Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 18 Nisan 2005 / Pazartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ufak tefek dev adam: Prens Rainier

Hiç kimse bir ülkeyi fetih yapmadan büyütememiştir. Ardında devasa zenginlikte bir devlet bırakan Monako Prensi Rainier hariç

Paris

Küçük ülkeler vardır, büyük ülkeler vardır, hatta orta boy olanlar da vardır ama duruma göre, ya küçüğe yamanırlar ya büyüğe: Nedense hiçbir ülkenin "Orta Boy Fişmenistan!" (ya da Fişmenya!) diye övündüğü görülmemiştir. Aslında ölçü, bir biçimde büyük görünmektir. Küçük ülkeler, büyük adamlar çıkarmakla övünür. Küçük adamlar, ülkenin büyüklüğüyle avunur. Ancak hiçbir adam, hiçbir ülkeyi fetih yapmadan büyütememiştir. Birisi hariç: Prens Rainier.
Rainier, Monako Prensliği'ni 154 hektar devraldı, 189 hektar bıraktı. Hem de başka ülke topraklarına yayılmadan. Tarihte hiçbir hükümdarın yapamadığını yaptı; kansız, savaşsız ve fetihsiz bir toprak kazanımıyla, denizi doldurarak, ülkesini beşte bir büyüttü!
Monako Prensliği genelde "kumarhane cenneti" olarak bilinir. Yanlıştır. Bu minicik devlet, muazzam gelirinin yalnızca yüzde 4'ünü kumar turizminden elde etmekte, ileri teknoloji sanayii barındırmakta, çevrecilikte örnek oluşturmakta ve bankacılık sektörüyle öne çıkmaktadır. Ne iç ne dış borcu olan nadir ülkelerden biri olan Monako'da 34 bin nüfusa karşın, 350 bin banka hesabı vardır!
İşte bütün bunları Prens Rainier başarmış, dünyada halkının hiç vergi ödemediği, yabancı yatırımlara da olağanüstü indirimler sağlanan yasal bir "vergisizlik cenneti" yaratmış, ardında devasa zenginlikte bir devlet bırakmıştır.
Yine Prens Rainier'nin sayesinde, minicik Monako Prensliği BM'nin 183'üncü üyesi olmuş ve AB'de temsil edilmektedir. Havayı kirletmeyen çevreci fabrikalardan Kaptan Cousteau'nun denizaltı araştırma laboratuvarına, çağdaş teknolojinin en ucunda yer alan Monako Prensliği, "hamisi" Fransa'dan önce kadınlara oy hakkı tanımış ve ölüm cezasını 20 yıl önce kaldırmıştır. Minik ülkenin son derece karışık anlaşmalarla bağlı olduğu Fransa, zaman zaman prensliği yutmak istememiş değildir. Prens Rainier, 1962 yılında Monte Carlo radyosunu Fransa'nın denetiminden çıkarmak istediğinde, General De Gaulle, Monako'yu ablukaya bile almıştır. Ancak Rainier her krizden galip çıkmakla kalmayıp, devletini para aklamakla suçlayan Fransa'nın didik dikik incelediği mali denetimlerden de sıyırmıştır her defasında. Ve her defasında, hükümdarlık rotasını Fransa'ya ve anlaşmalar gereği Fransa'nın seçtiği Fransız "başbakan"larına rağmen olabildiğince bağımsız, ulusal çıkarlarına göre tutmayı başarmıştır.
Aynı anlaşmalara göre, Monte Carlo'daki sarayın tahtına oturacak bir "varis" kalmadığı gün, Monako Prensliği, Fransız Cumhuriyeti'nin mülkiyetine geçecektir.
