Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 18 Nisan 2005 / Pazartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Artık kabuğuna çekilemez

Suriye halkı rejimin katılığından artık bıkmış. Türkiye'yi ise bölgede barışı sağlayacak ve refahı getirecek bir unsur olarak değerlendiriyor

Fax: (0312) 427 20 64

Nusaybin'e gitmek için tren katarları sınırdan çıkıp Suriye'ye girer, Suriye'nin Meydan-ı Ekbez istasyonuna uğrar ve tekrar Türkiye'ye girerdi. İki arada bir derede Meydan-ı Ekbez'in ölçülerine göre lüks sayılan "kara tren"den inip, 1960'larda Suriye'de halen kullanımda olan Osmanlı dönemi vagonlarına yığılıp Suriye içlerine girmek sadece kaçakçıların değil, bazı öğrencilerin de ilginç bir sporuydu. Bizim nesilden birçok kişi Avrupa şehirlerinden evvel Suriye ve Lübnan gezileriyle dünyaya açılmıştır. Garip bir etkilenme süreci yaşanırdı; kıtlık içindeki Türkiye gençliği Lübnan'ın görgüsüz tüketiciliğini Avrupa uygarlığı olarak değerlendirir, Suriye'nin gelenekselliğini gericilik olarak görür, bazıları da Baas Partisi'nin meydanlardaki afişlerini veya sokak tiyatrosu misullu gösterilerini ilericilik ve sosyalizm zannederdi.
Ortadoğu coğrafyasının en renkli bölümü Türkiye-Suriye-Lübnan-Filistin çizgisidir. İklim renklidir; mevsimden mevsime, bölgeden bölgeye fark eder. Bu bölgelerde Akdeniz'in bereketiyle, step veya çölün gizemli kıtlığı yan yanadır. Tarihin katmanları ve beşeriyetin macerası her an önümüze çıkar. 1960'lı yıllarda sınırı geçince ayrı bir dünyaya girdiğimiz açıktı. Bu ülkelerde orta sınıfın farklı bir yaşamı vardı. Güney ülkelerinde sanayileşme ve gümrük duvarı ya yoktu ya da ciddi uygulanmadığı için Türkiye orta sınıfının kahve sıkıntısı ve yerli malına hapsi gibi dertler buralarda pek yoktu. 40 yıl önceki öğrenci gezilerinde hissettiğim egzotik havayı gene hissediyorum ama şüphesiz Suriye de değişmiş.
1960'ların Halep ve Şam'ı insanlarının kılık kıyafeti dahi bizim Osmanlı mazimizi hatırlatırdı. Bugünkü Halep için aynı şey söylenemez. Minaredeki ezan hoparlörden okunuyor ve bizdeki gibi makamlı; Şam'dan farklı. Kadınların kıyafeti bizdeki gibi rengarenk, kapalı ve açık. Trafik rahatsız edici... Farklar da var: Suriye hormonsuz sebze ve meyve yiyor; Şam ve Halep'in nüfusu da Ankara ve İstanbul gibi 10 misli artmasına rağmen ne gökdelenler şehri boğuyor, ne eski yapıların yerini briket binalar istila etmiş ne de yeşillik alanlara kaçak yapılar dikiliyor. Zaten yeşillik alan Suriye'de bütün Ortadoğu şehirleri gibi en son düşünülen şey ama İstanbul'un, hele Bahreyn'in imar gaddarlığı buralara çok uzak. Halep'te Türkçe gene ikinci dil, kalabalık Ermeni nüfus gene Türklere karşı canayakın ve Suriye mutfağı gene bütün satvetiyle devam ediyor.

