Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 26 Nisan 2005 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kapıcı Cafer'le büyüyenler

Her Pazar akşamı papağanından daha akılsız, ama köylü kurnazı bir adamın hikayelerini izleyerek gençliğimize girdik. "Bizimkiler" Almanya'dan, dede-nine merkezli geniş yapıya kesin dönüş yapan bir aileyi anlatıyordu. Ailenin küçük çocuğun anlatımıyla, onun gözüyle hikayeler aktarılıyordu. Ama asıl rol çalıp merkeze yerleşen Kapıcı Cafer'di. Bir dönem eleştirisiydi o dizi aslında. Yeterli akıl ve ahlaka sahip olmayan, ama bayağı kurnaz bir adamın, şehrin değerlerini nasıl yerle bir ettiğini ve ayakta kalmakla yetinmeyip büyüdüğünü anlatıyordu. Özal'ın "Benim memurum işini bilir" temel ilkesinin bir yorumuydu o dizi. İşbilirlerin nasıl yükseldiğini anlatıyordu.

Arabesk hikaye
Ben evde o diziyi seyreder sonra yatılı mektebe giderdim. Ev Beylerbeyi'nde bir giriş katıydı. Hemen altımızda Cemal Abi otururdu. Bizim evdeki unvanı apartman görevlisiydi. Çünkü kapıcı ayıp bir kelimeye dönüşmüştü Cafer'den dolayı. Cemal Abi, 16 daireli apartmanın servisini kağıt kalem kullanmadan alabilen bir zihne sahipti. Her türlü siparişi beynine yazabilen bir adamdı. İki haneli iki sayıyı kafamdan toplamayı beceremeyen ben, bu zekaya hayretle bakardım. Yazmadığı için ne kadar para verildiğini ve para üstünü de akılda tutar, şaşmaz bir isabetle ihtiyaçları temin ederdi. Belki de okuma yazma bilmiyordu kim bilir! Uzatmayayım dürüst adamdı, güvenilir adamdı, insani ilişkileri bilen adamdı. Çizgi çizmeyi, doğru mesafede durmayı bilen adamdı.
Ama itiraf edeyim, bir tavan/taban betonuyla hayatımızı ayırdığımız insan orada dururken, benim kafamda kapıcı, haftada bir saat seyrettiğim bir hayal kahramanı olan Cafer'di. Yani modern çağın kutsal kitabı, ekrandı beynimi şekillendiren. Bütün bir jenerasyon, hatta birkaç jenerasyonun kafasında yerleşmiş kapıcı hep o oldu. Önce TRT, sonra atv, star vs. yıllarca böyle sürdü Cafer'in hayatımızdaki yeri.
Bizim zihnimizi o kanallar şekillendirdi. Ve aynı kanalların haber merkezleri, bir haftadır, bir maçta üç kişinin açtığı bir pankart yüzünden bizim ve Rıza Çalımbay'ın hayatını zehir ettiler. Üç beyni bulandırılmış - muhtemelen - çocuğun yaptığı pankart, yılın maçının önüne geçti. Bir muzaffer komutan gibi maç sonu röportajına gelen Rıza Çalımbay'a o muhteşem maç değil de, pankart soruldu. Sonra arabesk bir hikaye, bir hafta boyunca çiklet gibi çiğnendi ekranlarda.

Yanlışa düştük
Halbuki o pankart asla kabul edilemeyecek, tanıdığım kimsenin sindiremeyeceği korkunç bir espri ydi sadece. Şöyle göz ucuyla bakıp geçmeniz gereken, ciddiye alınmayacak kötü bir espri. Ama Pancu'nun yazdığı masalla bir tutuldu. Her şeyin önüne geçti. Derin temelleri olan bir görüşün, bir iddianın oluşturduğu çok kötü bir espri, öyle ciddiye alındı ki.
Bunun sebebi açık. Zira bunu böyle, 1 hafta boyunca konu edenler de, en azından bilinçaltında o pankarta katılmakta, ama bunun bir taraftan çok da ayıp olduğunu bilmekteler.
Halbuki Rıza Çalımbay ne muhteşem bir cevapla kapatmıştı konuyu. Biz yine aynı yanlışa düştük. Hemen yanımızda Rıza Çalımbay'ın verdiği insanlık dersi varken, o tribünleri dolduran Fenerbahçelilerin bir dolusunun kapıcı ve yakınları olduğunu bilirken, TV'lerin ve onların manipülatör yorumcularının, habercilerinin önümüze koyduğuna sarıldık.
Ne diyeyim, Allah müstehakımızı versin.

