|
 |
|
|
O televizyon görüntüleri
Satır Arası / Deniz Sipahi
Televizyondaki haberi izlediğimde dehşete kapıldım. Denizli'de bir bakıcı kadın minik yavruyu yerden yere vuruyordu. Olayların farkında olmayan, ne yaptığını tam bilemeyen o minik yavrucak ise sadece ağlayabiliyordu. Konuşsa annesine babasına olanları anlatacaktı ama o daha konuşamıyordu bile...
Neyse ki aile olayı erken farketmiş ve bakıcı kadın eve kurulan gizli kamera sayesinde yakalanmıştı. Aklıma bir süredir gazetelerde, televizyonlarda, radyolarda Anne Çocuk Eğitim Vakfı AÇEV'in sürdürdüğü kampanya aklıma geldi.
"7 çok geç..." kampanyası.
* * *
Erken çocukluk adı verilen 0 - 6 yaş arası dönem çocuğun en hızlı geliştiği dönem. Beyin gelişiminin üçte ikilik bölümü 0 - 4 yaş arasında tamamlanıyor.
Erken çocukluk dönemindeki deneyimler beynin çalışma biçimi için belirleyici. Bu yüzden bu dönemde çocuğun yeterli beslenmesi, etkileşimde bulunabildiği, onun gelişimini destekleyen bir ortamda bulunması gerekiyor. Erken çocukluk eğitimi insan gelişiminin başlangıcı olarak sayılıyor.
Gelin görün ki, Türkiye'de binlerce çocuk belki de televizyondaki o görüntüye maruz kalıyor.
Pazar günkü yazımda aslında bu konulara değinmiş ve geçtiğimiz pazar Prof. Dr. Erdal Atabek'i dinlerken aldığım notları sizlerle paylaşmıştım.
Atabek, Tesco Kipa'nın Denge Psikolojik Danışmanlık ve Özel Okullar Derneği işbirliği ile üç yıldır sürdürdüğü "Anne Baba Okulu" kapsamında "Gelişen Aile Projesi" için İzmir'e gelmiş ve salonu dolduran anne babalara bilgiler veriyordu.
* * *
Kendime göre çıkardığım dersler şu yöndeydi.
AÇEV'in de dikkat çektiği gibi 0 - 6 yaş dönemi gelişen toplumlar için hayati derecede önemliydi. Bu dönemde anne baba tarafından verilen eğitim; çocuğun güvenli, bağımsız, girişimci ya da güvensiz, bağımlı ve çekinik olması ile doğrudan bağlantılıydı.
Bizim toplumumuzda ikinci grup insan tipi ağırlıktadır. Bu nedenle üniversite eğitmenlerinden önce anaokulu öğretmenlerinin eğitim ve bilinç seviyelerini önemsememiz gerekiyor. Ne yazık ki, Türkiye'de bu grup çocuğumuzu ya bakıcının ya da özel eğitim almamış öğretmenlerin eline teslim ediyoruz. Ana okulu öğretmenliği bu açıdan çok daha önem kazanıyor.
Sağlıklı nesiller için dolayısıyla önce yetişkinlerin eğitilmesi gerekiyor. Türkiye'de kurum merkezli eğitim modeli şimdiye dek benimsenen ana model oldu. 4 - 6 yaş grubundaki çocukların yüzde 11'i, 5 - 6 yaş grubundaki çocukların ancak yüzde 15'i Milli Eğitim Bakanlığı'na veya Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'na bağlı okul öncesi kurumlardan faydalanabiliyor.
Okul öncesi eğitim kırsal kesim ve gecekondu yerleşiminin yoğun olduğu bölgelerde yaşayan çocuklara ise ulaşamıyor. Bu oranlar Ağrı'da yüzde 1.6, Şanlıurfa 2.57, Şırnak'ta 2.27 seviyelerinde.
Türkiye, tüm orta ile düşük gelirli ülkeler arasında en düşük okul öncesi eğitim oranlarından birine sahip. 2005 yılı için hedeflenen yüzde 25'lik okullaşma oranına ulaşıldığında bile, ortalama oranın yüzde 36 olduğu diğer orta - düşük gelirli ülkeler düzeyinin altında kalıyor.
* * *
Belki bugün aranan çok farklı şeyler ama önemli olan "karakter sahibi olmak"tır.
Karakter sahibi olan insanlar hem kendilerini, hem başkalarını mutlu ederler. Karakter bir çocukta altı yaşına kadar şekilleniyor. Denizli'den gelen o görüntüleri gördükçe aklıma bunlar geldi.
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|