|
Dönüşüm diplomasisi ve demokraside ortaklık
Lütfen yazının başlığını bir kez daha okuyun. Bu iki kavram, ikinci George W. Bush yönetiminin dış politikasının ana eksenini belirleyecek.
Giderek daha sık işiteceğimiz bu kavramların uygulamasını, öncelikle Ortadoğu gibi "dönüşüm adayı" bölgelerde izleyeceğiz. Bu kavramlar, ABD'nin ikili ve çok taraflı ilişkilerinde bir tür kıstas olacak; işbirliklerinin işlevini ölçecek.
Başka deyişle, ABD'nin gündeminde "dönüşüm diplomasisi" yapmak var.
Washington, bunu yaparken mevcut ve yeni oluşan ittifaklarını "demokraside ortaklık" kıstasında değerlendirecek. Demokratikleşen ve başkalarının demokratikleşmesine katkı yapan ülkeler, ABD gözünde önem kazanacak.
Dahası, son gelişmeler, özünde ABD'nin 11 Eylül sonrasındaki çıkar muhasebesine dayanan bu parametrelerin salt Amerikan öncelikleri olmadığının, olmayacağının da göstergesi. Irak Savaşı'nda bölünen Transatlantik ittifak, giderek artan biçimde bu kavramlar çevresinde kenetleniyor.
Ben, Türkiye'nin ABD ve AB ile ilişkilerinin kalitesi kadar, bölgesindeki ağırlığının da bu parametreleri benimsemesiyle doğru orantıda artacağı kanısındayım.
Bir soru, bin mesaj
Kavramlardan Washington kulislerine dönüp bir soruyla başlamak istiyorum:
"Dediğiniz gibi, müttefikler ortak amaçlarla farklı yöntemler izleyebilirler, hatta bir ittifak bu yolla üyelerinin karşılaştırmalı üstünlüklerini belki daha iyi kullanabilir. Ama sizin bu sözleriniz yine de, cumhurbaşkanınızın Şam ziyaretini açıklamaya yetmiyor. Suriye konusunda Atlantik'in iki yakasında ortak bir ses oluşmuşken, bu ziyaretin somut olarak ne işe yaradığını, Lübnan'daki ve Suriye'deki muhalafete nasıl bir mesaj verdiğini söyler misiniz?"
Bu soru geçen hafta, "Washington Enstitüsü" adlı fikir kuruluşunda, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Ali Tuygan'a soruldu.
Soruyu soran bir ABD'li yetkili, "neo - con" bir ideolog ya da Musevi lobisinin bir üyesi değil, Çek Cumhuriyeti'nin Washington'daki iki numaralı diplomatı elçi -müsteşar Vratislav Janda'ydı.
Daha önce İran, Ürdün ve Yemen'de görev yapan Çek diplomat, bu sorusuyla bölgeye ilgisini yansıtmanın ötesinde, Şam ziyaretinin aslında Transatlantik ittifakın bütününde sorgulandığını örnekliyordu.
Janda'nın, Sezer ziyaretinin Suriye ve Lübnan muhalefetlerine gönderdiği mesajı sorgulaması, esasen "dönüşüm diplomasisi" ve "demokraside ortaklık" bazında da algılanabilir.
Sezer, Şam'a gitti döndü; Esad yönetimi de bunu, içe ve dışa karşı olabildiğince kullandı. Ziyarete Amerikan tepkisinin en iyi özeti, Dışişleri Sözcüsü Richard Boucher'ın 13 Nisan'daki "Mesele, mesaj değil. Mesele, mesajın alınıp alınmadığı, uygulanıp uygulanmadığı" sözleriydi. Kısacası Ankara, Şam ziyaretini, "Gittik, uluslararası topluluğun ortak mesajını götürdük" diye açıklarken, Washington mesajı böyle götürmenin bir işe yaramadığı iddiasında.
