Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 26 Nisan 2005 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Gandi gibi başkan!

Uluslararası fair play ödülü ne ki; Nobel Barış Ödülü adaylığını çoktan hak etti sayın Özhan Canaydın!..
Sanki kulüp başkanı değil, çağdaş bir Mahatma Gandi kendisi!
Malum; Gandi de gençliğinde "centilmenlik dersleri" almıştı İngiltere'de... Sonra "Satyagraha"yı icat etti.
Sadece "Pasif Direniş" değildi Satyagraha. Zayıf ve aciz olmayı reddeden, güçlü olduğunu bilerek hakkını savaşsız almaya çalışan bir yöntemdi.
İçine sevgiyi sığdıramayan "pasif direniş" yerine, içinde nefret barındırmayan bir eylemdi. Kavga, rakibe küfür söz konusu bile değildi.
Gandi başardı.
Şayet sayın Özhan Canaydın da başarırsa ve Galatasaray onun yöntemiyle hem Seyrantepe'yi, hem şampiyonluğu kazanırsa, Türk Futbolu'nun temel direkleri kulüpler "hakkını söke söke alan hırçın yönetim" politikalarını ciddi şekilde gözden geçirecekler.
Yani "kavga" kişisel değil, sistemlerin varoluş mücadelesi bu.
Zor ve önemli olan; niyetini henüz sonuç alınmadan tabana anlatabilmek. Onları ikna etmek. Çünkü insanların herhangi bir rekabette en çok hoşuna giden "yürüyün arkadaşlar" demek!
***
"Yürüyelim ve rakiplere yaşam şansı vermeyelim! Yok olsunlar, kapıya kilit assınlar. Bir tek biz kalalım."
İyi de, tek enerjisi rekabet olan futbolda rakipsiz kalmanın yüceliği nedir Allah aşkına?
Son bir haftada sayın Canaydın'ın centilmenliğini bozamayan işçiliğin kabalığına bakın:
"Galatasaray'ın, UEFA şampiyonluğu tesadüfidir"!
Yani 20. yüzyılın son günlerinde sokaklarda bayram yapan Türk Milleti - ki bunun içinde her takımdan insanlar ve benim gibi takım tutmayanlar da vardı - bir rastlantının peşinden koşan saflarmış.
Hadi, "Tarih 6 - 0 ile yazılır" türünden rekabet sınırlarına giren "dalga geçmeler" sıradanlaşmış... Ama, amatör sporcuları yalınayak dolaşan bir Devlet'in büyük takımlara trilyonluk kıyaklarına kökten karşı olan ben bile "Seyrantepe" avının parçalanma şekline midem bulanarak bakmaktayım.
Tekrar yazmayalım... Bu sistem, tribünde Türkçe dublajlı "Haka Dansı" yapan sivilceli gençleri nereye kadar götürür; izleyip göreceğiz.
Lakin Türkiye tribün değil... Mesele öyle bir noktaya itiliyor ki, insanlar sistem tercihine zorlanıyor. Kavgadan bıkan birçok "ılımlı" futbolsever "Satyagraha"nın başarılı olmasını diliyor.
Galatasaray'ı veya sayın Özhan Canaydın'ı deli gibi sevdiklerinden değil, kavgadan nefret ettiklerinden.
"Şahin tavrın" galebe çalmasıyla gelecek yılların futboluna orman kanunun egemen olacağından derin endişeler duyan insanlara çok sık raslıyorum. Hatta bir tanesini her sabah aynada görüyorum.

Hooijdonk nimet mi?

Ben Hooijdonk'u seviyorum kardeşim! Daha onlarca yıl adının geçeceği evrensel futbolda "Fenerbahçe dostu" olarak dolaşmasını, yüreğinin bir parçasının Fenerbahçeli kalmasını diliyorum.
Anlayamıyorum; bir "nimet" nasıl "külfet" haline geldi.
Onca dövizimizi sayılı frikiklere harcadığımıza ve "inek öldü ortaklık bozuldu" felsefesine inanmak istemiyorum.
Hele Hooijdonk'u "düşman" bellemeyi hiç beceremiyorum. Rakibine basmamak için cins bir at gibi sıçradığı enstanteneyi anılarımdan silemem. Şampiyonluğu kazandıran adamken kaybetmediği tevazuunu unutamam. Hem gol atıp hem gol kurtardığı maçları yok sayamam. Fenerbahçe'nin "âli menfaatleri" gerektirse de, Daum Bey istese de beceremem.
Ben Hooijdonk'un futbolunu da seviyordum, adamlığını da, sportmenliğini de. Türkiye'ye geldiği için havalara uçtuğumuz, seyrettiğimiz ve keyiflendiğimiz adamın, kuyruğuna teneke bağlanmasına boyun eğemem. Lütfen bu büyük futbolcuyu düşman kostümü giydirmeden uğurlayın; lütfen.

Küfür motivasyonu

Sen suç işleyince başkası ceza alıyorsa yapmaktan vaz mı geçersin, gönül rahatlığı ile devam mı edersin ? Suç işlemeyi alışkanlık haline getirmiş bir insan için bundan büyük motivasyon olur mu?
Şayet küfür bir suçsa, neden kulüpler ceza alıyor da küfür edenler cezalandırılmıyor acaba ?
Sayın Ergun Gürsoy çok önemli bir konuya temas etti. Onca parasızlık içinde 400 milyar ceza ödediklerini, artık bıktıklarını ve bireysel ceza istediklerini söyledi; arada kaynadı.
Evet, stadlara kurulan o trilyonluk kameralar artık işe yarasın ve küfür edenler huzur içinde evlerinin yolunu tutamasın maçtan sonra.

eguven@milliyet.com.tr




SPOR
'Duymamış olayım'
3 favori, 1 plase
Pierre bilmecesi
Hedefler ayrı umutlar aynı
Aslan'a icra smacı!
Aktuğ'un favorisi Fenerbahçe
Luce ile yakın temas
Bu sese kulak verin
Sabaha kadar dans!
Spora, tiner bulaştı
Chelsea – Liverpool: 1
Bomba Middlesbrough
Favori Sporting Lizbon
CSKA Moskova'ya dikkat
Yüzüncü yıl aşkına
PSV üçlemek istiyor
Sürpriz Saint Gallen
Nefes kesen yarış
Sen de mi Brütüs?
Tarihten yapraklar
Siz hakem olsaydınız
Haber turu...
Kapıcı Cafer'le büyüyenler
Milan kazanır
Gandi gibi başkan!
At yarışları
Fener finali kaptı: 71-67
San Antonio şokta





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Mehmet DEMİRKOL
Kapıcı Cafer'le büyüyenler
Her Pazar akşamı papağanından daha akılsız, a...
Rıdvan DİLMEN
Milan kazanır
Şampiyonlar Ligi'nde adım adım sona yaklaşıyo...
Ercan GÜVEN
Gandi gibi başkan!
Uluslararası fair play ödülü ne ki; Nobel Bar...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet