|
 |
|
|
İlk emanet kaleci!
İşte size tarihi bir "emanet kalecilik" öyküsü. Bire bir yaşayan sevgili Değer (Eraybar) ağabeyimden. Yani, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük voleybolcusundan:
"1960 - 61 sezonu. Bir hafta sonra Galatasaray - Fenerbahçe derbisi var. Turgay (Şeren) ağabeyin kolu kırılmış, Ali Uras ameliyat etmiş, alçıda. Yedeği Koca Kurt Bülent, kırmızı kart görmüş. Galatasaray kalecisiz kalmış. Rahmetli Gündüz Kılıç beni çağırdı, 'Sen voleybolcusun, çeviksin, boyun posun uygun. Kaleye geçeceksin' dedi, elim ayağım titremeye başladı.
Gazetelerde boy boy fotoğraflarım, 'voleybolcu kaleye geçiyor' diye. Maça iki gün kala bizim evin yanındaki Pendik Palmiye Palas'ta Fenerbahçe kampı var. O zamanlar hepimiz dostuz. Gittim Basri (Dirimlili) ile dertleşiyorum; "Çok korkuyorum" diyorum.
Rahmetli Basri, 'Geç kaleye aptallık etme' dedi ve başladı anlatmaya:
'Oğlum, iki büyük takımın maçlarında top 55 - 60 dakika oyunda kalır. Bunun 30 dakikası orta sahada geçer. Kalan 30 dakikanın yarısı senin ceza sahanda... Önünde beş müdafaa var. Alt tarafı on şut çekerler, yedisi dışarı gider. Kaleyi bulan üç şutun üçünü de yesen 'zaten voleybolcu' der geçerler. İkisini yesen 'şanssızdı' derler. Birini yesen fiyatın 500 bine çıkar. Hepsini kurtarırsan 1 milyonluk kaleci olursun.'
Aklım yattı, ama bu sefer de Galatasaray Voleybol Şubesi Kaptanı Mero Zamboğlu, 'Ben en iyi adamımı kaleye koydurup sakatlattırmam' diye diretti. Son anda Adana Demirspor kalecisi Erdan'ı yetiştirdiler benim yerime. Ne olsa beğenirsiniz; maç 0 - 0 bitti ve Erdan, Turgay ağabeyin yedeği olarak zengin ve mutlu bir kaleci halinde tamamladı spor hayatını."
Yani, kırk yılda bir olur böyle vakalar... Pancu röportajında demiş ki, "Bu işten sıkıldım, son kez kalede poz veriyorum"... Fantezilerin suyunu çıkartmamak lazım. Yoksa insanlar bıkar, kırk yıl sonra böylesine sevimli bir şekilde hatırlanmaz.
'Yıldırım'lar yaratan
Sayın Aziz Yıldırım'ın İstanbul Teknik Üniversitesi'nde söyledikleri kadar önemliydi söyleme tekniği...
Bana İsrail'in "savunma politikasını" hatırlattı nedense.
Tehditleri eyleme dökülmeden durdurma hakkını savunan, en ufak saldırıyı birkaç misli ile yanıtlayan, istediği kadar "kan gövdeyi götürsün", istediği kadar "üçüncü dünya savaşı çıkmasından" korkulsun, kendi güvenliğini ve çıkarını her şeyin üstünde gören bir İsrail.
"Fenerbahçe Cumhuriyeti"ne ne kadar uygundur bu İsrail modeli bilemem. "Doğru - yanlış" demek beni aşar. Malum, uluslararası ilişkiler ile futbolun mantık ve etik dışı kendine özgü kuralları var.
Benimki sadece bir benzerliğin altını çizmekti. Takdir kamuoyunun.
Pankartı kim açtırdı ?
Olacağı buydu !.. Türk Bayrağı'nı yakanlara gösterilen tepkilerin abartıldığını iddia edip "Bir, iki veletin işine ne bu hiddet" denilen güzel ülkemizin güzel tribünlerinde bir, iki espri özürlü veletin açtığı pankart, magazin tercihli medya sayesinde memleketin bir numaralı sorunu haline geldi.
O kadar ki, sayın Başbakan olaya bir nokta koyma ihtiyacı hissetti.
Lakin noktalı virgül oldu galiba!.. Sayın Tayyip Erdoğan'ın tespiti ile; Türkiye'de düşük gelir seviyeli insanlara "zenci muamelesi" yapanlar vardı ve adres aydınlardı.
Gördünüz mü bu ülkeyi germenin en kolay yolunun futbolun üzerinden geçtiğini ? Anladınız mı ekranda musluğun başını tutanların neden gazeteci kökenli olması gerektiğini?..
Şimdi "üretin" bakalım; o pankartı açtıranlar aslında "Tapınak Şövalyeleri miydi", "CIA mi", "yer altına inmiş komünistler mi"?
Kimbilir, belki de Rıza Hoca'yı da onlar eğitti...
İyi magazinler dilerim.
Süreyya ve Hamza
Türkiye'nin yetiştirdiği en büyük bir bayan bir de erkek sporcu adı söyleyin deseler, spordan biraz anlayan herkesin aklına şu isimler gelir:
Süreyya Ayhan ve Hamza Yerlikaya...
Evet, ikisi de tanrısal bir yetenekle doğmuş ve yapmaları gereken sporu bulmuş istisnalardır.
Gelin görün ki, Süreyya sporun zirvesinden medyasına kadar herkesle kavgalı, Hamza ise tam 13 yıldır gelip geçen her rüzgâra direnmiş bir güreş sevdalısıdır.
Türkiye'nin son dönemde yetiştirdiği en büyük bir sporcu ismi söyleyin dedikleri zaman, o isim tartışmasız Hamza Yerlikaya'dır.
Tüm gençlerin önüne konabilecek bir örnektir o. 17 yaşında ilk Dünya Şampiyonluğu'nu aldığında kolundan tutup Karalin'in yanına götürdüğümde, Sovyet sporcunun sözleri doğru çıkmıştır:
"O benden büyük bir güreşçi olacak"...
Sporcunun büyüklüğü ne ile anlaşılır... Madalya ve davranışlarıyla.
En büyük Hamza.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|