Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 26 Nisan 2005 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
'Hayallerimi kaybettim'

Sayıları belki yüz binleri buluyor. Yüksek kâr vaadiyle İslami holdinglere milyarlarca euro kaptırdılar. 20 - 30 yıllık emekleri, biriktirdikçe kurdukları hayaller de uçup gitti. Sustular, cemaatlerine söz gelmesin diye... Sustular, paralarını kaptırıp 'işsizlik parası' aldıkları ülkelerde, yastık altındaki bu birikimlerinin öğrenilip işsizlik paralarının kesilmesinden, hatta vergi açısından yargılanmaktan korkarak sustular. Fakat iş iyice çığırından çıktı... Çünkü, kârına ortak olmak için para yatırdıkları şirketler, onlardan zarara ortak olmalarını istemeye kadar vardırdı işi. Konuşmaya başladılar ve ortaya binlerce dram, aile faciası döküldü...

KONUK YAZAR / RIDVAN AKAR

Bir gurbetçi kameralara böyle haykırıyordu. Çocuklarını ülkesinde, kendi kültürü ve inançları doğrultusunda büyütmek gibi bir hayali varmış. 'Giden para değil, hayallerimdi' diyordu. Bir başkası aile içinde çıkan husumeti anlatıyor ve 'parayı yatırmalarına ben önayak olduğum için oğlum ve yeğenlerim artık benimle konuşmuyor' diyordu.
İslami holdinglere yıllarca çalışarak elde ettikleri tasarruflarını, birikimlerini 'kaptıran' gurbetçiler, 32. Gün'de yanınlanan programda böyle yakınıyorlardı. Aslında adeta Pandora'nın kutusu açılmış ve bütün sırlar çekimin yapıldığı salonda uçuşmaya başlamıştı. Yıllardır, 'kol kırılır yen içinde kalır' mantığı ile İslami holdinglerle ilgili mağduriyetlerini gizleyen gurbetçiler -kendilerinin de teyid ettiği gibi-'ilk kez' suskunluklarını bozuyor ve her şeyi anlatıyorlardı.
Anlattıklarında insanın içini burkan iki şey vardı. Birincisi, Avrupa'da en ağır işlerle çalışan, sağlığı bozulan ve ihtiyarlıkta harcamak için bir köşeye koydukları tasarruflarının tamamını 'kaptırmışlar' ve adeta muhtaç hale gelmişlerdi. Birçoğu hastalık ve ölüm gibi hallerde bile bir kuruş alamamaktan yakınıyordu. İkincisi, Türkiye'ye ve ana vatanlarındaki siyaset ve hukuka bütün güvenlerini yitirmişler ve artık ülkelerine yatırım yapmak, tasarruflarını yollamak, ülke ekonomisine katkı sağlamak gibi amaçlar bütünüyle ortadan kalkmış. Yani bu sürecin Türkiye ekonomisine olumsuz etkileri yansımaya başlamış.

'Faize yatıran domuz'
Gurbetçiler 1970'lerde 'işçi şirketleri' diye bilinen kurumlara tasarruflarını yatırmışlar ancak bu şirketlerin çoğunun batmasıyla paralarını yitirmişlerdi. Aradan geçen yıllar içinde giderek sılanın vatana dönüşmesiyle paralarını ülkelerine yollama fikri de tavsamaya başlamıştı. Ancak muhafazakâr ve dindarlaşan bir gurbetçi kuşağı vardı ki onlar, yaşadıkları ülkenin kuralları ve yaşam tarzı dışında kalmayı yeğliyordu. Ağırlıklı olarak cami cemaati olan bu kesim özellikle Milli Görüş, Süleymancılar ve 'Hilafetçiler'in etkisi/propagandası altında yaşamlarını İslama göre düzenliyordu.
Camilerde faizin haram olduğu teması işleniyor, hatta bir gurbetçinin de vurguladığı gibi 'faize para yatıranın domuzdan hiç bir farkı olmadığı' vurgulanıyordu. Bu ahvalde de paralar ya yastık altına kayıyor ya da Türkiye'de ev, arsa gibi yatırımlara yönlendiriliyordu.
Ancak özellikle ikinci kuşağın 'kalma' fikri nedeniyle, Türkiye'ye gönderilen para giderek azalıyordu. Bu koşullar altında İslami holdinglerin temsilcileri Avrupa ülkelerine akın etti. Yastık altındaki paraya talip olacaklardı. Gittikleri ülkelerde ağırlıklı olarak Milli Görüş'e ait camileri karargah olarak kullanıyor, cami cemaatinin saygınlığını kazanmış, muteber isimlerin referansı ile hareket ediyorlardı.