Ancak Sezer'in ziyareti bir yana, benim Janda'nın sorusundan yola çıkmanın asıl nedeni şu:
Suriye ve Lübnan, bugün Transatlantik ittifakın hem dönüşüm diplomasisi uyguladığı hem de demokraside ortaklığı sınadığı yerler. Başarının ölçütü, Lübnan'ın Suriye sultasından çıkıp serbest seçimlerini yapması ve Şam'daki rejimin demokratik yönde değişimi olacak.
AB - Şam ilişkisi
Bir yandan 1559 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı ile Suriye'yi Lübnan'dan çekilmeye mecbur bırakan Transatlantik ittifak, bir yandan da Şam'ı açılıma zorluyor.
Suriye'nin AB ile imzalamak istediği ticaret anlaşmasına ve bu konuda Şam ile AB arasındaki temaslara da yine bu gözle bakmak gerek.
Avrupa - Akdeniz Ortaklığı kapsamında olup da AB ile ticaret anlaşması imzalayamamış tek ülke Suriye'nin şimdi bu imzayı atabilmesi, Lübnan'dan tümüyle çekilmeyi şartına bağlı.
Dahası, Hariri cinayeti üzerine Esad'ın programlı Viyana ziyaretini ertelettiren AB tavrı, Sezer'den birkaç gün önce Şam'a giden Avrupa Parlamentosu üyesi Belçikalı Veronique De Keyser'in mesajlarında da gözlendi.
Bir kere, De Keyser Şam'a, Beyrut'a uğrayıp Velid Canbolat, Emin Cemayel, Behiye Hariri gibi Lübnanlı muhaliflerle görüştükten sonra gitti. Ardından Şam'da, "AB'nin, Suriye ile ticaret anlaşmasını imzalamadan önce Lübnan'daki gelişmeleri izleyeceğini ve Şam'ın insan hakları siciline yeniden bakılacağını" söyledi.
De Keyser ayrıca Suriye cezaevlerindeki Lübnanlı mahkumların durumu, ifade özgürlüğünün kısıtlanması, Kürt azınlığın hakları, olağanüstü hal yasası gibi meseleleri yüksek sesle dile getirdi. AB ile hem ticareti hem de üst düzey temasları, Suriye'nin siciliyle bağlantılandırmakla, bir anlamda dönüşüm diplomasisi yaptı.
Rice'ın sözleri
Suriye bir örnek. Transatlantik ittifakın, bu yazının başlığındaki parametrelerde dayanışabileceği coğrafya Ortadoğu odaklı, ama Karadeniz Havzası'ndan Basra Körfezi'ne, Cebelitarık'tan Fergana'ya uzanacak genişlikte bir alanı kapsıyor.
Demokratik ve demokrasisini derinleştirme çabasındaki Türkiye de, demokrasiyi dış politikasında kıstas ve hedef yaptığı ölçüde, fiilen merkezinde oturduğu bu coğrafyaya bugünkünden daha etkin ve anlamlı katkı sağlayabilir.
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın 15 Nisan'da Amerikan Gazete Editörleri'nin yıllık toplantısındaki şu sözlerini düşünelim:
"Demokratik toplumların yurttaşları, bugün hala demokrasiden yoksun olanlara karşı ciddi bir yükümlülük içinde. Yaşadığımız küresel dönüşüm zamanı, dönüşüm diplomasisi gerektiriyor. ABD ve demokrasideki ortakları, daha güvenli ve daha özgür bir dünya kurmak için bugün her zamankinden daha aktifler."
Bu sözlere, Türkiye'de bir kesimin yaptığı gibi "boş propaganda" hesabıyla, istihzayla, inançsızlıkla bakmak mümkün.
Ama Bush yönetiminin bu sözler doğrultusundaki adımlarını bir bir tartarak, bu sözleri ve gerektirdiği adımları Bush yönetimini devirmek için az uğraşmayan ABD'li liberallerin de, Irak Savaşı'nda ABD'den ayrı düşen AB ülkelerinin de benimsediğini görerek ortak çabaya katılmak da mümkün.
Demokrat tavır ikincisidir.
ycongar@erols.com
|
|