|
 |
|
|
Mor erguvanları hak eder insan!
Memleketin durumu "umutsuz" mu? Erguvanda umut var mı peki? Mor salkım açarken tereddüt eder mi? Umutsuz olsak var olmayacak mıyız?
Çiçeklerden ekmek yapan kadınlar olsa keşke... Çiçekleri yiyip gülüveren çocuklar. Çocuklar güldüğünde güneş kuşları havalanır saçlarından; çocukların kuşları havalansa. İstanbul'da erguvan ve mol salkım mevsimi gelmiş; gazete bunu manşet yapsa... "Moral geceleri" gibi, gazetelerin de "moral manşetleri" olsa... Hayatın bir kıvamı var zira; linçler olduğu kadar erguvanlar da var içinde! Kötü adamlar kadar iyi adamlar da var bu filmde!
Haluk Şahin, dün Radikal'deki yazısında "İstanbul erguvanları hak ediyor mu?" diye sormuş. Ben cevap vereceğim birazdan. Ama öyle birden veremeyeceğim, yavaş yavaş...
İzmir'de kavak yelleri...
Dün İzmir'de, Kitap Fuarı'nda imza attık kitaplara. Saatlerce sürdü yüzler. Yüzlerce yüz gördüm bir günde. Bir süre sonra yüzler birbirine karıştı, ama gözler baki, hepsi bende! Çünkü... Arkadaş, benim okurum güzel gözlü! Ben bunu anladım dün. Bundan sonra, bir kez daha sorarlarsa "Sizi kimler okuyor Ece Hanım?" diye röportajlarda, artık bir cevabım var: Benimkiler güzel gözlü okurlar! Ciddi söylüyorum; biraz büyük oluyor benim okurların gözleri. Sağ olsunlar...
Gülüyorlardı ama hep aynı şeyleri soruyordu insanlar, muhtemelen aynı anda memleketin başka yerlerindeki insanlar gibi: Ne olacak bu hal? Linçler, bayraklar, sonra yine linçler...
Koca gözlü insanlar
Bence artık bu ülkede linci ikiye ayırmanın zamanı geldi: Aktif linç ve pasif linç olarak ikiye. Zira bu ülkede sözünü söylemediği için henüz linç edilmemiş insanlar var. Taşra şehirlerinde sözünü içinde tuttuğu için, sözünü içinde tuta tuta pasif bir lince sessiz sessiz katlanmak zorunda kalanlar var. Onlarınkinin Trabzon'daki kadar gürültü çıkarmaması yanıltmasın kimseyi; onlar da en az dövülmüş kadar hırpalanıyorlar.
Kocaman gözlü insanlar, dün, "Ne yapmalı?" diye soruyorlardı. Sorarken sanki yapılacak bir şey kalmamış gibi bakıyorlardı. Bugünlerde birçok insanın yaptığı gibi "umutsuzluktan" söz ediyorlardı.
Erguvan yapmalı!
Dünya, çok şahane bir gün olacağını garantilediği için mi döner yüzünü güneşe? Su, denize ulaşacağından emin olarak mı düşer dağdan aşağı? Saçı güneş kuşlu çocuklar dizlerinin yara olmayacağına kesin gözüyle baktıkları için mi koşarlar? Adamlar kadınları hiç gitmeyecekleri için mi severler? Erguvanda umut var mıdır? Mor salkım başarabileceğini hissettiği için mi açmaktadır, aça aça sarkmaktadır? Erguvanlar gelecek bahar umutsuz olsalar açmayacaklar mı? Mor salkımlar düşünceye dalıp tereddüt edip sarkmayacaklar mı dallardan aşağı?..
Bunun gibi işte, biz de umutsuz olsak var olmayacak mıyız? Yalnız umutlu olunca mı iyi insanlar olmaya karar vereceğiz? Düşüncelerimizi ancak bizi kesinkes dinleyecekleri zaman mı söyleyeceğiz? "Bu ülkeyi terk edin böyle düşünüyorsanız" diye bağırsalar da arkamızdan biz zaten burada değil miyiz? Bir yere gitmiyoruz değil mi? Erguvanlar gibi tıpkı, her bahar, tereddütsüz, yeniden geliyoruz. Mor salkımlar gibi dolu dolu duruyoruz dallarımızda... Umutlu muyuz? Ne bileyim ben? Olsak olsak erguvan kadar...
Başka neyimiz var?
Erguvanları hak ediyor muyuz biz? Hak ediyoruz. Keza mor salkımlar... Biz, iyi şeyleri hak ediyoruz. Hak etmeyenler vardır belki. Ama zaten erguvanlar çıktığında ya da mor salkımlar onu biz görüyoruz. Bizim gözümüze görünüyor çiçekli şeyler. Her zamanki gibi adresine gidiyor bütün çiçekler... Zaten bizim erguvanlardan ve öyle şeylerden başka işte, neyimiz var!
ecetem@hotmail.com
|
|
|

|