|
Ekonomideki darboğazlar
Türkiye'de kişi başına düşen sermaye Amerika Birleşik Devletleri'ninkinin (ABD) % 16'sı kadar. İşçi başına düşen sermaye ise ABD'ninkinin % 25'i seviyesinde. Yani, ülkemizde çok ciddi bir sermaye eksikliği var. Her hükümetin kendi zenginini yaratmasına, gelir dağılımındaki büyük eşitsizliğe rağmen, sermaye birikimi sağlanamamış. Zaten, biriken sermaye de krizlerle yok olup gitmiş. Öyleyse, ekonomide yapılacak işlerden en önemlilerinden biri, sermaye birikimini sağlamak ve krizlere dayanıklı bir ekonomik yapı oluşturmak.
Türkiye'de işgücü verimliliği de çok düşük. ABD'ninkinin % 31'i kadar. Üstelik, bu hesapta kayıt dışı hasıla da % 20 oranında göz önünde tutulmuş. Öyleyse, eğitime ve özellikle de sanat eğitimine önem vermeliyiz.
Türkiye'de işgücü maliyeti, yaklaşık ABD'nin dörtte biri, Japonya'nın üçte biri kadar. Bizde işgücü maliyeti düşük. Çünkü, işsizlik yüksek ve kalifiye işçi az. Böylece, sanayimiz de işçi yoğun sektörlere yönelmiş vaziyette.
Öte yandan, ülkemizde borçlanma maliyeti ABD'ninkinin % 83'ü, Brezilya'nınkinin % 40'ı kadar pahalı. Satın alma gücüne göre düzeltilmiş fiyat seviyesi de ABD'dekinden % 37 yüksek. Bu nedenlerle de, Türkiye'de sermaye maliyeti, ABD'dekinden % 251, Kore'dekinden % 225, Japonya'dakinden % 270 oranında yüksek çıkıyor. Yani, bizim sanayicimiz ve işadamımız borçlanarak değil, kendi sermayesini koyarak iş yapmak zorunda. Öyleyse, ne yapıp yapıp borçlanma maliyetlerini düşürmemiz gerekiyor. Bunun için de, kredi maliyetlerini mutlak surette düşürmemiz lazım. Bu işe, Merkez Bankası'ndan başlamalıyız.
Türkiye'de kadın işgücünün, çalışma yaşındaki kadın nüfusa oranı düşük. ABD'ninkinin % 39'u seviyesinde. Fransa'nıkinin, Kore'ninkinin ve Brezilya'nınkinin yaklaşık yarısı kadar. Öyleyse, kadını iş hayatına çekecek tedbirler almalıyız. Ancak, bu sonuçta, nüfusun büyük çoğunluğunun Müslüman olmasının da rolü var.
Ülkemizde, dışa kapalı ekonomik yapı nedeniyle 1983'e kadar yavaş büyüme dönemi yaşandı. Sonra, 1991'e kadar serbestleşme ile gelen hızlı büyüme dönemine girildi. Bu tarihten sonrayı ise, yabancı iktisatçılar "düzensiz büyüme dönemi" olarak adlandırıyorlar. Bu yıl gerçekleştirilen yüksek büyüme de bu "düzensiz büyüme dönemi"nin bir parçası. Öyleyse, ülkemizi "düzenli büyüyen" bir ekonomiye sahip kılmalıyız. Bunun için de öncelikle, siyasi istikrar gerekiyor. Bu nedenle de, ya başkanlık sistemine geçilmesi ya da Seçim ve Siyasi Partiler kanunlarının değiştirilmesi gerekiyor.
Türkiye'ye giren doğrudan yabancı sermaye miktarı, 2000 yılı itibariyle sadece 9.3 milyar dolar. Bu tutar, Brezilya'da 197.7, Arjantin'de 73.4, Macaristan'da 19.9, Malezya'da 54.3, Çek Cumhuriyeti'nde 21.1 milyar dolara ulaşmış vaziyette. Ortalama yabancı sermaye girişinin, gayri safi yurt içi hasıla içindeki payı da çok önemli. Bu pay, 1995-2000 yılları arasında ülkemizde % 0.5 olurken, Şili'de % 7.2, Çek Cumhuriyeti'nde % 6.2, Macaristan'da % 5.4, Polonya'da % 4.1, Brezilya'da % 3.3, Malezya'da % 5.8 olmuş. Bu da gösteriyor ki yabancı yatırımcılar Türkiye'yi kalıcı yatırım yapılacak bir ülke olarak görmüyorlar. Sıcak para belimizi büküyor, krizlere davetiye çıkarıyor. İşte bu sıkıntıyı aşmalıyız.
Kısacası, darboğazdan çıkılması, Türkiye'nin verimlilik seviyesini hızla yükseltmesine bağlı.
ytoruner@milliyet.com.tr
|
|