Metropol belediyesi takımı olmaz

Türkiye'de belediyeler takım destekledi. Karşı çıkılmalı kuşkusuz. Ama Antep'in, Kocaeli'nin başarıları ve o şehrin köklü takımı olmaları işi yumuşatıyordu. Az da olsa. Ancak taraftarı 4 büyükler arasında bölüşülmüş bir metropolün belediyesi takım kurarsa bu olmaz. 30'u aşkın transfer yapıp, milyonlarca dolar harcayıp kamu parasını çarçur etmeleri bir yana. Şampiyonluk yolunda giden bir büyük takımın önüne çıkılan maçta, oy vereninin 3'te biri o takımı tutarken, zihinler nasıl rahat olabilir? Mesele maç satmak, yatmak değildir. Bunun olabilmesi ihtimalidir. Yani mesele kuvvetlerin ayrılması temel ilkesidir. İnsanların sisteme güvenebilmesini sağlamaktır. Bu durum zaten güvenilirliği tartışılan bir dünyaya daha çok zarar veriyor. Siyaset ve siyasetçi artık futboldan tamamen çekilmeli.

Del Bosque ve Çalımbay

Del Bosque'ye "Cordoba'ya güvenmiyoruz, oynatma" dediler. 200 milyon dolarlık bir takımın kalesine 18 yaşındayken Iker Casillas'ı geçirmiş Del Bosque "Sorun değil. Ramazan oynar" dedi. Del Bosque'ye "Ronaldo'yu oynatma, onu satacağız" dediler. O da "Sorun değil, yerli oyuncuları oynatırım" dedi. Beşiktaş öz kaynak düzeninde yetişmiş Rıza Çalımbay ise haklı olarak günü ve kariyerini kurtarmak için tersini istedi. Rıza Çalımbay'ı bu konuda suçlayamayız. Ama Del Bosque'ye de artık hakaret etmekten vazgeçelim. O tribünlerin de hakkını verdiği bir değerdi.
Ona da kasap dendi. Hem de sıradan, üç beş taraftar tarafından değil, Beşiktaş'ın tesislerine ismi verilmiş bir spor adamı tarafından. Ve o da Rıza Çalımbay gibi Beşiktaş'a yakıştığı gibi sapasağlam durdu. Saygıyla anıyorum.

Canaydın'ın Galatasaray'ı

Canaydın'ı beğenmeyen onu oraya yakıştırmayan Neo - Galatasaraylıların sevdikleri, aşık oldukları Galatasaray'la, onun sevdiği aşık olduğu kulüp aslında çok farklıdır. Vücut bir olabilir ama o aslında bir başka bir güzel görüyor surette. Neo - Galatasaraylılar ise aslında bambaşka bir güzele vurgun. Mesele budur. Canaydın'ın Galatasaray için verdiği, başka türlü bir aşkın kavgasıdır. Zaten içinden çıkılamaz olan da bu. Bir devir bu başka türlü seven adamların çekilmesiyle bitecek. Mesele aşka bakışta, sevmenin yolundadır.

mdemirkol@milliyet.com.tr




SPOR
'Duymamış olayım'
3 favori, 1 plase
Pierre bilmecesi
Hedefler ayrı umutlar aynı
Aslan'a icra smacı!
Aktuğ'un favorisi Fenerbahçe
Luce ile yakın temas
Bu sese kulak verin
Sabaha kadar dans!
Spora, tiner bulaştı
Chelsea – Liverpool: 1
Bomba Middlesbrough
Favori Sporting Lizbon
CSKA Moskova'ya dikkat
Yüzüncü yıl aşkına
PSV üçlemek istiyor
Sürpriz Saint Gallen
Nefes kesen yarış
Sen de mi Brütüs?
Tarihten yapraklar
Siz hakem olsaydınız
Haber turu...
Kapıcı Cafer'le büyüyenler
Milan kazanır
Gandi gibi başkan!
At yarışları
Fener finali kaptı: 71-67
San Antonio şokta





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Mehmet DEMİRKOL
Kapıcı Cafer'le büyüyenler
Her Pazar akşamı papağanından daha akılsız, a...
Rıdvan DİLMEN
Milan kazanır
Şampiyonlar Ligi'nde adım adım sona yaklaşıyo...
Ercan GÜVEN
Gandi gibi başkan!
Uluslararası fair play ödülü ne ki; Nobel Bar...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet