|
 |
|
|
Değer yargısı bunalımı
İki çocuk Türk bayrağı yaktığı için ülke çapında bayrak asma kampanyası düzenliyoruz. Birileri bayrağa küfretmiş, bölücü slogan atmış dedikodusuyla insanlar sokağa dökülüyor, medyamız ve devletimiz "insanımızın hassas değerlerine saldırı" diyor.
Bayrağa, marşa karşı bir değer yargısı profili çizmiş oluyoruz.
Ama o profili, Fenerbahçe - Beşiktaş maçında istiklal marşı okunurken Beşiktaş tribünlerinden yükselen küfürler o kadar rahatsız etmiyor. İyi ki marşımız okunurken İngiliz taraftarlar yeri göğü "F... you Turks!" diye inletmemiş.
Fenerbahçe - Beşiktaş basketbol takımları arasındaki 3 Avrupa kupası maçında salonlarda yaratılan atmosferler karşısında da profilimiz vardı: Böyle mücadele olmaz, ortada basketbol falan yoktu, kavga - tükürük - şiddet. Yazık.
Ama o profili çizenler, İstanbul'daki Efes Pilsen - Panathinaikos maçında aynı atmosferi yaratmak için seferberlik ilan etmişti. O gün salonun Fenerbahçe - Beşiktaş maçlarından ne farkı vardı ? Herkes memnundu.
Hepimiz yerleşik bir kapıcı edebiyatı ve kapıcı profili ile büyüdük. O profilin en çarpıcı örneği bir Kemal Sunal filmi ve hala en çok yayınlanan filmlerden. Bir zamanların en popüler dizisi "Bizimkiler"in ilham kaynağı. Bu ülke yıllarca oradaki fırsatçı, çıkarcı, birine öyle birine böyle konuşan kapıcı profiline güldü, onu ödüllendirdi.
Rahatsız olmadılar
Çocukluğumdan beri kapıcı ve onların çocukları üzerine gündelik hayata yerleşmiş önyargılar ve alaylardan nefret ettim. Rıza Çalımbay'a açılan pankarttan nefret ettiğim gibi. Ama beni marş sırasındaki küfürler de rahatsız etti. Ve herkesi de en az onun kadar etmeliydi. Etmedi.
Şiddeti önleyeceğiz diyen kararlı bürokratlarımız, başbakanımız bile pankart üzerine açıklamalar yaparken stat dışında yaşanan arbede ve kavgalardan, İstiklal Marşı'na saygısızlıktan rahatsız olmadılar. Oysa biz diğer olaylardan da çok incindik, kırıldık. Başbakanımız bizi de arayıp üzüntülerini iletecek mi? Medyamız bu sefer marş kampanyası düzenleyecek mi?
O iki takımın taraftarı veya tarafsız birçok insan hepsinin rezilce olduğunu kabul edebiliyor, ya siz bunu kamuoyunda dile getirebiliyor musunuz?
Değer yargımız yok, bunu iyice anladık. Neye saygı göstermemiz gerektiğini, neye inandığımızı bilmiyoruz. Medya, yorumcular ve politikacılar, saygımız, sevgimiz ve vicdanımız üzerine oyunlar oynuyorlar. Yüzler sürekli değişiyor.
Bu vesileyle unutulan bir talebi yineliyelim. Maçlardan önce İstiklal Marşı okunmasın. Onu da ayağa düşürdük, eziyete dönüştü. Böylece geçmişte polis müdahale etmesin diye İstiklal Marşı sırasında açılan "Hepiniz bilmem kimin çocuğusunuz" pankartları ve kötülük kusma fırsatları da belki ortadan kalkmış olur.
Güven aşılamıyor
Rıza Çalımbay açısından hiçbir şey eskisinden daha kolay değil. Beşiktaş, sorunları olduğuna inanıyorsa bunun teknik direktör veya transfer tercihlerinin ötesinde olduğunu da kabullenmeli. Yönetimin ve Yıldırım Demirören'in çizgisi, öncelikle bir teknik direktöre sağlıklı çalışma imkanı sağlamıyor ve istikrar için güven aşılamıyor. Kriz anında sorumlunun ya teknik adam ya da futbolcu olduğu ortam yaratıldı. Del Bosque'nin getirilişindeki çelişkilerden gönderilmesindeki yanlışlıklara kadar herşey buna dahil.
Rıza Çalımbay, teknik uygulamaları ve stili ile yeterince ikna edici değilken Del Bosque'nin maruz kaldığı eleştirilerin benzerleriyle yüzyüze gelecek. Bir takım oluştururken yaşanacak gel-gitleri aşabilmek yönetimlerin elindedir. Beşiktaş'ın ise henüz bu noktası çok karanlık.
Tek maçla çizilen kaderler
Tek maçın bir kulübün, takımın, teknik direktörün ve futbolcuların kaderini çizmesine en çok izin veren futbol toplumlarından biriyiz. Beşiktaş da Fenerbahçe'ye karşı kendini gerçeklerden koparabilecek bu tip bir galibiyet elde etti. Sarhoş olmamak da elde değil zaten. Bunlar futbol anılarının başköşesine oturacak ve ben oradaydım denecek maçlardır. Ancak bunlar kulüpler içindeki organizasyon sorunlarını örtpas etmenin de en büyük fırsatıdır.
İlk yanlış o maçta Beşiktaş'ın iyi ve doğru taktikle oynadığı yorumlarıyla başladı. Türkiye'de kapanabilmek, savunma yapmak "iyi futbol" oluyor. Değil, bu iyi mücadele ve istediği skora oynayabilmek, sonuca gidebilmek demektir. Nasıl bir yığın gol pozisyonu bulması Fenerbahçe'nin evinde, hem de neredeyse her tehlikede 4 gol yiyip 10 kişi kalan rakibine yenilmesinde kendi hataları olduğu gerçeğini değiştirmez ve onu iyi oynamış yapmazsa galibiyet de Beşiktaş'ın ilk yarım saatteki o inanılmaz pozisyonları taktiksel hatalarla verdiği gerçeğini değiştirmez. Bunları kabullenmemek her iki takım için de sorundur.
ekoksaldi@milliyet.com.tr
|
|
|

|