|
Gazetecilik dersleri üzerine:
Ustalar ve çırakları
Ben gidiyordum aslında. Sanki stajyerlerin istifa etmesi umursanırmış gibi "istifa etmiştim". El sıkıştım herkesle, Cumhuriyet Ankara Büro'nun kapısından çıkıyordum. Tam çıkıyordum işte o kapıdan, gazetecilik işinden vazgeçiyordum tam... Kapıda beş yaşlı kadın, tutuklu anneleri! O gün gazetede, onuncu sayfada, tek sütuna on santim çıkan haberime teşekkür etmeye gelmişler. Sadece on santimdi oysa! Ellerinde demet demet gelincikler... Kapıda öylece kaldım. Yıllardan 1994 herhalde. O zaman işte Işık (Kansu) Abi, hiç yüzüme bakmadan, öylesine söyler gibi, sırtıma iki tık tık vurdu ve dedi ki:
"Geç içeri hadi! Haberini yaz!"
İçeri geçtim! Haberimi yazdım! Bir daha da hiç istifa etmedim...
Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nden, bu yazıyı yazdıktan biraz sonra, genç çocuklara gazeteciliğin ne olduğunu anlatacağım. Bir üniversite konuşması değil, bildiğiniz ders vereceğim çocuklara. Haddim değil ya, neyse... Ne anlatacağımı düşünüyorum iki gündür. Ne desem acaba bu çocuklara? Şöyle mi acaba...
"Büyük" gazeteci olmamak
Bakın çocuklar, bu iş öyle atla deve değildir. Tarihi not edersiniz sadece. Tarih yazılırken "Ben oradaydım!" demek için bir iştir bu. Siz bir kayıtçısınızdır sadece. İleride, "büyük" gazeteci olduğunuzda, etrafınızda "çok mühim" olduğunuzu hissettirecek olaylar ve insanlar olacaktır. Sakın aldanmayın ve tek öneminizin yaptığınız işten kaynaklandığını aklınızdan çıkarmayın. Çünkü yaptığınız iş önemlidir. Şimdi etrafınızda bir sürü gazete ve televizyon var diye, sanabilirsiniz ki yazdığınız, söylediğiniz sözcüklerin önemi yok. Yazı çok güçlü bir şeydir aslında. Üç sözcükle insanların hayatını değiştirebilirsiniz. Söz tehlikelidir. Elinizin altındaki sözcüklerin insanlığa, insanların hayatlarına yön verebileceğini sakın unutmayın. Bu hassas silahı sakın insanlara ve insanlığa doğrultmayın.
Tarafsızlığı sorarlar mı acaba çocuklar? Sorarlarsa şöyle der miyim acaba?
Tarafsızlık diye bir şey yoktur çocuklar. Siz, insanlığın, insan erdemlerinin tarafını tutacaksınız. Bu işi yaparken birçok hayat göreceksiniz. Bu gördüğünüz hayatlar içinde bir hayatı tutabilirsiniz. Ezilenlerin, sömürülenlerin, sesi duyulmayanların hayatının tarafını tutabilirsiniz. Mühim olan tek şey, dünyada sizin tarafını tuttuğunuz hayatlar dışında başka hayatlar olduğunu da unutmamak. O hayatlara karşı körleşmemek önemli olan. Tarafsızlık diye bir şey varsa, o da hayatın çeşitliliği karşısında, gözlerinizi bütün imkânlarıyla açık tutabilmektir.
Hiç kimse olabilmek
"Gazeteciliğin esası muhabirliktir", diyenlerin ne demek istediğini anlıyorlar mı acaba? Pırıltılı köşe yazarlığı, editörlük, yöneticilik işine heves ederlerse, iyi gazeteciler onlara bunu söyleyecektir çünkü. Muhabirlik demek, hiç kimse olabilmektir. Ancak hiç kimse olduğunuzda herkes olabilirsiniz. Gazetecilik biraz herkes olabilmektir. Ortalarda gezmek, iktidarın hep kenarında durmak, hep arka sıralarda oturup sözün iktidarına sahip olanların üzerlerinde durdukları halıyı altlarından çekebilmektir. "Bu işin esası muhabirliktir" derken aslında kastedilen budur. "Biri" olmak fakirliktir; zenginlik herkes olabilmekle ilgilidir.
Şimdi bakıyorum da, daha ne çok anlatacak şeylerim varmış genç meslektaşlara... Başlangıç olarak bunun bir meslek olmadığı mesela. Gazeteciliğin bir meslekten çok daha fazlası olduğu... Mesela.
ecetem@hotmail.com
|
|