Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 18 Nisan 2005 / Pazartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kar yağan hayatlardan kesitler

Selim İleri 24 ünlüyle ilgili anılarını, izlenimlerini "Kar Yağıyor Hayatıma" adlı kitabında yansıtmış


Bilgisayar icat oldu, mertlik bozuldu" döneminden önce "daktilo devri" vardı. Şimdi geriye bakınca, taş devri gibi bir şey... Değildi elbet. Erika, yaşlı daktilom, uygarlığın doruk noktasıydı benim için. Nice yazımı onunla yazmış, nice çevirimi onunla yapmıştım. Bir de çılgınlığım vardı. Sayfanın son satırında bile yanlış bir tuşa bassam ya da bir sözcüğü değiştirmek istesem silgi kullanmaz, kağıdı çıkarır, o sayfayı yeniden yazardım. Her sayfada satır sayısı aynı, tertemiz, pırıl pırıl "müsvedde"ler çıkardı ortaya.
Bu çılgınlığımı unutmuştum. Selim İleri hatırlattı. "Kar Yağıyor Hayatıma" (Doğan Kitap) ile.
Memet Fuat'ın, benim Erika ürünlerini kendisine örnek gösterdiğini söylüyor:
"Ülkü Tamer'in elinden çıkmaydı şu tertemiz daktilo edilmiş, tek bir karalaması olmayan şiirler, öyküler. Edebiyat adamı dış titizliği, düzenliliği öğrenemedi mi, yolun ilerisi karanlıktı. Yazdığınıza saygı duyduğunuzun göstergesiydi, Ülkü Tamer'in tertemiz sayfaları."
Erika bir dolapta dinleniyor şimdi. 68 yaşında. Onu indirip yormayı, kendim de yorulmayı göze alamıyorum.
Anı kitaplarını seviyorum. Hem yazarını daha iyi tanıma, hem bildiğim ya da bilmediğim kişilerin kimi özelliklerini keşfetme hem de anlatılan dönem ve çevreyle ilgili ipuçları bulma olanağı sağlıyor bana. Hele yazarı edebiyatçı olursa, kitap artı renkler getiriyor. İyi kötü aşinası olduğum bir çevrede gezinmenin yanı sıra doğru dürüst yazılmış bir metin okumanın keyfini de sürüyorum.
Bu yüzden, Selim'in kitabını hemen okudum.
Selim, sunuş yazısında, "Kar Yağıyor Hayatıma karşılaşmaların, tanışıklıkların, etkilenişlerin izini sürüyor" diyor. "Kitaptaki eşsiz insanları daha önce kimi yazılarımda elbet anmaya, dile getirmeye çalışmıştım. Burada onları 'şimdiki bakış açım'la yaşatmak, anmak endişemi belirtmek isterim."
Selim, 24 ünlüyle ilgili anılarını, izlenimlerini yansıtmış kitabına. Kimileriyle (Zeki Faik İzer, Cahide Sonku, Belgin Doruk, Cahit Uçuk) hiç karşılaşmadım; kimileriyle (Kemal Tahir, Sadri Alışık, Sevim Burak) sadece bir merhabam oldu; ama kimilerini (Memet Fuat, Yaşar Nabi Nayır, Haldun Taner, Behçet Necatigil) yakından tanıdım.
"Kar Yağıyor Hayatıma" sanki bir masa başı sohbeti... Birinden mi söz açıldı, karşınızdaki onunla ilgili anılarını yumuşacık bir sesle dile getiriyor; onun kendi yaşamına kattığı renkleri belirtiyor. Kadehinizi o kişiye kaldırıyorsunuz. Sıra size geliyor sonra. Dinledikleriniz çağrışımlar yaratıyor. Kendi anılarınız canlanıyor.
Selim'in kitabı beni böyle bir "karşılıklı konuşma"ya götürdü. Onun anlattıklarını dinledim, zaman zaman sözünü kestim, kendi anılarımdan söz ettim.
Memet Fuat'la ilk karşılaşmamızdan... Bana, "O kötü şiirleri güzel okuyarak nasıl da yutturuyorsun" deyişinden... Sonra yazdıklarımı sevip kitaplarımı yayımlamasından... Yaşar Nabi'yle yaklaşık 20 kitaplık çeviri serüvenimden. Hastalandığında evine doktor götürüşümden... Haldun Taner'le karşılıklı "fıkralaşmamız"dan... Behçet Necatigil'in edebiyat matinelerine katılmaktan bıkarak, "Ne bu böyle? Neredeyse her gün okuyoruz. Müzeyyen Senar'ı geçtik!" diye yakınmasından...
Anı kitaplarının bir özelliği de bu olsa gerek. Okura kendi anılarını getiriyor.
Selim'in, tanışma olanağını bulamadığım kişilerle ilgili anılarını da keyifle okudum. Onların hem kişilikleri hem sanata bakışları üstüne daha önce bilmediğim şeyler öğrendim. Ancak bir sanatçının gözlemleyebileceği minicik ayrıntılar, bu okumaya ayrı bir renk kattı.
Yazarların gençlik anılarını okurken çoğu zaman bir şeyden irkilirim. Anlatan, kendini çok önemser, başkalarını değil, kendini anlatır hep. Alttan alta ne kadar önemli biri olduğunu kanıtlamaya çalışır. Böylece kendini de, kitabını da itici kılar.
"Kar Yağıyor Hayatıma"da bütün bütüne tersini gördüm bunun. İlk heyecanlar, acemilikler, gaflar yalınlıkla, çok sevimli bir biçimde aktarılmış. Özgüvenin kanıtı.
Selim, kitabının "kırıcı sözlerden, öfkelerden, dargınlıklardan, çekemezliklerden uzak" olduğunu söylüyor. "Öyle olmasını özellikle istiyordum" diyor. "Kısacası, iblisin söylediklerini dinlemedim."
İyi ki dinlememiş. Ortaya sevgiyle örülü bir anılar dizisi çıkarmış.

PAZAR
Koleksiyonlarda Fikret Muallâ'lar...
"Kürk giyen herkes ölen foklardan sorumludur"
- Kibariye çok tutkulu söylüyor - Ah kurban olurum, anaam!
Prens Charles'ın düğün ayakkabıları Made In Turkey
'Ajans'tan her gün bir kitap
Hollywood'dan "Bir İstanbul Macerası"
Harlemli çocuklar başkentte
Türk Protestanlar ilk örgütlerini kurdu
"City Zen dünyada da bir ilk"
Şarabın başkentinden haberler
Yağ hem yararlı hem zararlı
Ah o gemide ben de olsaydım
ÇOCUKLARA BAYRAM
Prag lezzetleri ve müzikleri
Türk içkileri beş madalya birden aldı
Şarap tutkunlarına özel
Kebabı kebapçıdan daha iyi yapıyorlar
Ufak tefek dev adam: Prens Rainier
Artık kabuğuna çekilemez
Ne dinci ne milliyetçi; arkadaşlar cinsiyetçi!
Kar yağan hayatlardan kesitler





Ali Rıza Kardüz
Mine Kırıkkanat
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2005 Milliyet