Üç vaatle ikna ettiler
İlk aşama bütünüyle inandırıcı ve güvenilir olmaktı. Cami cemaatinin saygı duyduğu isimlerin organize ettiği toplantılar camilerde ya da evlerde gerçekleşiyordu. Toplantılarda Türkiye'den gelen holding temsilcisi üç önemli gerekçe sıralıyordu. Birincisi, öylesine kâr payları vereceklerdi ki tasarruflarıyla geçinmek bir yana zengin olacaklardı. İkincisi, ülke ekonomisi kalkınacak, bir işsiz iş bulacak ve daha da önemlisi holdinge belli bir miktar para yatıranın Türkiye'deki yakınları işe alınacaktı. Üçüncüsü, bütünüyle siyasi bir mesajdı. Hz. Muhammed 'düşmanı düşmanın silahıyla vurun dememiş miydi?' Bu holdingler de İslami bir toplum yaratmanın ekonomik dinamiklerini oluşturacaktı. İslam otarşik bir ekonomik model yaratacak ve bu gücüyle hakim olacaktı. Bu gücün adı; Anadolu kaplanlarıydı.
Gurbetçilerin ilk aklına gelen yastık altındaki paranın para kazanması, bir akrabanın da bu sayede işe girmesi oldu. İslami holdinglere para yatıranlara ilk etapta, 50 bin mark yatıranın bir akrabasını işe sokabileceği söylenmişti. Para oluk gibi akmaya başladığında bu rakam 250 bin marka kadar çıktı. Yani beş yüz bin mark yatıran bir gurbetçi iki akrabasını söz konusu İslami holdinglere işe sokabiliyordu.

İlk yıl ödemeyle avladılar
Özellikle 1998 - 2000 yılları arasında gurbetçiler İslami holdinglere dönük biryatırım 'çılgınlığına' kapıldılar. Bu 'çılgınlığı' artıran etken ise ilk kâr payının ödenmesiydi. Paralarını bu İslami hohldinglere yatıranlara o muteber aracılar vasıtasıyla telefon açıldı. Camiye gelip, ilk kar payını alabilirdi. Cami cemaatinin gözü önünde yaşanan sahne şöyleydi; Türkiye'den gelen İslami holding temsilcisi, tıka basa para dolu bavul ya da çöp torbasını yanına koyuyor ve yatırımcıyı ismiyle çağırarak, yatırdığı tutarın yüzde 22'si oranında kar payını nakit olarak ödüyordu. Yani 100 bin mark yatıran bir yatırımcıya sadece bir yıl için ödenen para 22 bin marktı. Oysa gurbetçilerin kaçındığı bankalarda bile bu rakamın onda birini kazanmak mümkün değildi.
Bu göz kamaştırıcı gösteri öylesine etkili oluyordu ki gurbetçiler kar payını almıyor, üstüne biriksin istiyorlardı. O güne kadar para yatırmamış olanlar ise camide yaşadıkları o görkemli para şovunun etkisiyle, fırsatı kaçırmamak için hemen paralarını bu holdinglere yönlediriyorlardı. Öylesine garip bir histeriye dönüşmüştü ki kimileri eşinin, kızının altınlarını bir torbaya koyuyor, İslami holding bu altınları kendi sarrafında Alman Markı'na çevirerek yatırım hesabına aktarıyordu. Kimileri ise faiz geliri almanın haram oluşuna inanmalarına karşın, faizle para almanın caiz olduğuna inanmış olsa gerek, Avrupa bankalarından kredi çekip bu holdinglere aktarıyordu.

