|
 |
|
|
Masal gibi
Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde İstanbul'un Kadıköy yakasında Şükrü Saracoğlu diye bir stat varmış. Çok da güzel bir statmış. Tribünler rengarenk, seyirci muhteşemmiş. Güzel bir nisan gecesiymiş. Türkiye'nin iki büyük takımı maç yapacakmış. Hakem de maçı başlatmış.
Sarı - Lacivertli olan takım, Siyah - Beyazlı takımı yarı sahasına hapsetmiş, tek taraflı maç oynuyormuş. Futbol adına herhalde yapılması gereken her şeyi yapmış. Hatta maça gelen insanlar birbirlerine "uzun yıllardır hiç bu kadar güzel bir takım görmedik" diyorlarmış. 7-8 tane pozisyon bulmuşlar. Devre olmuş skorborda bakmışlar, "Allah... Allah... Bu maç nasıl 1-2 olur" demişler.
Şaşkınlığı sadece seyirciler değil, oyuncular da yaşamış. İkinci yarı başlamış. Bu kez ilk yarıdaki Siyah - Beyazlılar biraz daha iyi oynuyorlarmış. Enteresandır bu kez Siyah - Beyazlılar oyuna hakim iken Sarı - Lacivertliler gol atmış. İyi oynarken gol yiyiyorsun, kötü oynarken gol atıyorsun. Meğerse bu Sarı - Lacivertliler'in tarzıymış.
Sonra Siyah - Beyazlılar bir gol daha atmış. Ardından penaltı olmuş ve kaleci atılmış. Masal daha da enteresanlaşmış. Çünkü oyun kurallarına göre üç değişiklik olunca futbolculardan biri kaleye geçiyormuş. Siyah- Beyazlılar da öyle yapmışlar. Sarı - Lacivertliler'in işi daha da kolaylaşmış. Ohh demişler. Artık öne geçeriz diye düşünmüşler. Ama daha önceki gollerin benzeri bir gol daha yemişler. Maç bitmiş hiç kimse bir şey anlamamış. Alkışlayanlar niye alkışladığını, yuhalayanlar niye yuhaladıklarını bilmiyormuş. Açıkçası ben de bir şey anlayamadım.
rdilmen@milliyet.com.tr
|
|
|

|