Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 26 Nisan 2005 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Şampiyon güreşçimiz Hamza Yerlikaya:
"Daha ısınırken gülerek rakibi sinir ediyorum"

7'nci kez Avrupa şampiyonu olan Hamza Yerlikaya en çok büyük kulüplerin güreşi sahiplenmesini istiyor ki "taraftarlar oluşsun, tanınmış firmalar güreşe katkıda bulunsun"... Çapraz mayo askıları ve ters taklasıyla ünlü güreşçimizin karşılaşma öncesi de bir taktiği var: "Rakiple birlikte ısınıyoruz. O boğa gibi sinirli dururken, ben gülüyorum. Ben güldükçe o daha çok sinirleniyor"

ASLI ÇAKIR

Güreşçimiz Hamza Yerlikaya geçen hafta bir şampiyonluk daha kazanarak bizi sevindirdi. Bulgaristan'ın Varna kentinde düzenlenen 52. Avrupa Büyükler Grekoromen Güreş Şampiyonası'nda, 96 kiloda altın madalya aldı ve 7'nci kez Avrupa şampiyonu oldu.
Konuşmayı çok seviyor ama sadece güreş üzerine. Önce "Özel hayat özeldir, konuşulmaz" dese de sonra açılıyor. Onu evine davet eden kadınları da anlatıyor... Hele bir hikaye anlatıyor ki sadece rakiplerinin değil kadınların da onunla güreş tutmak istediğini öğreniyoruz.
İşte, babası ve iki abisi de zamanında güreşçi olan, daha 17 yaşındayken büyüklerle güreşmeye başlayan, takımda kimse madalya alamazken Avrupa ve dünya şampiyonlukları kazanan 29 yaşındaki Sivaslı Hamza Yerlikaya...

Önce tebrikler. Hepimizi çok mutlu ettiniz. Bu arada herkes şampiyon diye hitap ediyor. Hep böyle mi derler?
Evet. Bir de asrın güreşçisi lakabım var biliyorsunuz.

Siz bu işe 82 kilo ile başladınız. Kilonuz ara ara değişti, şimdi de 96 kiloda mücadele ediyorsunuz. Sürekli kilo alıp vermeniz ya da aynı kiloyu korumanız zor olmuyor mu?
1993'ten 2004'e kadar 80'li kilolarda mücadele ettim. O kilolarda kalmak için muazzam güç sarf ediyorsunuz. Vücudunuzda su kalmamış, yağ kalmamış. Sinirlisiniz, gerginsiniz. Gözleriniz bulanıklaşıyor. 2004'te bir şampiyona için yine aynı kilolara inmeye çalışırken "Bu benim son düşüşüm, bundan sonra 96 kiloda mücadele edeceğim" dedim.

Çalışma temponuz nasıl?
Herkes uyurken biz idman yapıyoruz. Herkes istirahat ederken, gezerken biz idman yapıyoruz. Saat 06.30'da kalkıyoruz, idmana başlıyoruz. Öğlen, akşam tekrar. Haftanın beş günü böyle. Cumartesileri tek idman. Pazarlar serbest. Kamplar da oluyor. İnsanın sosyal yaşantısı kalmıyor.

Bu çok rahatsız edici değil mi?
1991'den beri böyle. Ama güzel olan çok şey var. Ülkenizi temsil ediyorsunuz, her insanın sevgisini, duasını alıyorsunuz. Özel birisiniz ve bunun değerini bilmek lazım.

"2008'den sonra bırakacağım"
Mindere çıkmadan yaptığınız özel şeyler var mı?
Onlar bana özel kalsın, büyüsü bozulmasın istiyorum. Yoksa, takıntılarım var.

Mayonuzun üstünün çapraz olması gibi mi?
Evet. Çapraz atarım askılarımı.

Dua eder misiniz?
Tabii. Bunları destekleyen bir manevi güç de, bir ilahi güç de olması lazım.

Isınırken neler yaşanıyor?
Rakiple aynı yerde ısınıyoruz. Ben ısınırken gülüyorum. Adam orada boğa gibi kızgın, ciddi, sinirli tavırlarla duruyor ve sen gülüyorsun. Sen o kadar sinirli, ciddiyken ben sana gülsem ne yaparsın?

İyice sinirlenirim.
E, o kadar sinirli insan minderde başarılı olabilir mi?

Bir de kazanınca attığınız takla var.
En son düşüyordum. Kilo alınca, yaş da ilerleyince takla atmak zorlaşıyor.

Güreşteki yaş sınırı nedir?
Genel olarak 34, 35, 36 gibi biter.

Siz ne zaman bırakacaksınız?
Benim için 2008 Pekin Olimpiyatları son olacak. Ondan sonra bırakacağım.

Şimdi siz gerçekten çok mu güçlüsünüz? Kavga ettiğiniz herkesi yenebilir misiniz?
Uzak mesafeden bana vurup da zayıf bir yerimden beni indirdi indirdi. Adalelerimiz de güçlüdür bizim, okkalı vurmalı. Ama bir yakalarsam, bir yerini bir tuttum mu bitti. Kikboksçu, tayboksçu fark etmez.

200'e yakın kravatı ve ayakkabısı var
  • Film izlemeyi çok seviyor. Sinemaya sık gidiyor. Evde de hep televizyon karşısında uyuyor.

  • Arabayla hız yapmaya bayılıyor. O kadar hız yapmamak için jeep almış.

