Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 27 Nisan 2005 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ekonomi kaç vakte kadar dayanır?


Yazının başında hemen belirteyim ki son aylarda yaşananlar ve çeşitli kesimlerden yansıyan tepkiler beni giderek derinleşen bir umutsuzluğa doğru sürüklüyor ve artan karamsarlığım doğal olarak yazılarıma da yansıyor. Dün sabah ben bu yazıyı yazarken de gün içinde Ankara'da neler olacağını, Sayın Başbakan'ın deyimiyle "halkın temsilcileri" ile "devletin kurumları" arasındaki "mutabakatsızlık" sorununun nasıl gelişeceğini bilmiyordum ama ülkedeki gidişatın yönü belliydi bana göre. Türkiye siyasi istikrarın bozulacağı bir ortama girmişti ve bu gidişatın, eninde sonunda ekonomiyi olumsuz etkilemesi de kaçınılmazdı. Geriye tek bir soru kalıyordu: "Ekonomi ne zamana kadar dayanır?"

Algılama uçurumu
Türkiye ekonomisi gibi dışa açık ve büyük ölçüde dışardan finanse edilen bir ekonominin iyiye ya da kötüye gitmesi, o ülkedeki gelişmelerin dışarıdaki, uluslararası piyasalardaki algılanışıyla yakından ilgili. Türkiye'de şu son aylara kadar yaşanan gelişmeler bu algılamayı olumlu yönde etkiledi. Bu olumlu algılama şu saptamalara dayanıyordu:
  • Türkiye'de Avrupa Birliği (AB) ile bütünleşme hedefine odaklanmış, kararlı ve güçlü bir tek parti hükümeti vardı.
  • Türkiye'de halkın büyük çoğunluğu AB ile bütünleşme hedefini benimsiyordu ve hükümet bu konuda gerekli desteğe sahipti.
  • Türkiye'nin bir "Yükselen Pazar" ülkesi olmaktan çıkıp "AB'ye aday ülke" konumuna geçmesi, AB'nin Türkiye'ye tam üyelik müzakerelerine başlamak için tarih vermesiyle daha da netleşmişti.
  • Türkiye IMF desteğiyle sürdürdüğü programı başarıyla tamamlamıştı ve makroekonomik istikrarı korumaya kararlı görünüyordu. IMF ile yeni bir anlaşmanın imzalanması an meselesiydi.
  • Türkiye enflasyonu hızla düşürürken hızlı büyümesini de sürdürebilmişti.
  • Bu ortamda reel faizlerin de düşüşe geçmesi gündemdeydi ve borçluluk oranları AB normlarına yaklaşma eğilimindeydi.
  • Türkiye'ye, kısa vadeli sermayenin yanı sıra, doğrudan yatırım sermayesinin girmesi için gerekli ortam oluşmuş görünüyordu.
  • Hükümetin özelleştirme çabalarını artırması bekleniyordu.

  • Bu saptamalar alt alta yazıldığında olumlu bir algılama ortaya çıkıyordu. Tüm bu faktörler içinde en önemlisi ise "AB ile uyum" senaryosunun gerçekleşeceğine ilişkin beklentiydi.

    Algılama süresi
    Son aylarda ve özellikle son haftalarda Türkiye'de ve Avrupa'da yaşanan gelişmeler bu olumlu algılamaya yol açan saptamaların hemen hepsini sorgulanır hale getirdi.
  • Bugün gelinen noktada Türkiye'de kararlı biçimde AB hedefine odaklanmış bir hükümet bulunduğunu iddia etmek hayli zorlaştı.
  • Fransa'daki AB Anayasası oylaması öncesinde oluşan olumsuz hava Türkiye ile müzakerelerin ertelenebileceği beklentisini yarattı.
  • Türkiye'de de, AB ile uyum dahil, dışarıda olumlu algılamaya yol açan her gelişmeyi "olumsuzluk" olarak algılayan çevrelerin etkisi arttı.
  • Hükümetin gücü ve siyasi istikrar tartışılır hale geldi.
  • IMF ile anlaşma hâlâ imzalanamadı.
  • Reel faizlerde beklenen düşüş gerçekleşmedi.

