|
 |
|
|
Sahibinden kiralık
Malatya'ya keşke Saidou değil, yöneticisi Gökşen kiralansaydı..
Hatta tüm Galatasaray yönetimi...
Ve şartsız şurtsuz.
Fatih bey iyi bir Galatasaraylı belli ki, belki iyi biri de...
Yetmiyor ama...
Keşke kiralık gitseydi, biraz pişseydi.
Hem...
Etrafta iyi insandan ve iyi Galatasaraylı'dan çok ne var ki...
Neden Gökşen?
Galatasaray'a verdikleriyse sebep.
Galatasaray'dan aldıklarından düşün verdiklerini, hala borçlu o.
Futbol takımı üniversite olmuş, Galatasaray'ı yönetmeye çalışan Lise de işin kolayını bulmuş.
Paralı Lise'size pekâlâ.
Parasız Lise'size no!
Ohhh be, ne âlâ.
Ve Saidou
Bir sempatik Africano. İyi bir profesyonel, sessiz, sakin, efendi.
Yok gol filan kaçırırmış da... Yanarmış çocuk!
Yedik biz de...
Mankafaysak da... Bu kadar mı mankafayız?
Bize atarsa yanarız ın Gökşen'cesi, Gürsoy'cası...
Ve... Gökşen'in, Saidou'yu araması.
Araya birini soksaydı bari, sıkıştığında 'ben aramadım' derdi.
Hele hele...
Gökşen'in 'dün değil, dünün dünü aradım' demesi....
Peki hiç mi Ergun abisinden yol öğrenmemiş Gökşen diyeceksiniz.
Abisinin merhemi olsa...
Diyeceğim ben de.
Yine neresinden tutsak elimizde kalıyor Galatasaray yönetimi.
7'sinde neyse
Ve bu tip polemiklerin her hafta Reha Muhtar'ın önüne gelmesi ve malı hep Muhtar ve his friendsin götürmesi.
Tesadüfün böylesi mi ?
Malatya Başkanı ve Gürsoy ile dalaşan o Malatyalı yöneticinin, Fenerbahçeli olmasına kadar bile uzandı işin ucu.
Ne alakası varsa.
Evet, ne alakası varsa.
Çünkü... Fenerbahçeli olmalarıyla bi alakası olmadığına inanmak istiyorum.
Yok, eğer alakası varsa da...
Biz bu kadar mı bitmişiz ?
En traji - komik olan da Reha Muhtar ve arkadaşlarının Saidou'nun Galatasaraylı olmasını polemik konusu yapmamalıyız havalarında konuşup, Malatya Başkanı ve yöneticisinin Fenerbahçeliliği'ni uzattıkça uzatmalarıydı.
Aynı Muhtar haftalardır Cem Papila nın maçı 8 dakika uzatmasına takılmıştı halbuki..
İlla kan mı çıksındı maçtaya getiriyordu...
Televizyonda kan çıkabilirdi.
Evet biz böyleyiz.
Ve biz niye böyleyiz!..
Ekşi'lerin arasında bir tatlı
Ekşi Sözlük'ten:
Spor yazarı geçinen kişiler arasında ayrı bir yeri ve üslubu olan ender kişilerden birisidir kendisi.. En azından yazılarını Ömer Üründül, Selim Soydan, vs vs. türü kişilerin yazıları gibi batarak yazmaz... Kendisine has ve kelime oyunları yaparak yazdığı için yazılarını okumak ilk başta biraz garip gelebilir, ancak alıştıktan sonra Bilgin Gökberk'in çok ayrı bir tadı vardır.
Yaşantısı ve giyimi insanlardan biraz ayrı olduğu için ilk başta çok antipatik gelebilir, fakat onu tanıyınca kendisine oldukça hak veriyorum... Bilgin Gökberk'i yazılarından tanımayanların mutlaka Radyo D'deki programını dinlemesini tavsiye ederim...
Radyoda sık sık bahsettiği turizm konularında ise ona hak vermemek elde değil. Özellikle de Türk kahvesi hakkındaki fikirleri oldukça önemli ve takdire şayan şeyler...