  • En sevdiği yemek mantı.

  • İçki içmiyor. Dans etmiyor. Zaman zaman arkadaşlarıyla gece dışarı çıkıyor ama çok sevmiyor.

  • Takım elbiseyi, özellikle kravatı çok seviyor. 200 civarı kravatı var. Ve 200'e yakın ayakkabısı.

  • Sadece güreşmiyor. Futbol ve tenis de oynuyor.



  • "İlk bakışta sert görünürüm ama aslında çok duygusalım"
    Güreş çok sarılarak, birbirine yapışarak yapılan bir spor. Karşınızda kıllı, terli adamlar. Hiç iğrenmiyor musunuz? Ya da bu da bir taktik olabilir mi, bilerek pis çıkmak?
    Yok, o stresli atmosferde ne teri, ne kokuyu, hiçbirini görmüyorsun. İdmanlarda olabilir ama maç sırasında farkına bile varmıyorsun. Ayrıca zaten maça terli çıkıyoruz biz. İçeride ısınmadan çıkmanızın imkanı yok. Bir tek şey var... Benim cildim çok hassas. Sakal sürtündüğü vakit aşırı kızarma oluyor. Maçtan sonra rahatsızlık duyuyorum birkaç gün.

    Bazı kadınlar güreşçileri seksi bulup beğenirken bazıları da güreşçilere "ııyy" diyor... Size nasıl yaklaşıyorlar?
    Bir kere o "ıyy" diyenler çok az. Diyenler de aslında içinde bize karşı bir sevgi taşıyor ama kendi kibirinden bunu göstermiyor.

    Çok teklif geliyor mu kadınlardan?
    Geliyor yani.

    İlginç teklifler oluyor mu?
    Oluyor.

    "Bir gün bir kadın beni evine götürdü. İki odayı birleştirmiş ve..."
    Anlatsanıza birini.
    Bir gün bir arkadaşım beni Şamdan'a götürdü. Ben oturuyorum. Bir kadın geldi yanıma. Çok da şık, zayıf, uzun boylu bir kadın. "Benimle bir yarım saatliğine gelebilir misin?" dedi. Merhaba falan hiçbir şey yok. "Peki" dedim. Aldı kadın beni, arabayla bir yere götürüyor. Arabada korkmaya başladım. Acaba beni kesecekler mi, bir yere mi atacaklar diye düşünmeye başladım. Evine götürdü beni. Çok büyük bir evi var. 300 metrekare falan. Üst kata çıkardı. İki odayı birleştirmiş, güreş minderi koymuş oraya. "Bu ne?" dedim, "Hep hayalimdi" dedi.

    Fantezisi sizinle güreşmek miymiş?
    Evet.

    Ne yaptınız?
    Kaçtım. O da kovaladı beni aşağıya kadar. Sonra bir taksiye atladım, gittim oradan.

    Erkeklerden de teklif geliyor mu?
    Aman, aman... Bana hiç öyle teklif gelmedi. Herhalde bizim yapımızı biliyorlar. O yüzden de yanıma gelmiyorlar.

    İlişkilerinizde nasıl bir erkeksinizdir?
    Bir kere bağlıyım. Sadakate inanırım. Çok duygusalım bir de. İlk bakışta sert, sinirli biri gibi görünebilirim ama konuştukça samimiyeti anlıyorlar.

    Kıskanç mısınız?
    Tabii, kıskanırım ama aşırı değil.

    Kıyafetine falan karışmak...
    Tabii. Bazı şeyleri bana özel olmalı. Kadının bir özelliği olmalı. Herkesin gördüğünden, herkesin paylaştığından bana ne. Özellikle evli bir kadın giyimine kuşamına dikkat etmeli. İnsanlar kızabilir ama bu benim şahsi fikrim.

    Peki, kadından ne beklersiniz?
    O beni sevsin, ben onu seveyim. O kadar. Bir de saygı.

    Evlilik, çocuk düşünmüyor musunuz peki?
    Evet, artık düşünüyorum.c


    PAZAR
    "Daha ısınırken gülerek rakibi sinir ediyorum"
    "Edebiyat kaderimmiş, kaçtım ama beni buldu"
    "Kız arkadaşımla aramız iyiyken daha başarılıyım"
    "Ben Kadir İnanır! Bana Türkan'ı ve Erol Taş'ı çağırın"
    Bahar Müzayedesi'nin gözdesi Diyarbakırlı Tahsin
    "Ben yaşamayı seçiyorum"
    Şişman Ördek'ten havyarlı ve çikolatalı tatlı
    "Japon isimli Adana kebapçısı"
    Turşusu, peyniri ve otuyla Karadeniz
    Küçük oteller rehberi zenginleşti
    Votka değil, sanki viski
    Besin alerjisine karşı ne yapmalı?
    Tipik bir Karadeniz kasabası
    "Sait Halim Paşa Yalısı" eski günlerine geri dönüyor
    Açık Radyo'nun yeni DJ'i kim?
    Yeni papanın ardından
    Antakya'nın zengin mutfağı
    Evrende yalnız değiliz
    Avrupa ve Türkiye
    Dünya hâlâ pek fena sayılmaz
    'Pazartesi sevgisinden' doğan bir kitap





    Ahmet Turhan Altıner
    Ali Rıza Kardüz
    NEVSAL ELEVLİ
    İlber Ortaylı
    Tuba Akyol
    Ülkü Tamer

    © 2005 Milliyet