Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 06 Mayıs 2005 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Linçten lige Trabzon:
Esin gürleyin efendiler!


İzlememiş olanlar, futbolla ilgili olmayanlar olabilir. Ben bir süredir ilgiliyim. Her ne kadar erkek dünyasına yıvışmak için futbolseverleştirilmiş kadınları görünce içim ezilse de erkekler âlemini, giderek dünyadaki iktidar tarihini, siyaseti anlamanın, futbolu anlamadan mümkün olmadığına ikna oldum nihayet. Ya da teslim oldum bu gerçeğe diyelim! Diğer yandan futbola "dışarıdan" bakmanın bir anlamı olmadığını da anladım. Yani "ya içindesin ya da dışındasın" bu oyunun. İçine girmeden de mümkün değil anlaşılmıyor bu meret. Girince de giriyorsun, artık o kadar dışarıdan bakamıyorsun istesen de. Velhasıl neredeyse bilimsel bir dikkatle izliyorum lig maçlarını. Şöyle söyleyeyim: Ofsayttan sonra artık pasif ofsayta da hâkimim!
Hatta daha ileri gideyim "tartışmalı pozisyonlarda" müthiş mesafe kaydettim ve Erman Hoca'nın hükümlerinin çoğunu ben maç esnasında veriyorum. O derece yani!
Hatta o derece ki Trabzonspor-Fenerbahçe maçında hakem Cem Papila, Alex'in ortasından sonra Nobre'ye ofsayt düdüğünü çalmayınca, ofsayt bilgisi son derece taze (!) bir izleyici olarak şaşırdım.
Maçtan sonra bu ofsaytla ve daha birçok pozisyonla ilgili muhtelif kavgalar edildi. Benim şahsen Türk futbolunda hakkının yendiğini düşündüğüm şahsiyetlerden Şenol Güneş en düzgün cümleleri kurdu. Hani "Maç bitti. Neyin kavgasını yapayım?" gibisinden. Güneş, işte bu futbol ve erkek ilişkileri içinde, iktidar çarkları arasında canı yanmış insanlardan birisidir. Neyse... Onun dışında herkes, önce ince ince, sonra basbayağı kalın kalın laflar etti. Böyle kavgalar en geç çarşamba akşamına kadar bitiyor normal koşullarda. Fakat bu kavga bitmedi. Önceki gün Trabzonlu AKP ve CHP milletvekilleri bir basın açıklaması yaptılar:
"Bu, süper lig değil, ayıplı lig!"
Papila'nın hatalarının "futbol cinayeti" olduğunu söylediler. İş büyüdü yani. Hem Anadolu'nun İstanbullu büyüklere karşı bir mücadelesi var bu işin içinde, hem de...

Demokrasi tribünleri
Nihat Genç, Akşam gazetesinde yazmıştı. Trabzon'daki linç olayından sonra, kendi memleketini, bu lince ortam hazırlayan koşulları, ruh halini ve nihayet bir parça da Trabzon'un, Trabzonlunun bilinçaltını yazmıştı güldür güldür üslubuyla; Engürü Kahvesi'nde oturmuş konuşur gibi tatlı tatlı anlatmıştı. Müthiş bir enerjiden bahsediyordu yazısında, bir kabına sığmazlıktan, bu enerjinin yapıcı kanallara aktarılamadığı zaman kendi kendini tahrip edebildiğinden. O vakit, Genç'in yazıları kadar kapsamlı olmasa da birçok yazı yazıldı Trabzon üzerine. Çok söz söylendi. Az buz da bir şey değildi olup biten.
Linç, Sivas olaylarının bir gömlek küçüğüydü. Memlekette gündem on beş dakikada bir değiştiği için yeteri kadar da üzerinde durulmadı. Hatta hatırladığım kadarıyla Trabzon milletvekilleri bir araya gelip bir açıklama yapmadılar. AKP'liler, CHP'liler bir araya gelip bunun bir "demokrasi cinayeti" olduğunu söylemediler, "süper demokrasimizin ayıplı demokrasi" olduğundan ise hiç söz etmediler.
Meğer, halkın temsilcileri olarak, demokrasiden ziyade süper lige saklarlarmış Trabzonlu enerjilerini! Ofsaytla ilgili, hakemle ilgili bu kadar sözü olan insanların, şehirlerinde gerçekleşmiş tarihi bir olayla ilgili hep birlikte kuracak iki üç cümlesinin olmasını beklerdim doğrusu... "Bir dahaki sefere artık" mı diyeceğiz yoksa?
Lig her yıl oluyor da linç her "sezon" tekrarlanmaz. Konuşmazsak, işimiz demokrasi ise -ki vekillerin işi budur diye biliyorum- işimizi yapmazsak tekrar eder mi yoksa?
Bir de Şenol hocam, niye Yattara'yla başlamıyorsun maça?!

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Blair, ekonomi, sağ ve sol
İNGİLİZ seçimlerini Tony Blair kazandı! Muhaf...
Çetin ALTAN
Kapitalizmde "sömürü"den, "piyasaları genişletme" dönemine...
Evrensel kapitalizmin gözleri, yavaş yavaş Tü...
Melih AŞIK
Abesle iştigal...
Almanya Başbakanı Gerhard Schröder"in iki gün...
Fikret BİLA
İngiltere üzerinden tebligat
Rum yönetiminin KKTC'de, Güney'den pasaport a...
Hasan CEMAL
Erdoğan'dan çok Gül'ün adı var
Konya nasıl bir kale ise Kayseri de öyle. Bir...
Güneri CIVAOĞLU
Türk diasporası
Almanya'da kayıtlı Ermeni sayısı 12 bin. Oy k...
Abbas GÜÇLÜ
Kars model kent olma yolunda
Türkiye, enteresan bir ülke. Kars'ta adeta şo...
Hurşit GÜNEŞ
Merkez kotasyon indirmeli mi?
Piyasalarda Merkez Bankası'nın (MB) faiz oran...
Sami KOHEN
Kuzey cephesinde yeni "bir şey" var...
IRAK'ta seçimlerin gerçekleşmesi ve yeni hükü...
Mehmet Y. YILMAZ
Trafik sorununu çözmek zorundayız
İstanbul'da yaşayıp da trafik sorunundan şikâ...
Faik ÖZTRAK
Yurtdışında yerleşiklerin DİBS iştahı
Konsolide bütçenin borç stokunun GSMH içindek...
Hasan PULUR
İsviçre savcısı ve saat kaçakçısı...
DÜNKÜ yazımızın sonunda, İsviçre'nin, bizim T...
Derya SAZAK
Blair ve yeni sol
İngiltere'de seçimin galibi, üçüncü kez Tony ...
Meral TAMER
Ambleme her tık, 1 kızın günlük harçlığı olsun
Dün sabahın ilk saatlerini Karslı genç kızlar...
Ece TEMELKURAN
Esin gürleyin efendiler!
İzlememiş olanlar, futbolla ilgili olmayanlar...
Güngör URAS
'Orjin'den 250 milyon dolarlık yatırım
Orjin Grup küçük bir konfeksiyon atölyesiydi....
Serpil YILMAZ
Şansölye'den "Win Win" (*)
Son bir yıl içinde ikinci kez bu alkışları du...
M. Ali BİRAND
Schroder, tek kelimeyle muhteşemdi
Türkiye'de birşeyler oluyor, ancak biz farkın...

© 2005 Milliyet