz hafta partisinin grup toplantısınd...
Hasan PULUR
Anıları yazmak kolay değil...
GÜNLERDİR Altemur Kılıç'la uğraşıyoruz, daha ...
Derya SAZAK
Denktaş: Yunan darbesi CIA'nın işi
Cumhurbaşkanlığı Sarayı bahçesindeki 'veda tu...
Meral TAMER
Fortis bizi niye öptü?
Kendimin bildiğini sizden niye saklayayım?
Ece TEMELKURAN
Ruh tamircileri
İnsanlar günlerdir birbirini dövüyordu. Dinle...
Güngör URAS
Kıbrıs'ta 'çözüm', 'vermek' demek
Kıbrıs'ta Gazimağusa'da Namık Kemal'in kapatı...
M. Ali BİRAND
Tekrar yargılama bizi neden geriyor?
Alem bir toplumuz.

© 2005 Milliyet