|
Erdoğan'la Kürt sözcüğü!
Başbakan Erdoğan'la Milliyet yazarları olarak geçen gün birlikte olduğumuz uzun sohbette dikkatimi çekti. Çok zorda kalmadıkça Kürt sözcüğünü kullanmıyor.
Özal'dan farklı bu açıdan.
Kürt sözcüğünden kaçıyor, kullanmamaya özen gösteriyor gibi.
Doğu, Güneydoğu diyor.
Etnik milliyetçilik diyor.
Öbür milliyetçilik diyor.
Ama Kürt demiyor.
Bunun gibi Kürt sorunu deyişini de tercih etmiyor. Belki adı Kürt diye konulacak bir sorun olduğuna inanmadığı için öyle... Bunun yerine genellikle Güneydoğu demekle yetiniyor.
Bir izlenim daha:
Hükümette geçen zaman içinde Güneydoğu'ya daha çok Ankara'nın alışılagelmiş resmi penceresinden bakmaya başlamış gibi geldi bana.
Çizdiği çerçeve, resmi çerçeve.
Yani çözümü kalkınmaya bağlayan, aş ve işe indirgeyen bir havası vardı bizimle sohbet ederken.
Bir ara şöyle dedi:
"Ekonomik gelişme sağlanırsa, işsizlik yenilmeye başlarsa, sağlık ve eğitim hizmetleri gelişirse, terör de zayıflar, tutunamaz."
Zaten zayıfladı, tutunamadı.
Ve bu daha çok askeri mücadele sayesinde gerçekleşti.
Ama sorun bitmedi.
Daha çok siyasallaşmaya başladı. PKK askeri bakımdan ölümcül darbe yedi. Ama siyaseten öyle değil. Gerek Apo'nun, gerek PKK'nın bölgedeki ve Kürtler arasındaki varlığını, etkisini göz ardı etmek herhalde imkânsız.
İşin püf noktası da bu.
Güneydoğu'da aş ve iş sorununun çözümü yolunda, eğitim ve sağlık alanında başarılması gereken atılımlar, hiç kuşkusuz, terör ve şiddetin yeşerdiği bataklığı zamanla kurutabilecek.
Ama sorun bitmeyecek.
Milliyetçilik devam edecek çünkü, Kürt milliyetçiliği. Ya da Başbakan Erdoğan'ın deyişiyle etnik milliyetçilik... Milliyet yazarlarıyla sohbetinde Erdoğan, "Etnik milliyetçiliğe karşıyız, bu bizim kırmızı çizgilerimizden biri" diye konuştu.
Etnik milliyetçiliğe ben de karşıyım.
Ama karşı olmak bu olguyu, eski deyişle 'vakıa'yı ortadan kaldırmıyor. Aş ve iş sorununu ne kadar çözerseniz çözün, sağlıktı, eğitimdi, ne kadar iyileştirirseniz iyileştirin, bu milliyetçilik sahneden çekilmiyor.
Alın İspanya örneğini.
Bizde kişi başına milli gelir 4 bin dolar bile değil. İspanya 20 bini vurdu. Ama Bask etnik milliyetçiliği, Katalan etnik milliyetçiliği tam gaz devam ediyor.
Ayrılıkçılık cereyanı da öyle.
Üstelik, bu bölgeler özerk. Kendi parlamentoları, kendi hükümetleri var. Ama Bask ve Katalonya'da, sarı-kırmızı İspanyol ulusal bayrağının renkleri bile tu kaka vaziyette...
Bu yakınlarda Bask bölgesinin özerkliğini artırmak, neredeyse bağımsızlığa getirmek için uğraşan milliyetçi parti bölgesel seçimlerde sonucu kıl payı farkla kaçırdı.
Evet, Bask bölgesinin bağımsızlığını amaçlayan, bunun için şiddet ve terörü siyaset aracı olarak benimsemiş olan ETA örgütünün eski gücü yok, zayıfladı. Kitle desteğini kaybetti. Arada bir bomba patlatsa da ses getiremiyor.
Ama konu siyasallaşmış durumda.
Bask sorunu sürüyor.
Bask milliyetçiliği sürüyor.
Fakat İspanya bu sorunla Avrupa Birliği içinde ve demokrasi çerçevesinde kalarak birlikte yaşamayı öğrenmiş durumda...
"Ben de milliyetçiyim" diyen Erdoğan'ın, öbür milliyetçilik konusunda da -Özal hariç- seleflerinden farklı düşündüğünü, sorunun değişik boyutlarını daha yerli yerine oturttuğunu sanıyorum. Bu konuda bugün için üslubuna, noktasına, virgülüne itina etmesinin anlaşılır nedenleri olabilir.
Ancak, AB ile uyum yasaları ile Güneydoğu ve Kürt sorunu bağlamında çok önemli yasal düzenlemeleri gerçekleştirmiş bir Başbakan olarak Erdoğan'ın sorunu sadece aş ve iş sorununa, eğitim ve sağlığa indirgeyeceğine ihtimal vermiyorum.
Bunlar hiç kuşkusuz lazım.
Ama yetmez, yetmeyecek.
İşte İspanya örneği...
Çok daha geniş ufuklu, çok boyutlu düşünmek ve 'Avrupa Birliği projesi'ne sarılmak gerekiyor, eğer ayrılıkçılığı, etnik milliyetçiliği büyük bir sorun olmaktan çıkarmak ve birlikte yaşanabilir hale gelinmek isteniyorsa...
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|