|
 |
|
|
29 Mayıs'a doğru Türk ekonomisi
Fransa'da AB Anayasası'nın halkoyuna sunulacağı 29 Mayıs tarihi yaklaştıkça dışarıda ve içeride tedirginlik artmaya başlıyor. Çünkü Fransa'da yapılan kamuoyu yoklamaları yüzde 50 nin üzerinde bir "hayır" oyu çıkma olasılığının azalma eğiliminde olmadığını gösteriyor.
Anayasanın Fransa gibi birliğin güçlü bir ülkesi tarafından reddedilmesi olasılığı küresel piyasalardaki oyuncular tarafından AB ekonomisinde önemli bir kırılganlık riski olarak algılanmaya başladı. Son birkaç yıldır başta Fransa ve Almanya olmak üzere AB'nin birçok üyesi İstikrar Paktı kapsamında belirlenen mali disipline uymakta zorluk çekiyordu. Geçtiğimiz ay İstikrar Paktında yapılan düzenlemenin üyelerin mali disipline uymaları konusunda daha esnek hükümler getirmesi AB Merkez Bankası kadar piyasa oyuncularını da tedirgin etmişti.
Şimdi çıkacak bir "hayır" oyunun daha güçlü bir entegrasyona gidiş sürecini durdurması bekleniyor. Bunun mevcut ekonomik durgunluğun baskısı altında olan üye ülkelerin Brüksel'den dikte edilen kurallara ve mali disipline uymamaları konusunda ciddi bir ortam yaratmasından endişe ediliyor.
Parasal birlik içinde olan ekonomilerin belli bir mali disiplin altında hareket edememeleri, Avrupa Merkez Bankası'nın politikalarını etkisiz hale getirir. Bu durum dünyanın en büyük ekonomik bölgelerinden birini ciddi bir ekonomik istikrarsızlık içine itecektir. Küresel ekonomide başta ABD olmak üzere diğer bölgelerdeki mevcut dengesizlikler de dikkate alındığında EURO bölgesinde yaşanacak bir istikrarsızlık küresel riskleri ciddi boyutta artıracak bir sorun.
Anayasanın reddinin, mevcut kurumsal çerçeve içinde, bizim de aralarında olduğumuz tam üyeliğe geçiş sürecinde olan ülkelerin durumunu etkilememesi gerekiyor. Ancak ret oyu sonrasında ortaya çıkan dağınıklığın bu süreci geciktirmesinden endişe ediliyor. Diğer taraftan Fransa'daki referandum sürecinde "hayır"ın, Türkiye'nin üyeliğini de engelleyeceği savının, anayasanın reddinde rol oynaması, genişleme karşıtlarının elini güçlendirecektir. Bu durum, uluslararası yatırımcıların, geçiş sürecindeki ülkelerle ilgili risk algılamalarını artıracaktır.
Diğer taraftan, özellikle 11 Eylül sonrasında Türkiye uluslararası piyasa oyuncuları tarafından zor durumda kalması halinde ABD'nin destek vermekte tereddüt etmeyeceği bir ülke olarak algılanmaya başlamıştı. Son zamanlarda uluslararası yatırımcıların değerlendirmelerinde ABD nin bu tutumunun değişmekte olduğu algılaması yaygınlaşıyor.
17 Aralık 2004 sonrasında güçlenen AB çapası hem ABD ile olan ilişkilere dönük olumsuz algılamaları dengeledi, hem de küresel risklerin arttığı ortamdan Türkiye'nin diğer gelişmekte olan ekonomilere oranla daha az etkilenmesini sağladı. Bu çapanın şimdi zayıflaması Türk ekonomisindeki dalgalanmanın diğer benzer ekonomilere göre daha sert olmasına yol açabilir.
Bu durumda gözler Türk ekonomisinin kendi dinamiklerine çevrilecektir. Dış açığın boyutu, faizlerin yüksekliği, mali uyumun ne kadar büyüme dostu olduğu, her affın, her harcama artışının, her geciken reformun mali dengenin sürdürülmesine olan etkisi daha fazla dikkat çekecektir.
Bu çerçevede bir diğer önemli çapa olan IMF ile yeni bir standby düzenlemesi yapılmasına ilişkin anlaşma sürecinin tamamlandığını gösteren niyet mektubu hala gönderilmemiştir. IMF ile yeni anlaşma sürecinde baştan beri yaşanan gecikme, bir yandan yapısal reformlar konusunda hükümetin ayak dirediği izlenimini vererek kırılganlığı artırırken, diğer yandan da Türkiye'den 20 milyar dolar alacağı olan IMF'nin aşırı taviz verdiği izlenimini yaratarak bu çapanın da etkisini azaltmaktadır.
Küresel piyasalardaki bahar havası, ABD, AB ve IMF çapaları ekonomide dış açıkla artan kırılganlığın ve reformlardaki gecikmelerin dikkate alınmamasına yol açmıştı. Ancak konjonktür değişiyor ve çapalar da zayıflıyor.
Türkiye yeniden ekonomik alanda radikal reformları tereddütsüz gerçekleştiren bir ekonomi olmalıdır. Önümüzdeki dönemi en az hasarla atlatabilmenin yolu ekonomisi en güçlü ülkeler arasında olduğumuzu göstermektir.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|