(sugardere, 26.04.2005 17:02)
Gökberkler'den misin...
(ben 05.04.2005 15:12)
Ya ben Bilgin Gökberk değilsem
Ben burda oturuyorumu bile bir yerlere tasdik ettiren bir milletin evlatlarıyız biz.
Önce muhtara...
Bazen muhtarınkini de notere...
Bi defasında telefon açmıştım bir noterin odasından, İçişleri Bakanlığı'na:
- Böyle bir noter var mı?
- Var.
- İçerideki bey noter mi?
- ?
- Ya noter bir yerlere filan gittiyse, ya biri onun yerinde, noter kılığında oturuyorsa.
- Olur mu öyle şey, ben İçişleri Bakanlığı'ndan filan falanım, inanın bana.
- Peki siz o musunuz, yemin edin ananızın babanızın üstüne?
Ha Papila, ha Tatlı, ha Gökşen, ha Malatya Başkanı...
Veya ha bilmem kim.
Sorun onlarda değil yani, bizde.
Kafalarımızda...
Sakallı hakem niye yok?
- Karıcığım, 19.00'da... Lig TV'deyim... Beni seyretmeyi unutma.
- Tek başına sen mi Cem ? (veya Serdar, veya Selçuk veya vesaire)
- Hayır bizim yan lar da var, üçümüzüz.
-Yalnız üçünüz mü ?
- Fenerbahçeli ve Trabzonsporlu futbolcular da var tabii, bir de işte 40-50 bin kişi...
Böyle çıkıyorlar evden.
Maça da böyle çıkıyorlar...
Maçın bir anında maçın önüne de böyle çıkıyorlar.
Maçtan da öyle çıkıyorlar.
Bakın 2 hafta önce ne yazmışım:
"Hepsini bir otele topluyorlardı.
Tek tiplerini giydiriyorlardı.
Tek tip yediriyorlardı.
Başlarında, her tahtanın başında elinde sopayla konuşmaya bayılan eski peruklu başkanları...
Ve peruklu başkan tartışmalı pozisyonları gösterirken onları yere yatırıyor, itip kakıyor, oralarını buralarını çekiştiriyordu.
Cebinde fotoğrafını taşıdığı eski federasyon başkanı seminere geldiğinde, onları utanmadan sıkılmadan bir de otelin kapısına diziyordu.
Nooluyordu demiştim...
Çalar saatle aynı saatte uyandırılan yüzler.
Aynı saatte sinekkaydı traş edilen yüzler.
Emret komutanım diye bakan gözler.
Evet, nooluyordu...
Bir bıyıklı, bir sakallı, bir uzun favorili hakem de mi olmazdı aralarında.
Olmazdı, olamazdı.
Ruhlarını, kişiliklerini seminerlerde bedenlerinden alıyorlardı.
Sonra salıyorlardı.
Hadi çıkın, kişilikli, ruhlu düdükler çalın."
* * *
"Sorunları zaten teknik değil sosyal.
Ve maçın bir anında bir şekilde hem hakemin önüne çıkıyor, hem maçın..."
Yoğun istek üzerine
Fatih Terim'e...
Galatasaraylılar'ın rüyalarına giren takımın başında olmamanın sebebi Galatasaraylılar'ın rüyalarına bile giremeyenleri başardığın içindi.
Takma kafana...
Bilgin'den
Beni en çok seven, en sevdiğim, en özlediğim ve tanıdığım en yumuşak kadına...
Anneme...
O öldükten sonra bana annelik de yapan, annem kadar sevdiğim, canımı hiç düşünmeden verebileceğim o üç kadına....
Ablalarıma...
Taaa o zamandan beri bana annemmiş gibi bıkmadan, usanmadan emek veren, tanıdığım en hoş, en havalı, en tatlı o genç anneye...
Yani O'na...
Pazar 8 Mayıs 2005...
Gününüz kutlu olsun.
SERİ İLANLAR
Pazartesi - Çarşamba 09.30 - 10.00 Radyo D'de
Cuma'ları ise Milliyet'teyiz (Başka şubemiz yoktur.)
İmza: Köyün Delisi
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|