|
 |
|
|
Bir müsait zamanda, buluşalım Como'da
Como sokaklarında gözlerim hep George'u aradı. Neyse ki İtalyan erkeklerinin çoğu en az George kadar yakışıklı. Üstelik Picasso ile de karşılaştım. Daha ne isterim?
İtalya'daydım. Como'da. George Clooney'in de evinin olduğu yerde. Hatta George Clooney'in Brad Pitt'i karısından ayrılma depresyonunu aşsın diye davet ettiği evin olduğu yerde. Hatta ve hatta "Oceans Twelve"in çekimlerinin yapıldığı yerde. Film için sokaklar kapatılınca İtalyanlar kızmış, George da rahatsız olan 400 haneye birer özür mektubu yollamıştı.
George'u göreyim diye gözlerim fıldır fıldır dolaştım Como sokaklarında ama nafile. Göremedim. Oysa yanımda George'un bir arkadaşının arkadaşı vardı. Toslaşsaydık, George'un bir arkadaşının arkadaşının arkadaşı sıfatı ile gayet havalı bir yazı yazabilecektim size. Neyse!
Lopez'in poposu kocaman! Di mi?
Jennifer Lopez'in, Eros Ramazzotti'nin de evi varmış burada. Bir de Versace'nin.
Lopez'in poposunu ben de merak ediyorum açıkçası. O kocaman popo, nasıl oluyor da bazı kadınların estetikçilere koşup "Ben de aynısından istiyorum, ben de!" hezeyanlarına neden olabiliyor, vallahi ben katiyen anlayamıyorum. Bir görseydim keşke. Neyse!
Eros'u görsem... Eh fena olmazdı. Bir şarkı söyletirdik kendisine. Versace'yi gördüm zaten. Öldü o ama ben yine de gördüm. Katıldığım bir davette ("Davete katılmak" çok havalı, di mi?) Versace giymiş birkaç hatun kişi vardı zira.
Davetten devam edeyim...
Buyrun, gözlem 1: İtalyan erkekleri, daha doğrusu Milanolu erkekler böyleymiş özellikle; gri, füme, siyah, ne renk takım elbise giyerlerse giysinler altına kahverengi ayakkabı giyiyorlar.
Buyrun, gözlem 2: Bazı İtalyan erkekleri de, galiba yine Milanolu erkeklere has bir durummuş bu, üstlerine ceket, içine beyaz gömlek, kravat falan tam takım giyinip, altlarına ise turuncu, vişne çürüğü, cart yeşil, cart mavi falan, pırıl pırıl bol pantolonlar giyiyorlar.
Ben de amma bakmışım İtalyan erkeklerine!
Zaman buldum, sizi dinledim, Como'ya gittim sayın hocam
Como, Como Gölü kıyısında bir kent. Bizim Boğaz'a benziyor. Biraz daha yeşil. Bizim yalılar da güzeldir ama, yalının karşısında bir apartman vardır hani, cephesi mozaik falan, iğrenç! Como'da öyle değil. Bazı evler çok çok güzel, bazı evler çok güzel, geri kalan evler de güzel.
Adamlar Como Gölü'nde yüzüyorlar bu arada. Göle giriyorlar, durgun suya yani; öyle temiz! Biz Boğaz'a giremiyoruz diye içlenmedim mi, içlendim tabii yaban ellerde. Yuh bize!
Tesadüf bu ya, Picasso sergisi vardı, onu gezdim. Kapısında bir saat kadar sırada bekledikten sonra. Değdi mi? Değmez mi?
Como güzel yani.
Zamanınız olunca mutlaka gidin.
* * *
Bizim okulda bir hoca vardı. Çok zengin. Kendisi zengin, kocası zengin. Dünya şekeri bir kadındı. Ama bazı insanların onun kadar zengin olmayabileceği katiyen aklına gelmezdi. Her tatilde, hatta hafta sonları bile birtakım ülkelerdeki sosyetik tatil kentlerine, kayak merkezlerine giderdi. Sonra derse gelip "Ay çocuklar, bilmem neresi nasıl güzel" diye, gayet ballı anlatırdı. Como'yu da çok sevmişti:
"Çocuklaaar, Como çok güzeeeel. Zamanınız olunca mutlaka gidin."
Bizim de tek derdimiz zaman tabii! Ah bir zamanımız olsa Como senin, Dominik Cumhuriyeti benim gezeceğiz. "Ne zamanı, tüm zamanlar bizim hocam, lakin para?" diyemezdik.
Ben Como'ya iş için gittim. Döndüm geldim, çarşamba sabahı Türkiye'ye uyandım. Bir gazeteci kapkaç dosyası hazırlıyormuş, o aradı, buluştuk. "Niye sosyal patladı bu memleket?"i konuştuk. Gazeteleri açtım. Türban meselesi hortlamış. Kürt meselesi, Ermeni meselesi... Amaaan!
Siz de işte bir vaktiniz olduğunda, bir müsait zamanda yani, Como'ya gidin mutlaka.
tubakyol@yahoo.com
|
|
|

|