  • Dışarıdaki algılamayı olumsuz yönde etkileyebilecek olan bu gelişmelere karşın doğrudan yabancı sermaye girişlerinin hızlandığını ve olumsuz beklentilerin dışarıda henüz fazla yankı bulmadığını görüyoruz. Doğrudan sermaye girişleri aslında geçen yılki olumlu algılamanın meyveleri. Olumsuz beklentilerin gündeme gelmemesinin başlıca nedeni ise, son yıllarda olumlu olarak algılanan gidişatın bir anda yön değiştireceğine fazla ihtimal verilmemesi. Beni ve benim gibileri tedirgin eden Türkiye'deki gelişmeler dışarıda fazla dikkate alınmıyor henüz. AB'nin de gene bir son dakika golüyle Fransa'daki referandumu aşacağı ve genişleme sürecinin aksamayacağı umuluyor. Ancak Türkiye'deki havanın bozulması sürerse ve AB'nin kendi geleceği tartışma konusu haline gelirse bu algılama olumsuza doğru değişebilir.

    oulagay@milliyet.com.tr








    Taha AKYOL
    Anayasa, laiklik, siyaset
    ANAYASA Mahkemesi Başkanı Sayın Mustafa Bumin...
    Çetin ALTAN
    Köyceğiz nisanında güneşli bir sakinlik...
    Gök masmavi... Bir avuçluk bahçedeki tek port...
    Melih AŞIK
    Gediz cinayeti!
    Tam 18 işçi... Geçen gün Kütahya'nın Gediz il...
    Fikret BİLA
    Bush'un açıklamasına CHP'nin eleştirisi
    ABD Başkanı Bush, Ermenilerin "soykırım günü"...
    Hasan CEMAL
    Vücut kimyası!
    Türkiye'nin vücut kimyası çok kolay bozuluyor...
    Güneri CIVAOĞLU
    Akıl oyunları
    Kemal Derviş telefonda şöyle diyordu: "New Yo...
    Can DÜNDAR
    'Son buluşma'dan önceki gece öldü
    1994 yılı nisan ayı...
    Abbas GÜÇLÜ
    Bir bardak suda fırtına
    Üniversiteler sanki ısrarla siyasetin içine ç...
    Hurşit GÜNEŞ
    İngiltere'de seçimleri ekonomi ya da dış politika belirleyecek
    Önümüzdeki hafta İngiltere'de gerçekleşecek o...
    Nail GÜRELİ
    Yasakçı zihniyet
    Yine aynı tartışma: "Asker niye konuşuyor? Ko...
    Sami KOHEN
    Darısı başımıza...
    ÖNCEKİ akşam İstanbul'daki Bulgar Başkonsolos...
    Mehmet Y. YILMAZ
    Dedemin yolculuğu "hicret" miydi, "tehcir" mi?
    Geçmişe saplanıp kalmanın, geçmişteki acı ola...
    Hasan PULUR
    Behçet Necatigil'in şiir mirası...
    1950'li yılların başı, Kabataş Lisesi'nde yat...
    Meral TAMER
    Haydi Valiler, kızları okutmak için yarışa!
    Bir tarafta boş duran okullar ve yurtlar, diğ...
    Ece TEMELKURAN
    Kardeş değil, arkadaş
    "Biz, Anayasa'da her 'Türk' kelimesinin geçti...
    Osman ULAGAY
    Ekonomi kaç vakte kadar dayanır?
    Yazının başında hemen belirteyim ki son aylar...
    Güngör URAS
    'Havyar vergisi' ile 'döviz açığı' küçültülemez
    Hükümet yatıyor, kalkıyor vergileri artırıyor...
    M. Ali BİRAND
    Türkiye artık tercihini yapmalı
    Dün bu köşede , Komutanlarımızın kendilerini ...

    © 2005 Milliyet