|
Altın memeler
Mısır ve Kuşadası'nda dünkü patlamalar "terör" boyutu ötesinde "turizm" alarmıdır.
17 Kasım 1997'de Mısır'ın Luksor yöresinde Kraliçe Haçepsut Tapınağı'nı gezen kalabalık bir turist grubu üzerine köktendinciler saldırdılar.
Makineli tüfekler ve bombalar kullandılar. 66 turist öldürüldü. Dehşet verici ve insanlık adına yüz kızartıcı bir saldırıydı.
Döviz gelirinin dörtte üçünü turizmden sağlayan Mısır'a bütün rezervasyonlar ve uçuşlar iptal edildi.
Turist girişleri bıçakla kesilmişçesine durdu. 2 yıldan uzun süre Mısır'a turist girişi neredeyse sıfırdı.
Mısır, "altın memeli ineği" yeniden süt verir hale getirmek için küresel bir güvenlik ve kültür promosyonu başlattı.
Önce Fransa'nın eski güvenlik şefi ile anlaştı. Mısır'ın güvenliğini anlatan bir kampanyanın sözcüsü seçildi.
Onun verdiği güvence "referans" olarak etki yaptı.
Ardından Christian Jacq adlı bir yazarla anlaşma yapıldı.
Onun yazdığı "Mısır'ın tarihindeki Firavunlar dönemini yansıtan" Fransızca romanlar piyasaya sürüldü.
Bu romanlar, Türkçe dahil Avrupa dillerine de çevrildi.
İlgiyle okundu.
Ortaya koyduğu medeniyet harikasıyla Mısır, küresel turizmin ilgi odağı haline geldi.
Ülkeye turist nehri aktı.
Ancak dün patlayan bombalar düşündürücüdür.
"Acaba El Kaide'nin mi işi?"
Mısır'ın ABD ve İsrail'le yakınlaşması ve Irak'taki direnişçilere destek vermeyişi, "radikal İslamın silahlı yeraltı güçlerini" harekete geçirmiş olabilir.
Bu patlamalar sürerse, Mısır, 17 Kasım 1997 sonrasının "zor" yıllarına dönebilir.
.................
Kuşadası'ndaki patlama da, sıradan bir terör eylemi gibi görünmüyor.
Bombanın Atatürk heykeli altına bırakılmış olması her ne kadar "radikal İslam" parmak izlerini arattırıyor ise de, bunun -Tanrı korusun- turistik yörelere yayılabilecek bir planlı PKK saldırılar dizisinin ilk eylemi olabileceği kuşkusunu da veriyor.
Turizm, Türkiye'nin en önemli döviz girdilerinden biri.
Ancak...
Sadece ekonomik bir gösterge olarak algılamak yanlıştır.
Milyonlarca turist, Türkiye'nin Batı'daki lobi ajanları olarak da görülmelidir.
Hele Türkiye'de taşınmaz mal alan yabancılar, bu toprakların birer yabancı uyruklu avukatları haline gelirler.
Bu süreç Türkiye'de henüz başlangıçta.
Hedef... 40 milyar dolar turist geliri...
Fransa, İtalya örnekleri dikkate alınırsa, hayal değil.
Öte yandan bir yılda yabancılara 1 milyar dolarlık taşınmaz satışı olmuş.
Türkiye kıyıları, özellikle İngiliz ve İrlandalılar için "ikinci ev" tutkusuna dönüşmekte.
Avrupa'nın taşınmaz mal fuarında binlerce Türk evi pazarlanmakta.
Bunlar et/balık, peynir, zeytin, meyve yiyecek, lokantaları dolduracak. Meşrubat, su, meyve suyu, içki içecekler. Bu toprakların insanları olacaklar.
Ama... Kıyı yörelerinde art arda bombalar patlamaya başlarsa, hepsi hayal...
Yazının başlarında yansıttığım Mısır örneği, bu karanlık olasılığın kafalara dank etmesi içindir.
................
Bir yandan El-Kaide bağlantılı "radikal İslam"ın terör örgütleri, öte yandan PKK'nın "Ekonominin damarlarını keseceğiz, turizmi durduracağız" tehditleri, güvenlik sorununu, gündemin ilk sıralarına taşımıştır.
Bu patlama bir sınavdı.
Böyle bir durumda -üstelik ihbar nedeniyle ilçe polisi tetikte beklerken- kuşkulu paketin manav çıkışı içinde sebze dolu poşet gibi kucağa alınarak polis aracına taşınması, akıl alır şey değil. Bunu yaparken yaşamını yitiren başkomisere rahmet, ailesine ve camiaya başsağlığı diliyoruz ama bu büyük hatanın hesabının sorulması gereğini de, -altını çizerek- vurgulamalıyız.
Turizm yörelerine gerçekten uzman polisler gönderilmeli.
Değil böyle patlamayan paketi patlatmak... Patlama olasılığı yüksek durumları dahi kimseye sezdirmeden zararsız hale getirecek yöntemler uygulanmalıdır.
Birkaç küçük paket, Türkiye'nin yol haritasını kundaklayabilir.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|