|
Akıl akıl, gel gel de hödüklüğe takıl...
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Hoca, sanki İttihatçıların şovenliği yeniden tekrarlanıyormuş gibi; sence tarih dediğin, güneşin doğuşuyla batışı örneği, durmadan tekrar mı eder?
Hoca:
- Yok, demiş, tarih tekrar etmez. Tekrar etse, taş devrinden uzay devrine gelinebilir miydi?
- Peki neden tekrar ediyormuş gibi görünüyor bazen; tekrar eden ne?
Nasreddin Hoca, gülümseyerek sakalını sıvazlamış:
- Tekrar eden, Hazine'den geçinenlerin lafları sadece; "Milletimizin gücü, her türlü zorluğun üstesinden gelecektir", "Eğitim düzenindeki sorunlar, milletimizin sağduyusu sayesinde mutlaka aşılacaktır"; "Kalkınma hızımıza dünya hayran olmakta" vs. türü...
- Peki, Hazine'den geçinenler neden kuşak kuşak tekrarlayıp duruyorlar aynı lafları?
- Beleşten saltanatlı yaşamanın başka bir yolunu nasıl bulamıyorlarsa, başka laf da bulamıyorlar; o yüzden...
***
Adamın biri, yeni makam sahibi olmuş eski dostlarından birine gitmiş:
- Uğraşa savaşa, seni de buralara çıkarttık en sonunda, demiş; şimdi senin de üst kattan asansörü aşağıya göndermen gerek. 25 yaşında bir oğlum var, askerliğini yeni bitirdi; ona bir iş bulabilir misin?
Özel kalem müdürüyle, özel sekreterleri de olan ve kocaman bir masanın arkasında, maroken döner bir koltukta oturan dostu:
- Hiç merak etme, demiş; yarın sabah hemen kendisini özel kalem müdürlüğü yardımcılığına atayayım. Ayda 6 bin YTL alsın, iyi mi?
- Yok, hayır; bir anda dikkati çeker böyle bir atama, polemiklere neden olur...
- Öyleyse servislerden birine şef yapayım onu; ayda 3 bin YTL...
- Yok yok, başlangıç için o da çok; yadırganır...
- Şube müdürlerinden birinin dış ilişkiler yardımcılığına ne diyorsun; ayda 2 bin YTL...
- Şube müdürü garez olur, dünyasını karartır vallahi, şöyle göze batmayacak bir yer olsun...
- Anladım, kargo bölümünde gönderilecek evrakı zarflama memurluğuna atayayım oğlunu; ancak ayda sadece bin YTL... Ayrıca önemli bir sorun daha var; üniversite diploması yanında, doktora tezinin de bulunması gerekiyor...
***
Eski İzmirli dava vekillerinden Cin Ali Bey'le Ruhi Baba konuşuyorlarmış. Cin Ali Bey, Ruhi Baba'ya:
- Yahu, Ruhi Baba, demiş; son günlerde dış ilişkilerde, güm güm demeçler gümletiliyor, ne diyorsun; havanda su mu dövülüyor yine?
Ruhi Baba:
- Yok, demiş; havanda su dövme dönemi, bitirdiğimiz yüzyılda kaldı. Şimdi artık ringe çıktık ama, sanırım biraz fazla yumruk alıyoruz...
- Bizim direktler, kroşeler falan çalışmıyor mu?
- Çalışıyor ama, daha önceki rauntlarda gözümüz şişip kapandığından, yakın mesafeye giremiyor, ayak oyunlarıyla daha çok uzaktan havayı dövüyoruz...
- Geçen yüzyıldaki nakavtlara bir yenisi mi eklenecek yani?
- Yok yok, merak etme... Biraz daha sürdürürsek havayı dövmeyi, karşı taraf en azından nezle olup öksürmeye başlayacak...
***
Bu arada kapkaççılığı, çürük yapıları, Yüce Divan'daki davaları, patlamaları çatlamaları, dallanıp budaklanmış suç örgütleriyle, yerli yersiz naralanmaları unutup; eski yöntemlerle halkın moralini yükseltmek için, hamasi bir dörtlük yazmaya çalışalım:
Türk'e dünya vız gelir; ters döndürür isterse;
Türk'ün başı eğilmez, Türk'ün başı dimdiktir
Türk bilir ders vermeyi her ite, her terese;
Posta konursa Türk'e; şaklar şamarı, hasstir...
***
Ünlü sözlerden küçük bir demet:
Bakanlar koltuklarındayken, gizli oturaklar hazırlanır; ayrıldıklarında tepelerinden aşağı dökülmesi için...
***
Gerçek "değer" genellikle saklanır; anlaşılmamak korkusuyla...
***
İktidarları tutanlar, neden tutarlar? Tutmazlarsa hemen düşüverecekleri için...
***
Yoksulluğun en olumlu yanı, çalınma korkusunun bulunmamasıdır.
***
Politikada, yıkıcılar çok, yapıcılar az, mimar ise hiç yoktur.
***
Ünlü İspanyol viyolonselisti Pablo Casals'ın bir sözü:
Vatan aşkı harika; ama neden bu aşk bir sınırla bitiyor?
***
Behçet Necatigil'den bir şiirle bitirelim yazıyı:
Kır Şarkısı
Tam otların sarardığı zamanlar,
Yere yüzükoyun uzanıyorum.
Toprakta bir telaş, bir telaş,
Karıncalar öteden beri dostum.
Ellerime hanımböcekleri konuyor,
Ne şeker şey onlar.
Uç böcek, uç böcek diyorum,
Uçuyorlar.
Pan'ın teneffüsü bile
Ilık... okşamakta yüzü.
Devedikenleri, çalılık vesaire,
Bir âlem bu toprakların üstü.
Tabiatla haşır neşir,
Kırlarda geçen ikindi vakti.
Sakin-dinlenmiş-rahat,
Bir gün daha bitti.
c.altan@prizma.net.tr
|
|