Rainier de zaten "varis" bırakabilmek için evlenmeye zorlanmıştı. 26 yaşında tahta oturduğunda, Gisele Pascal adında bir aktrisle yaşayan 1.76 metreye 80 kiloluk prense dair bilinen tek kamusal gerçek, sayısız sevgilisi ve sportif becerileriydi. Kabus gibi bir çocukluk geçirmiş, minicikken ayrılan anne ve babasının ilgisizliği yüzünden kendisiyle ezmek için ilgilenen korkunç bir büyükbabanın gönderdiği İngiliz kolejinde, okuldan kaçacak kadar mutsuzdu: İngiliz arkadaşları, onunla "Şişko Monako" diye alay ediyor, tuvaletleri ona temizletiyor, pabuçlarını ona boyatıyorlardı. Büyükbabası, yeterince ezildiğine hükmedip İsviçre'de kendisi gibi prenslerin gittiği Rosey okuluna gönderdiğinde yüzü güldü ilk kez, hayatında.
Hükümdar olduğunda, iflas halinde bir prenslik devralmıştı. Soyadını taşıdığı Grimaldi sülalesinden olduğu, ancak işbaşında gösterdiği zeka, çalışkanlık ve kurnazlıkla anlaşıldı: Atası Grimaldi de boğazına kadar borçlu bir ortaçağ savaşçısıydı. Kimsenin fethedemediği Monako kalesini 1297 yılında, silahını üzerinde "Deo Juvante" (Allah'ın inayetiyle) yazılı papaz kılığında "içten" fethetmişti, yoldaşlarıyla.
Rainier'nin de Grace Kelly'yi Monako'ya getiren transatlantikten almaya geldiği yatının üstünde "Deo Juvante II" yazıyordu.
Evlenmesi "varis" açısından artık zorunlu hale gelip "business" gereği Amerikalı bir geline karar verildiğinde, önce Marilyn Monroe'yu düşünmüştü "taktisyenleri". Ancak kader, haraşosunu (kulakların çınlasın Feryal Pere!) başka bir sarışının başına örüyordu. Paris Match dergisi, Hitchcock'un çektiği o muhteşem filmin galası için Monako'ya gelen Grace Kelly ile Prens Rainier'yi bir araya getiren bir röportaj düzenledi. Rainier çok meşguldü ama son anda kabul etti, Grace Kelly başkasına aşıktı, aktör Jean Pierre Aumont'la birlikteydi ve salt röportaj yüzünden bir araya geldiklerinde, herkesin gözü önünde ve ansızın, yıldırım aşk olup düştü yüreklerine.
Evet, Grace Kelly tam aranılan prenses, Amerikalı ve zengindi. Ama aşık oldular gerçekten birbirlerine. Acı ve tatlı anları, zorlukları ve kolaylıklarıyla. Sonuna kadar. Prens Rainier ile Grace de Monako'yu ölüm ayırdı, ölüm birleştiriyor şimdi.

Yazara e-mail




PAZAR
Koleksiyonlarda Fikret Muallâ'lar...
"Kürk giyen herkes ölen foklardan sorumludur"
- Kibariye çok tutkulu söylüyor - Ah kurban olurum, anaam!
Prens Charles'ın düğün ayakkabıları Made In Turkey
'Ajans'tan her gün bir kitap
Hollywood'dan "Bir İstanbul Macerası"
Harlemli çocuklar başkentte
Türk Protestanlar ilk örgütlerini kurdu
"City Zen dünyada da bir ilk"
Şarabın başkentinden haberler
Yağ hem yararlı hem zararlı
Ah o gemide ben de olsaydım
ÇOCUKLARA BAYRAM
Prag lezzetleri ve müzikleri
Türk içkileri beş madalya birden aldı
Şarap tutkunlarına özel
Kebabı kebapçıdan daha iyi yapıyorlar
Ufak tefek dev adam: Prens Rainier
Artık kabuğuna çekilemez
Ne dinci ne milliyetçi; arkadaşlar cinsiyetçi!
Kar yağan hayatlardan kesitler





Ali Rıza Kardüz
Mine Kırıkkanat
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2005 Milliyet