|
 |
|
|
Dünyada artan riskler ve güven
Geçtiğimiz hafta Dünya Ekonomik Görünümü adlı raporun birinci bölümü de yayımlandı. Raporda kısa vadede küresel ekonomide makroekonomik istikrarı bozabilecek risklerin arttığının altı çiziliyor.
Bu risklerin başında ABD'de uzun vadeli faizlerdeki artışa bağlı olarak uluslararası mali piyasalarda ani bir daralma ihtimali geliyor. İstikrar ve küresel büyüme önündeki ikinci riskin ise petrol fiyatlarındaki artış olduğunun altı çiziliyor. Bunun aynı zamanda bazı sanayileşmiş ekonomiler, yüksek borçlu gelişen ekonomiler ve yoksul ülkeler için özellikle sıkıntı yaratabileceği belirtiliyor. Üçüncü olarak büyümenin ülkeler arasında dengeli dağılmaması, Avrupa ve Japonya ağır kalırken ABD ve Çin'in küresel büyümeyi sürüklemesi de dünyadaki büyüme ve istikrarın sürdürülebilirliği önünde risk oluşturuyor. Bir diğer önemli risk ise dış dengesizliklerin ülkeler arasında dengeli dağılmaması. Özellikle ABD'nin artan dış açıkları dünyanın bu açıkları finanse etmeyi ne kadar sürdürebileceği konusunda endişe yaratıyor. ABD'de yaşanabilecek sert bir düzeltmenin tüm dünyayı etkilemesi bekleniyor. Yine özellikle gelişmiş ülkelerdeki kamu açıkları ve bunların arkasında yatan yaşlanan nüfus nedeniyle artan sosyal güvenlik açıkları gibi çözümü zor yapısal sorunlar ve çeşitli ülkelerde şirketlere, mali sisteme, yatırım ortamına ve altyapıya ilişkin yapısal zafiyetlerin de büyüme ve istikrar açısından risk oluşturduğu belirtiliyor.
Koordineli strateji
Bu risklerin sert bir inişle tahribat yaratmadan ortadan kaldırılabilmesi için özellikle dünyada belirleyici rol oynayan büyük ekonomiler arasında koordineli bir strateji izlenmesine ihtiyaç olduğu ve yavaşlayarak da olsa bir müddet daha sürmesi beklenen küresel büyüme sürecinin buna imkan sağlayacağının altı çiziliyor.
Özetlersek, dünyada likiditenin daralmaya başladığı, dolayısıyla faizlerin yükseldiği bir döneme giriyoruz. Jeopolitik gelişmelere bağlı olarak petrol fiyatları sıçramazsa, Asya merkez bankaları ABD cari açığını finanse etmekten vazgeçmezse ve bizim açımızdan önemli olan AB'de anayasa oylamalarında bir kaza olmazsa dünyada büyümenin yavaşlayarak da olsa süreceği anlaşılıyor.
Türkiye bu gelişme ve risklerin belirleyici olduğu ortamda ekonomi politikalarını gözden geçirmeli. Sıkı maliye politikasına rağmen, dış kredi imkanlarındaki artışın desteklediği iç talep artışına dayalı hızlı büyümenin yol açtığı dış açıktaki artışın önümüzdeki dönemde sürdürülmesi zor. Özel tüketim ve yatırımı finanse edecek dış kredi imkanı daralıyor. Bu ortamda, petrol fiyatlarındaki artışın baskısı da dikkate alındığında, TL'de çok hızlı düzeltme harekeleriyle karşılaşmamak için, iç talebin kontrolüne ağırlık verilmeli. Yine verimliliği artıracak yatırımların sürmesi ve doğrudan yabancı sermaye girişinin artması önem taşıyor. Bunun için yatırım ortamını geliştirecek tedbirlerin hayata geçirilmesi gerekiyor.
Mali disiplin sürmeli
TL'nin değer kaybı, hem ihracatı artıracak, hem de değerli paranın yerli üretim üzerinde yarattığı rekabet baskısını azaltarak iç talepteki daralmanın yaratacağı üretim ve istihdam kaybını kısmen telafi edecektir. Hem büyüme hızının sürdürülebilir seviyelere çekilmesi hem de TL'nin değer kaybının borç göstergeleri üzerindeki etkilerinin telafisi için mali disiplinin sürdürülmesi büyük önem taşıyor. Mali disiplin sürerken ülkenin uzun dönemli büyüme potansiyelini artıran başta yatırım harcamaları olmak üzere büyüme dostu kamu harcamalarını artırabilmek için sosyal güvenlik ve vergi sistemindeki yapısal sorunları çözmek gerekiyor. Dünyada artan risklere bağlı olarak içeride mali sistemdeki gözetim ve denetimi daha etkin hale getirecek düzenlemeler bir an önce hayata geçmeli.
Hükümet bu tedbirleri almayı dünya kamuoyu önünde taahhüt etti. Ancak artık kararlı uygulamalarla son dönemdeki hareketsizliğinin etkilerini silmesi ve güvenilirliğini artırması gerekiyor. Ekonomide güveni artıran veya azaltan, her zaman, değişen konjonktür karşısında hükümetlerin kararlılığı veya kararsızlığı olmuştur.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|