Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 17 Nisan 2005 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Annemin yemeklerini çok özledim


Ne zamandır elime aldığım bir kitap, beni bu kadar derinlerden yakalamamıştı. Dina'nın Mutfağı'nı bir solukta okuyup bitirdiğimde bendeki baskın duygu, gözyaşlarımın karıştığı enfes yemek tariflerinden çok, 16 yaşımdayken kaybettiğim anneciğimin yemeklerini bugüne kadar bastırdığımı farkettiğim dayanılmaz büyük özlemdi.
"(...)Yemeklerin en lezzetlisi, -tıpatıp aynı şekilde yapılsa da herkesin kendi annesinin pişirdiğidir. Annelerin eli de değince, yemekler bambaşka türlü olur, bunu en müşkülpesent gurmeler bile kabul eder."

Köfte - patates
Bu satırları okuyup da hak vermeyen, hele annesi yıllar önce ölmüşse onun yemeklerini özlemeyen biri olabilir mi? Ah anneciğim, Fatih'te Akşemseddin İlkokulu'ndan eve dönerken pencereden yolumu gözleyip, sobamızın kömür ateşinde pişirdiğin cızbız köftelerle, Melahat'in aynı anda mutfakta kızarttığı patateslerden olsa da yine yiyebilsem... Yanında da taze sıkılmış bir bardak portakal suyu! Yoksa yemeği hâlâ neredeyse ağzım yanacak derecede sıcak yemek istemem, o günlerden bana edindirdiğin alışkanlık mı? Dina'nın Mutfağı'nı okuyuncaya kadar bunu farkedememiş olmam, benim suçum anneciğim...
Kitabın yazılış öyküsünü baştan beri biliyorum. Çünkü Milliyet Hafta Sonu Ekleri Yayın Yönetmeni Deniz Alphan, sadece aynı katta neredeyse yanyana odalarda çalıştığım bir iş arkadaşım değil, aynı zamanda yakın arkadaşım.
Birbirinden lezzetli yemekler pişiren ve çok şık sofralar hazırlayan Deniz, annesinin yaptığı yemekleri Türk Sefarad Mutfağı olarak bir kitapta toplayarak unutulmamasını istiyordu. Her zamanki mütevazı haliyle ısrarla "Ben yazar falan değilim, tek yazacağım kitap budur" diyordu. Kitabın müsveddelerini de görmüştüm, ama ortaya çıkan sonuç bambaşka...
Dina'nın Mutfağı, bir yemek kitabı olmanın çok ötesinde: İçinde yemek tarifleri var. Yemek kültürüyle ilgili imbikten süzülmüş ince nüanslar var. Bir Yahudi ailesinin Türkiye'deki yaşamı var. O ailenin yaşam hikayesi etrafında Türkiye'de yaşanan değişim var... Ve bütün bunlar, anneye saygı ve sevgiyle örülü biçimde anlatılmış.

Kahveyi kim pişirir?
O kısacık kitapta yemek kültürünün hemen yanı başında Trakya Olayları diye tarihe geçmiş, 1934'de Yahudilerine karşı utanç verici yağmalama olaylarını da hatırlayıveriyorsunuz. Kırklareli'nden kaçarak İstanbul'a yerleşen Dina ve kocasının fotoğraflarla süslenmiş kısacık öyküsünü de, yemek tarifleri kadar lezzetle okuyorsunuz. Bir Yahudi ailesinin Cuma akşamları özenle hazırlanmış sofralarına konuk oluyorsunuz. Anne usta bir aşçı, ama sizce acaba neden Türk kahvesi yapmayı öğrenmiyor da pencerenin önünde gazetesini ya da kitabını okurken önce eşinden, kahve yapacak yaşa gelince oğlundan, daha sonra da kızından kahveyi pişirip getirmelerini bekliyor?
Benim annem ne babama, ne de bana kahve yaptırırdı. Babamın görevi doktorluk yapıp para kazanmak, benim görevim de sürekli ders ve piyano çalışmaktı...
Hay Allah! Yine kitabı unutup, kendi çocukluğuma dönüverdim. Ama bu kısacık kitap, beni defalarca anılarıma götürmeyi nasıl başarabildi, anlaşılır gibi değil. Bu kitapta bir sihir var, ayrıca galiba ben annemi yine çok özledim...

Anneler Günü için
Deniz şöyle yazmış:
"Çocukluğumda yemek, benim için ağzımda büyüyen lokmalar ve tabakta bir türlü bitmek bilmeyen yağı donmuş bir bulamaç demekti."
Aynen benim için de öyleydi. Annemin, "tabağındakiler bitecek" dercesine kaşları hafif çatılmış kararlı gözleri, fırlayıverdi birden bu satırlardan...
Kitapta bir alttaki satır: "Biraz daha büyüdüğümde ise yemek zevkim köfte ve pilavla sınırlıydı..."
Benim annem bana hiç pilav - makarna yedirmezdi. Dolayısıyla "biraz daha büyüdüğümde benim yemek zevkim köfte ve kızarmış patatesle sınırlıydı." Kitaptan son bir cümle: "Yemek pişirmesini bilmeden kitaplardaki tariflerden medet ummak, yapılacak en büyük hatadır."
Aynen öyledir.
Son olarak bir tavsiye: Bu kitap, bu yıl tüm anneler için eşsiz bir Anneler Günü armağanı olur.

mtamer@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Akıl akıl, gel gel de hödüklüğe takıl...
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
Melih AŞIK
İnsanı çiğneriz...
Profesör Üstün Dökmen, Hayvan dergisinde yayı...
Fikret BİLA
Öcalan'ın yeniden yargılanması
Ankara, Öcalan davasıyla ilgili olarak AİHM B...
Hasan CEMAL
Yalanda yaşamak yerine...
Türk-Ermeni sorununun tarihçiler tarafından t...
Güneri CIVAOĞLU
Cindy'den Özal'a...
12 yıl önce bugün yanımda ünlü manken Cindy C...
Can DÜNDAR
"Son tabu" da yıkılırken...
Oturduğum yerden durgun Leopoldskron Gölü gör...
Abbas GÜÇLÜ
Şampiyonların tercihi hangi üniversiteler?
Türkiye'nin en iyi öğrencileri hangi üniversi...
Mehmet Y. YILMAZ
Fevkalade muhal bir ilan!
Dünkü Milliyet'te 8. Cumhurbaşkanı Turgut Öza...
Hasan PULUR
Haram mı, helal mi?
BU memlekette sorun bitmiyor, biri biterken d...
Derya SAZAK
Kıbrıs baharı
Adanın bölünmüşlüğüne aldırmıyor, ilkbahar gö...
Meral TAMER
Annemin yemeklerini çok özledim
Ne zamandır elime aldığım bir kitap, beni bu ...
Ece TEMELKURAN
Birhan kardeşime mektup
Kardeşim, inceciğim; günlerden topaçlar yapma...
Tamer HEPER
Reform şart
Yeni bir kanun yapılır da hemen yeni bir deği...
Osman ULAGAY
Eyvah, yabancı sermaye geliyor (!)
Türkiye'nin Avrupa Birliği ile bütünleşme yol...
Güngör URAS
Fidan "doğumevi"
Antalya'da "aşılı fide ameliyathanesi"nde, bi...
Serpil YILMAZ
Erdoğan ekonomiye odaklandı
Bir imedya klasiği: Ankara Hilton'da "Ekonomi...

© 2005 Milliyet