|
"Var olarak yaşama"nın şifresini ararken...
Politik açıdan bakıldığında, 21. yüzyılın rüzgârları sertleşmeye başladı Türkiye'nin üstünde. Ankara, lodosa tutulmuş Ada vapuru gibi...
Ayla Erduran'ın, yahut Fazıl Say'ın "müzik"le bütünleşme sonsuzluğundaki tılsımlı saç örgüsü kadar olmasa bile; Türk şiiriyle sarmaş dolaş olmaktaki özel oksijende gönülsel tatlar bulanlar; lodosa tutulmuş Ada vapuruna benzeyen Ankara'ya baktıkça, Nâzım Hikmet'in "Bahri Hazer" şiirini de hatırlayabilirler:
Çıkıyor kayık
İniyor kayık
Çıkıyor kayık
iniyor ka...
Çık...
in...
çık...
***
Kim bilir daha ne rüzgârlar esecek Ankara politikaları üstünde... Bireyler ise yaşamlarını sürdürmek zorunda...
Gerçi yeni moda tüketim salgınları, "varlıklı olma" hırslarını tutuşturup gitmekte ama; bir de alttan alta "var olma" özlemlerinin açlığı yaygınlaşmada...
***
Şimdiye dek Türkiye'de "varlıklı olma"nın da şifresi, tıpkı "var olma"nın şifresi gibi pek merak edilmedi. Eski Chicago gangsterleri örneği, herkes uyuduktan sonra devletin arka taraflarındaki görünmeyen bölümlerine yaklaşıp, sesi pek duyulmayan patlayıcılar ve elektrikli birkaç matkapla servet torbaları dolduruluveriyordu...
***
21. yüzyılın ise, geçmiştekilerine benzemeyen 2 özelliği belirginleşmede:
1- Gangsterliklerin üstünde projektörler yoğunlaşmakta...
2- "Var olarak yaşama"nın şifresi, "varlıklı olma"yı da bir güzel sağlamakta...
***
Ankara politikaları, bir ine, bir çıka, çeyrek yüzyıla yakın bir süre; bir çalkantılar döneminden geçecek gibi...
Birey olarak, hayatı değerlendirmek gerektiğinde ise...
***
Önceki akşam, kitap raflarında Emile Zola'nın "Paris" belgesel romanının, henüz daha kendisi sağkenki 1898 baskısı geçti elime...
Ve bir kitap daha geçti, modern karikatürün yaratıcısı Honoré Daumier'nin, 1836-1838 arasındaki karikatürlerini topladığı "Caricaturana" albümü...
"Var olarak yaşama"nın şifresi takıldı aklıma...
***
Ankara'nın biten yüzyılda izlediği politikalarla beyni buzlanmamış olan genç insanlar için, artık o kadar çok olanak var ki...
Örneğin insanlığın, henüz daha karikatürü yaratmamış olduğu dönemlerde yaşamış olan, beyinsel doruklara bir bakalım şöyle:
2 bin 200 yıl önce yaşamış olan Arşimed'ler; 2 bin 600 yıl önce yaşamış olan Pitagor'lar; 2 bin 400 yıl önce yaşamış olan Aristo'lar vs...
Vaktiyle yaşamış olan bu eski beyinsel dorukların, binlerce yıl sonra ilk karikatürlerini acaba kimler yaptı?
Eminim ki, dünyanın şurasında veya burasında, birileri yaptı onların da rasgele bir karikatürünü...
Ne tuhaftır ki, o kaybolmuş ışıkların, sonradan yapılmış karikatürlerini arayıp, bulup bir arada toplamaya da, hiç kimse sıvanmadı...
***
Merak edenler için eğlenceli konular bunlar...
5-7 yaş arası çocuklar için, sayfaları çevirirken kısacık müzik de çalan, karikatür dilinde bir Pitagor albümü yapılsa; bir de Mozart'ın çocukluğunun albümü...
"Var olarak yaşama"nın şifreleriyle uğraşırken, belki de şifre çözülüverir...
***
Başbakan Tayip Bey, henüz daha milletvekili bile seçilmemiş olduğu günlerde ABD Başkanı Bush'un, özel davetleriyle yelpazelendiği dönemlerdeki kadar, bugün de hâlâ daha gözünde aynı önemde mi Washington'un?
Söylentilere göre artık o kadar değilmiş...
***
"Var olarak yaşama"nın şifresi ne ölçüde çözülebiliyor ki politikada?
Kürsülere çıkıp, mikrofonlar önünde nutuk söylemek mi; yoksa Daumier'nin "Caricaturana"sını, içeriğini değiştirmeden bugünkü Türkiye'ye uygulamak mı?
Sanırım ki, ikincisini yeğleyenler, doğal bir vatandaşı olacaklar 21. yüzyılın...
Birincisini yeğleyenler içinse, kitapların kaybolmuş sayfalarında kendiliğinden dillenecek Nâzım'ın şiiri:
Çıkıyor kayık
İniyor kayık
Çıkıyor kayık
iniyor ka...
Çık...
in...
çık...
***
Buzlanmış beyinlerin çok dışında, taptaze yeni bir yüzyıl başladı...
Her şey değişiyor...
Peki değişmeyenler ne?
Doğum ve ölüm değişmiyor, yerçekimi değişmiyor, "2x2=4" değişmiyor, susamak değişmiyor, acıkmak değişmiyor...
Ama hayatın bireysel değerlendirilmesinde, "hayatı hak etmeyi" hedeflemişlerin ömürsel gökkuşağı; "hayattan yararlanmayı" hedeflemişlerinkinden çok daha göz kamaştıran renklerle donanıyor.
***
İlkokul çocukları için, Nobel'liler dünyasındaki yıldızların, henüz daha ilkokuldayken nasıl bir kimlik sergilediklerini gösteren, eğlenceli albümler yapılsa...
***
Kim uğraşacak bunlarla mı, diyorsunuz?
Uğraştığını unutarak, Rabindranat Tagor'un çocukluğunu araştırırken de eğlenenler tabii...
***
Türkiye'nin dış politikası, sertleşen rüzgârlar karşısında rotasını saptamakta zorlana dursun...
Türkiye sadece "yönetenler"den ibaret değil ki; bir de "yönetilenler" var...
"Yönetilenler" kendileri bulmak zorundalar, kendi rotalarını...
***
Yaratıcı bir reji açısından, Recaizade Mahmut Ekrem'in "Araba Sevdası", bugünkü "otomobil sevdası" ile esprili bir sentezde ekranlara yansıtılamaz mı acaba?
Nutuk atmayı sevenler, sürdürsünler nutuk atmayı...
"Var olarak yaşama"nın şifresini aramaya kalkanlar da, çıkacaktır elbet.
Birincilerin ensesi kararsa da, ikincilerinki zor kararır...
Elimde Emile Zola'nın "Paris" belgesel romanı... 1898 basımı...
c.altan@prizma.net.tr
|
|