Halep'te Türkler kadar Araplar da Türkçe düşkünü
16'ncı asrın başından kalma Husreviyye Mimar Sinan'ın Osmanlı Halep'ine vurduğu ilk damga. Ardından asrın ortasında Dukakinzade Mehmet Paşa'nın yaptırdığı Adliya denen cami, sanki Memlukların bıraktığıyla yarışmak zorunda olan Osmanlı bürokrasisinin yoğun gayretini gösteriyor. Suriye Osmanlı yönetiminin bütün ağırlığını dört asır boyunca hissetmiştir. Sadece Halep vilayetinde özerk bırakılan salyane denen yıllık vergilerini ödeyen aşiretlere rağmen binden fazla kılıç, yani zeamet ve tımar sahibi sipahiler vardı. Halep beylerbeyi Sefer-i Hümayun'a iki bin kılıçla katılırdı. Halep'deki Arslantaş, Yalboğa, Altınboğa, Utruş gibi Türk asıllı Memluk beylerin bıraktığı hamam, cami ve hanlarla rekabet etmek için Osmanlı yöneticileri vakıflarla vilayeti donatmış. Aslında bütün imparatorlukta beşeri yönden Halep ve Şam kadar renkli vilayetler az bulunur. Arap köylerinin yanında 2 bin yıllık geleneğini koruyarak halen Hz. İsa gibi Aram dili konuşan mesela Mal'ula gibi köyler var. Bu kadar renkli bir bölgeyi Bizans kolay yönetemedi. Ancak eski büyük Roma ve Osmanlı buraya birkaç yüzyıl hükmedebildi. Halep halkı içinde sadece Türkler değil Araplar da Türkçeye düşkün; iyi bilenler var, kırık dökük konuşanlar var ve kalabalık sayıda öğrenen genç var. Başkonsolosluğumuzun kültür merkezine her yaştan 250 öğrenci kaydolmuş, bir o kadarı da yer açılması için sırada bekliyor.
Suriye toplumunun kendine göre dağınıklığı yanında kendine özgü haddeden geçmiş unsurları da var. Halep'teki İtalya Fahri Konsolosu George Antaki'nin evinde bir görüşmedeyim; bu Katolik aileye Batı uygarlığının unsurları iki asır evvel girmiş. Antaki'nin büyük büyük babalarının portreleri yanında; Suriye arkeolojisine ve Osmanlı dönemine ait seçkin bir koleksiyon var. Suriye'de olmayan şey dışa açılım. Büyükelçimiz Halit Çevik ve başkonsolosumuz Hulusi Kılıç iki ülkenin tüccar ve sanayicilerini bir araya getiriyor. Halep Başkonsolosu Hulusi Kılıç iki ülkenin sınır valilerini buluşturuyor. İşadamlarıyla devamlı toplantıda. Suriye'deki Türk diplomatları eskisi gibi kabuğuna çekilen takımdan değil, isteseler de çekilemezler. Coğrafi ve iktisadi kanunlar iki ülkeyi bir arada olmaya zorluyor. Kimse imparatorluk hayali peşinde değil ama I. Dünya Harbi'nin bir deprem gibi yıktığı eski barışçı dönemin yeniden canlanması gerek.

Türkiye arabuluculuk yapacak ve bölgeyi geliştirebilecek tek unsur
Suriye halkı şaşılacak derecede, iştiyakla Türkiye cumhurbaşkanını bekledi. Bu sadece cumhurbaşkanı ziyareti bekleyen kuru bir merak veya Baas Partisi'nin nutukları paralelinde anti-Amerikan bir gösteri de değildi. Hele bu sonuncusu hiç değildi. Suriye halkı rejimin katılığından bıkmış görünüyor; Türkiye'yi de bölgede barışı sağlayacak ve refahı getirecek bir unsur olarak değerlendiriyor. Bu inceliği Amerikalıların anlamadığı malum, boşuna didişmeyi seviyorlar. Ama bizde de herkesin tam anladığı söylenemez. Aslında ABD diplomasisinin duyargaları çalışsa Türkiye'nin uzlaştırıcı görevini en çok onların alkışlaması gerekir. Bütün Araplar aynı Arap değildir, Arap toplumları birbirinden farklıdır. O toplumların içinde de bazı topluluklar birbirinden farklıdır. Sınırın ötesindeki Suriye, üstelik sınırda Osmanlı nüfus kağıdıyla doğan ihtiyarlardan henüz "anne" demesini öğrenen bebelere kadar Türkçe konuşan bir nüfus var. Turizm kapasitesi yüksek, Türkiye'den gidecek girişimcilerle bitiştiği zaman harikalar yaratacak bir ülke söz konusu. Türkiye arabuluculuk yapacak tek unsur ve bu bölgeyi geliştirebilecek tek usta. Etrafımızdaki bazı şeylere başka gözlükle bakmamız gerekiyor, o başka gözlük de kendimizinki...

PAZAR
Koleksiyonlarda Fikret Muallâ'lar...
"Kürk giyen herkes ölen foklardan sorumludur"
- Kibariye çok tutkulu söylüyor - Ah kurban olurum, anaam!
Prens Charles'ın düğün ayakkabıları Made In Turkey
'Ajans'tan her gün bir kitap
Hollywood'dan "Bir İstanbul Macerası"
Harlemli çocuklar başkentte
Türk Protestanlar ilk örgütlerini kurdu
"City Zen dünyada da bir ilk"
Şarabın başkentinden haberler
Yağ hem yararlı hem zararlı
Ah o gemide ben de olsaydım
ÇOCUKLARA BAYRAM
Prag lezzetleri ve müzikleri
Türk içkileri beş madalya birden aldı
Şarap tutkunlarına özel
Kebabı kebapçıdan daha iyi yapıyorlar
Ufak tefek dev adam: Prens Rainier
Artık kabuğuna çekilemez
Ne dinci ne milliyetçi; arkadaşlar cinsiyetçi!
Kar yağan hayatlardan kesitler





Ali Rıza Kardüz
Mine Kırıkkanat
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2005 Milliyet