Kârı gitti, zarar ortaklığı geldi
İslami holdingler gurbetçilere yatırdıkları para karşılığında tahsil makbuzları veriyordu. Gurbetçilerin para yatırırken ilk sorusu, 'istediğim an alabilecek miyim'di. Yanıt, 'evet'ti. Ne zaman isterlerse paralarını geri çekebileceklerdi. Bu arada İslami holdingler fabrikalar açıyor, mağazalarla tüketiciye ulaşıyor. Baş döndürücü bir gelişme kaydediyordu.
Ancak 2001 ekonomik kirizinden itibaren ibre tersine döndü. Kar payı ödeme zamanı geldiğinde, 'kusura bakmayın, kriz bizi de etkiledi. Bekleyeceksiniz' dendi. Gurbetçiler korkmuş ama sözü hatırlamışlardı. Paralarını geri istediler. İşte o andan itibaren gerçekle yüzleştiler. Onlar İslami holdingin kar - zarar ortağıydı. Yani yatırımcı değil, hissedardı. Sermaye olarak verdikleri tutarı geri almaları sözkonusu bile olamazdı. Dahası ortada zarar olduğuna göre aslında hisseleri oranında zararı da ödemeleri istenebilirdi.
Gurbetçiler bu yanıtlarla şok olmuştu. Böyle başlayan bir süreç sonunda gurbetçiler bütün tassarruflarını yitirdi. İşe alınan yakınları işten çıkarıldı. İslami holdinglerin hemen hepsinin merkezine giden gurbetçilere aynı şey söylendi; 'Paranızın üstüne bir bardak soğuk su için.'

5 milyar euro!
Bugün neredeyse her 100 gurbetçiden 30'unun İslami holdinglere para 'kaptırdığı' görülüyor. Kaptırılan para tutarı Türkiye Araştırmaları Merkezi verilerine göre sadece Almanya'da 5 milyar euro'yu geçiyor. Gurbetçilerden para toplayan İslami holdinglerin sayısı 90'ı buluyor. Bu holdinglerin 76'sı Konya merkezinde bulunuyor. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından bu holdinglerle ilgili yapılan soruşturmada incelenen 17 holding ve 22 şirket savcılığa verildi. Soruşturma sürüyor. CHP'nin girişimleriyle Meclis'te de mağdurlar için bir soruşturma komisyonu kuruldu.

Korkudan sustular
Nisan ayı başında kurulan komisyon hâlâ çalışmalarına başlayamadı. Avrupa'da ve Türkiye'de mağdurlar tek tek kişisel davalar açtı. Ancak bu davalardan henüz bir sonuç alınamadı. Zira bankaya yatırır gibi İslami holdinglere para yatıranlar, bir gün geldiğinde bu paralarını çekemiyeceklerini bilmiyordu. Ama imza attıkları ortaklık senetleri işte bu gerçeğe göre hazırlanmıştı. Daha da önemlisi bütün birikimlerini yitiren gurbetçiler, yaşadıkları ükelerdeki işsizlik paralarına mahkum olmuştu. Ancak yastık altında olduğu için yaşadıkları ülke maliyeleri tarafından vergilendirilmemiş bu tasarruflar öğrenilirse, bırakın işsizlik parasının kesilmesi, yüksek cezalar bile gelebilirdi. Bu korkuyla gurbetçiler bugüne kadar susmuştu.
32. Gün'de ilk kez gurbetçiler konuştu. İntihardan, aile dramlarına uzanan bir mağduriyet ilk kez ekranlara yansıdı. Türkiye'nin kapalı kapılar ardında kalan bu toplumsal yarasını önümüzdeki haftalarda da anlatmaya devam edeceğiz. "Bizden ayrılmayın"!



BUSINESS
 Hem Ziya Şark hem suşi, hem Ramsey hem Guccı
 Editörden
 O hâlâ öğretmen
 'Hayallerimi kaybettim'
 Samsun'dan marka çıkması zor görünüyor
 Laleli trenini kaçırmadı Macaristan'da marka oldu
 Aile şirketlerinde 'CEO' olamaz, 'işgüder' olur
 Babacan ile Gül'ün bir 'ABD anısı'
 Gayrimenkul ve iştirak istisnasında gerilimi bitti
 Avrupa'yı rölantiye aldı Ortadoğu'ya açılıyor
 Kebabın, 'sarhoş yemeği imajına' savaş açtı
 Avrupa, işyerlerine 'Bu sesi durdurun' diyecek
 Papa I. Paul Wolfowitz
 devBiz, henüz dev değil ama böyle giderse olacak
 kumaş pantolonlar 22, Jean'ler 10 santim düştü
 Arama motorlarının yerini bloglar alıyor





© 2005 Milliyet